1972 yılında faaliyete başlayan ve uzun yıllar Süleymaniye Külliyesi içinde faaliyet gösteren Tûbâ Kız Kur’an Kursu hocaları, müfredatı ve mezunları ile Türkiye’de dindar kadınların tarihi açısından köşe taşlarından bir tanesi olmuştur. Aslen yatılı Kur’an Kursu olan bu Tûbâ’da aynı zamanda okullara destek dersleri de verilmiş ve mezunların üniversiteye gitmesi teşvik edilmiştir. Hocaları arasında Ali Yakup Cenkçiler, Mahmut Bayram gibi dönemin mühim isimlerinin de yer aldığı kursu alternatif bir eğitim ocağı hâline getiren müfredatı zaman içinde -baskıların da etkisi ile- standart bir Kur’an Kursu müfredatına evrilmiştir. Röportajını sunduğumuz Hatice Bağdaş Tûbâ’nın kuruluşundan itibaren Hafızlık hocası olup yüzlerce hafız yetiştirerek talebelerin zihninde yer edinmiş isimlerin başında gelmektedir.
Ben Hatice Bağdaş’ı, Fatih’te babaannem ve anneannemin hem komşuları hem de düzenli katıldıkları mukabelelerin merkezindeki Hatice Hafız; annemin de Hafız Ablası olarak tanıdım. Yıllarca Hatice Hafız’ın güzel okuyuşunu ve düzenli mukabelelerinin bahsini dinledim. Uzun uğraşların sonunda, şimdi Ataköy’de oturan Hatice Bağdaş’ı annemle beraber ziyaret ettik ve imkânlar ölçüsünde konuşmalarımızı kayda aldık.
Kendinize ve ailenize dair kısaca bilgi verebilir misiniz?
1940 yılında Fatih’te Ispanakçı Sokak’ta doğdum. Annem Sultan Abdülhamid’in imamının kızıdır. Babam ise Bartınlıydı. Erken yaşta vefat etti. Annem bizi yetiştirmek için çok çaba sarf etti.
“Kur’an eğitimin yasaklı olduğu dönemde eğitim aldım”
Hafızlık eğitiminizi nasıl aldınız? Evde mi, kurs ortamında mı?
Fatih Camii’nin kıble tarafındaki kursta eğitim aldım. Hocam Hayriye Küsmüş idi. Kendim gidip geldim. Yasaklı dönem olduğu için çok öğrenci almazdı. Birkaç öğrenciydik. Dikkat çekmemek için sabah erken saatlerde tek tek giderdik.
Hafızlığınızı bitirdikten sonra resmî bir görev aldınız mı?
Hayır. Sadece fahri olarak ders verdim. Evlerde, cemiyetlerde mukabeleler okudum. Tûbâ’ya başlamadan önce evde bazı talebelerim oldu. İsmail Ağa’da meşhur Kaptan Hoca isimli Abdullah Evenser’in oğlu Osman benim talebemdi örneğin. Yaşı büyüyünce hafızlığı başkasında tamamladı ama sürekli ziyarete geldi bize.
Tûbâ Kız Kur’an Kursu ne zaman açılmıştı? Siz nasıl orada hocalığa başladınız?
Yaklaşık 1972 civarı. Açıldığı ilk yıllarda bir apartman dairesindeydi, sonra Süleymaniye’ye taşındı. Orada bana hafızlık hocası olmamı teklif ettiler. İlk başta yapamayacağımı, her gün gidip gelmenin zor olacağını düşündüm ama uzun yıllar Hidayet Camii’nin imamlığını yapan eşim Sabri Bağdaş Hoca sağ olsun beni teşvik etti, her sabah bırakıp her akşam kurstan aldı ve ben de uzun yıllar burada hocalığa devam ettim. Sabah erken vakitte kursa giderdim. Kimi zaman namazdan önce gidip öğrencileri uyandırdığım bile olmuştur. Sonra beraber kahvaltı yapar derse başlardık. Akşama kadar eğitimler devam ederdi.
“Hafızlık uzun soluklu ve meşakkatli bir iştir”
Öğretim yönteminiz nasıldı?
Güler yüzlü bir hocaydım herhalde. Talebeye kesinlikle bağırmazdım. Dersi yapamazsa yanıma çağırır, “Derdin ne, neden olmadı?” diye sorardım. Onlar da örneğin “Ailemi özledim” derdi, şu bu derdini anlatırdı, biraz latife ile biraz gönlünü alarak onun derdini dindirir ve dersine devam etmesini teşvik ederdim. Merhametli bir disiplin uyguluyordum. Hafızlık uzun soluklu ve meşakkatli bir iştir. Kızlarımız da hep yatılı öğrencilerdi. Hem hafızlığın hem gurbetin getirdiği zorluklar bazen onları yoruyordu. O nedenle sadece eğitim vermiyor, bir nevi annelik de yapıyorduk öğrencilerimize tabii ki. Bizim çocuğumuz olmadı. O nedenle de tüm öğrencilerimi evladım gibi sevdim herhalde.
“Hafızlık merasimlerimiz çok coşkulu olurdu”
Burada hafızlık merasimlerinin çok meşhur olduğu söyleniyor. Bunlardan bahseder misiniz?
Çok coşkulu olurdu. İlahi ve kasideler okunurdu. Hafızlık şarkımız vardı, onu okurduk. Tüm öğrenciler uzun bir süre boyunca bu törene hazırlanır ve coşkulu bir tören çıkarırlardı. Herkes imrenirdi. Hafızlık, bir irfan ve sultanlık olarak görülürdü.
Fatma Erken: Hafız ablanın katıldığı cemiyetler ve mukabeleler de hep böyle coşkulu olurdu. Aşırıya kaçmadan ama makamlara riayet ederek mukabele okur, aşır okur, ilahiler okur, herkesin gönlünü hoş eder. Kendine has bir tarzı vardır. Annemler de o dengeli tavrından çok hoşlanırlardı ki yıllarca hep mukabelelerini takip ettiler. Hafız abla da her gittiği yerde yeni cemiyetler oluşturdu. Fatih’ten, çevresinden ayrılmak istemiyordu ama Ataköy’e taşınınca da hemen bir mukabele cemiyeti oluşturdu.
Tabii, burada da var bir cemiyetimiz. Sağlığım el verene kadar okuyorduk onlarla da sürekli. Ama şimdi güç yetiremiyorum maalesef.
“Makamları duyarak, dinleyerek öğrendim”
Makam bilgisini nasıl edindiniz?
Özel ders almadım, kulaktan öğrendim. Hocam düz okumayı tercih ederdi, teganniye izin vermezdi. Ama benim herhalde Allah vergisi bir sesim ve sevgim vardı. Duyarak, dinleyerek öğrendim.
Tûbâ’daki diğer dersler ve hocalar ile ilişkiniz nasıldı?
Benim kendi programım çok yoğun ve disiplinliydi. Hafızlık malum ciddiyet ve emek isteyen bir iştir. Her öğrenci ile birebir ilgilenmeniz gerekir. Bu nedenle bizim grubumuz ayrı idi. Kültür dersleri dediğimiz diğer dersleri alan ve hafızlık yapmayan öğrencilerin grubu ayrı idi. Birbirimizle görüşmeye fırsatımız olmazdı.
Fakat Tûbâ’nın özellikle ilk devresinde hoca ve öğrenci kalitesi üst düzeydi. Sonrasında başörtüsü yasakları, zorlamalar burada ciddi zorluklar oluşturdu maalesef. Buna rağmen çok güçlü bir nesil yetişti.