Türkiye'de yayıncılık sektörünün son yıllardaki ekonomik görünümünü, görünürlüğünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yani son on yıllık sürece baktığımızda bizim elimizde bandrol verileri var. Net bir vaziyette bunu görebiliyoruz. Pandemiye kadar yükselen bir trend vardı. Pandemide enteresan bir şekilde, tüm dünyada birçok şey gerilerken, pandemi sürecinde bizim bandrol verilerimiz ve üretimlerimiz çok arttı.
Bu da insanların artık ticarete yönelmesi, home office çalışmalar, dijital ortamda verilen siparişler ve ister istemez bütün gün ekran karşısında olmaktan sıkılıp kitaba yönelmesiyle oldu o dönem. Ve o dönem kitap satışlarına bir canlılık hissettik.
Fakat ondan sonraki süreçte pandeminin sıkıntılarını yaşamaya başladık. Ve kademeli olarak üretimde düşmeler oldu. Üretimdeki düşmeden önce satışların düşmesi; üretimin düşmesi ise bizim açımızdan yayıncının artık umudunu yavaş yavaş kaybetmesinin bir tercümesi. Çünkü bir umutla basarsınız kitaplarınızı. O umutla okuyucu beklersiniz. Talep görse devam edersiniz ama son süreçte, mesela Ocak ayının verilerine baktığımızda, geçtiğimiz yılın aynı dönemiyle kıyaslandığında %17’lik, uzun zamandır görmediğimiz bir üretim düşüklüğü var.
Bu da ciddi manada yayıncıları etkiliyor. Yayıncılık her zaman desteğe ihtiyacı olan bir sektör. Bu desteğin de özel sektörden değil, devlet desteğiyle olması gereken bir sektör. Tüm dünyada bu şekilde yürüyor. Birçok ülkede mesela kütüphane alımları çok ciddi bir çözüm. Bizde fena bir bütçe yok; gitgide artan bir bütçe var ama o seviyeye henüz ulaşabilmiş değil. Amacımız, isteğimiz o seviyeye ulaşması. Yeni kütüphanelerin açılması, bir şekilde yayıncının bu şekilde destek görmesi.
Peki telif hakları konusunda Türk yayıncılarının uluslararası pazarda karşılaştığı başlıca zorluklar neler? Bu alanda Türkiye'nin güçlü ve zayıf yönleri neler?
Şimdi son dönemde, özellikle yaklaşık 13-14 yıl önce Frankfurt Kitap Fuarı’nda onur konuğu olmamızla başlayan bir süreç var. Bu sürecin temelinde de yayıncı birliklerimizin, Basın Yayın Birliği’nin, meslek birliklerinin çabaları; Türkiye’deki diğer derneklerin ve özellikle Kütüphaneler ve Yayınlar Genel Müdürlüğü’nün, Kültür Bakanlığımızın destekleri ve İstanbul Ticaret Odası’nın bu konudaki ciddi katkıları var.
Yurt dışı fuarlara yayıncılar götürülmeye başlandı. O dönemler için bu fuarlara gitmek yayıncılar açısından çok maliyetli, külfetli ve hep dışarıdan baktığımız bir pozisyondu. Yani seyirci pozisyonundaydık ve insanın aklına getiremeyeceği bir durumdu. Oralara gidip farklı ülkelerde, farklı okuyuculara kitaplarımızın sunulacağı bir ortam çok düşünülmüyordu. Genelde ajanslar üzerinden yabancı dillerdeki kitaplar alınıp Türkçeye çevriliyordu. Kültürel anlamda bir destek sağlanmış gibi oluyordu.
Ama bu çıkışla beraber, özellikle İstanbul Ticaret Odası ve Kültür Bakanlığı’nın ortak hareket etmesiyle, Frankfurt’ta başlayan ve ardından onlarca yurt dışı kitap fuarına katılımla devam eden bir süreç yaşandı. Her fuarın çapına ve gücüne göre Türkiye’deki yayıncılar organize edilerek; hem uçak desteği, kimi zaman konaklama desteği verilerek oraya götürüldü ve toplantılar organize edildi. Yayıncılar buluşturuldu. Türkçe kitapların yabancı dillere çevrilmesi adına birçok girişimde bulunuldu.
