IDAF'ın bu yılki “Retell” teması, yapay zekâ çağında kültürel hafızamızı ve geleneksel hikâye anlatıcılığını dijital sanat aracılığıyla nasıl dönüştürüyor?
“Retell” bizim için yalnızca geçmiş hikâyeleri yeniden anlatmak değil; onları bugünün diliyle yeniden düşünmek anlamına geliyor. Yapay zekâ çağında kültürel hafıza artık sadece arşivlerde ya da kitaplarda yaşayan bir şey değil; veriyle, görsellikle, sesle, etkileşimle ve izleyicinin katılımıyla sürekli yeniden üretilen canlı bir alan. Geleneksel hikâye anlatıcılığı dijital sanatla birleştiğinde, geçmişin sembolleri bugünün teknolojisiyle yeni anlamlar kazanıyor. Bu yüzden IDAF 2026’da izleyiciye yalnızca eserleri göstermeyi değil, hafızanın nasıl değiştiğini, dönüştüğünü ve yeniden kurulduğunu deneyimletmeyi amaçlıyoruz.
“Teknoloji, yaratıcı bir ortak hâline geliyor”
IDAF 2026, teknolojiyi bir üretim aracı olmaktan çıkarıp “yaratıcı bir ortak” olarak konumlandırıyor. Bu eksen kayması, sanat eserindeki “insani” özü ve yaratım sürecini nasıl yeniden tanımlıyor?
Bugün teknoloji artık sadece sanatçının kullandığı bir araç değil; bazen sanatçıyla birlikte düşünen, öneren, dönüştüren bir yaratıcı ortak hâline geliyor. Ama bu durum insanın rolünü azaltmıyor, tam tersine daha görünür kılıyor. Çünkü yapay zekâ bir fikir üretebilir, bir form önerebilir fakat niyet, duygu, etik seçim, bağlam ve hikâyeyi kuran hâlâ insandır. Bence yeni dönemde “insani öz”, yalnızca eseri elle üretmekte değil; soruyu sormakta, yön vermekte, anlam kurmakta ve teknolojiyle nasıl bir ilişki kurduğumuzda ortaya çıkıyor.
Kültürel ve dijital diplomasi alanındaki akademik çalışmalarınız ışığında; dünyanın dört bir yanından 70 sanatçıyı AKM’de buluşturan festival, İstanbul’u küresel dijital sanat ağında nasıl bir merkeze dönüştürüyor?
İstanbul tarih boyunca kültürlerin, dillerin, inançların ve hikâyelerin kesiştiği bir şehir oldu. IDAF ile biz bu tarihsel köprü rolünü dijital çağın diliyle yeniden kuruyoruz. Dünyanın farklı yerlerinden sanatçıları AKM gibi güçlü bir kültür mekânında bir araya getirmek, İstanbul’u yalnızca bir sergi noktası değil; fikirlerin, teknolojilerin ve yaratıcı üretimlerin buluştuğu uluslararası bir merkez hâline getiriyor. Bu festival aynı zamanda Türkiye’deki sanatçıların dünyayla temas kurması ve uluslararası sanatçıların da İstanbul’un yaratıcı enerjisini deneyimlemesi için çok önemli bir alan açıyor.
“IDAF, teknolojiyi sorgulayan ve insanla ilişkisini yeniden tartışmaya açan bir platform”
Dijital iletişimin toplumsal algıyı hızla şekillendirdiği bir dönemde, festivaldeki yeni medya eserleri izleyiciye teknolojiyle kurduğu ilişkiyi sorgulatacak nasıl bir eleştirel alan açıyor?
Bugün teknolojiyle ilişkimiz çok hızlı, çok yoğun ve çoğu zaman farkında olmadan ilerliyor. Yeni medya sanatının gücü de burada ortaya çıkıyor: Bize kullandığımız teknolojilere dışarıdan bakma fırsatı veriyor. Festivaldeki eserler izleyiciyi sadece etkileşime sokmuyor; aynı zamanda “Ben teknolojiyle nasıl bir ilişki kuruyorum?”, “Verim, bedenim, hafızam, duygularım bu sistemlerin içinde nasıl yer alıyor?” gibi sorular sorduruyor. Bu açıdan IDAF, teknolojiyi yücelten değil; onu düşünen, sorgulayan ve insanla ilişkisini yeniden tartışmaya açan bir platform.
Altıncı yılına giren ve sınırlarını sürekli genişleten IDAF’ın, Türkiye’deki yeni nesil dijital sanat üreticilerine ve ekosisteme bırakmayı hedeflediği en kalıcı miras nedir?
IDAF’ın en kalıcı mirasının bir cesaret alanı oluşturmak olduğunu düşünüyorum. Genç sanatçılara, tasarımcılara, yazılımcılara ve araştırmacılara “Bu alanda üretmek mümkün, görünür olmak mümkün, dünyayla konuşmak mümkün” duygusunu vermek istiyoruz. Türkiye’de dijital sanat ekosisteminin büyümesi için sadece sergi yapmak yetmez; sürdürülebilir bir ağ, disiplinler arası iş birlikleri ve yeni üretim modelleri kurmak gerekir. IDAF’ın mirası da bence bu olacak: Sanat, teknoloji ve akademiyi bir araya getiren, yeni nesil üreticilere alan açan güçlü bir ekosistem.
“Fiziksel hafızayı dijital evrenin sınırsız imkânlarıyla buluşturuyoruz”
IDAF 2026; AKM gibi güçlü bir fiziksel hafızaya sahip bir yapıyı, “sınırsız” dijital evrenle harmanlarken izleyiciye nasıl bir “fijital” deneyim vadediyor sizce?
AKM, İstanbul’un kültürel hafızasında çok güçlü bir yere sahip. Biz bu fiziksel hafızayı dijital evrenin sınırsız imkânlarıyla buluşturduğumuzda, izleyici için yalnızca bir sergi gezisi değil; katmanlı bir deneyim oluşuyor. “Fijital” deneyim dediğimiz şey tam da bu: Bedeninizle mekândasınız ama zihniniz ve algınız dijital imgeler, sesler, yapay zekâ, etkileşimli sistemler ve sanal dünyalar arasında dolaşıyor. IDAF 2026’da izleyici AKM’nin gerçek mekânında yürürken, aynı anda geleceğin sanat dilini deneyimleyen aktif bir katılımcıya dönüşüyor.