Bunları destekleyecek nitelikte Türk Edebiyatı’nın Dışa Açılım Projesi, Kültür Bakanlığı’nın TEDA Projesi ile beraber bu süreç desteklendi. Bakanlığımız tabii her kitaba değil; Türk edebiyatına fayda sağlayacak eserlerin yabancı ülke çevirilerinde ya çeviri bedelinin ya da matbaa baskı ücretinin karşılanması şeklinde destek sağladı. Bu da hem karşı taraftaki muhatabımız yayıncıya çok büyük bir destek sağlıyor hem de bizim açımızdan yayınlarımızı oralara sunmamız için büyük bir olanak, bir yol açıyor.
Bize ekonomik olarak şu an belki çok ciddi bir getirisi olduğunu hissetmiyoruz ama yayınevine ayrı bir prestij, yazara ayrı bir prestij ve motivasyon kazandıran bir durum bu. Son 11 yıllık sürece baktığımızda yükselen trendi görüyoruz. Bu yıl Fellowship’in 11. yılı. Dünyada yapılan bu tarz profesyonel buluşmaların ilk üçüne girmiş vaziyette bir proje. Binin üzerinde yayınevinin başvurduğu fakat bunun yaklaşık 300’ünün talebinin kabul edilemediği; 100’ün üzerinde ülkeden yabancı yayıncının başvurduğu ama 60-70 ülkeye kadar indirilmek zorunda kalınan ciddi bir talep var. Her geçen gün telif satışından ekonomik olarak da fayda sağlayan ülkeler ligine girme yolunda emin adımlarla ilerliyoruz.
“Türkçe eserlerin kültür ihracatının bir parçası olma yolunda ilerlediğini görüyoruz”
Çeviri yayıncılık Türkiye'de hem edebiyat hem edebiyat dışı yayınların çeşitlenmesi açısından ne kadar önemli? Son yıllarda çeviri tercihleri ne yönde değişti?
Son yıllarda özellikle hem alırken hem de verirken çocuk kitapları üzerinde çok ciddi bir talep ve hareketlilik var. Bunun temelinde çocuk kitaplarının daha kontrol edilebilir, raporlanabilir olması yatıyor. Şimdi hassasiyetleri olan bir yayıncılık anlayışımız var. Kendi yayıncılığımız açısından baktığımızda belli çizgilerimiz ve değerlerimiz var; bu doğrultuda yayın yapıyoruz. Birçok yabancı yayında bu değerleri karşılayacak metin bulmakta zorlanıyoruz.
Ama bir çocuk kitabının incelemesinde, görsellerle beraber, daha rahat bir değerlendirme yapabiliyor ve kendimize daha uygun eserler bulabiliyoruz. O yüzden çocuk kitapları her geçen gün pazardaki payını daha fazla hissettiriyor. Bu sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada geçerli bir durum.
Bir de bir gerçeğimiz var: diziler, Türk dizileri. Bu dizilerin etkisiyle beraber, yavaş yavaş Türkçe eserlerin de bu kültürel değişimin, kültür ihracatının bir parçası olma yolunda ilerlediğini görüyoruz.
“Yurt dışı açısından da ortalama olarak iyi bir pazar Türkiye pazarı”
Bununla bağlantılı olarak Türkiye pazarı, uluslararası yayıncılar için ne tür fırsatlar ve riskler barındırıyor?
Şimdi Türkiye'nin çok ciddi bir nüfusu var. Her ne kadar farklı mecralarda okumayan bir toplum olarak lanse edilmeye çalışılsak da bu tamamıyla bilgisayardan kaynaklı verilerle yapılan bir değerlendirme. Çünkü her kitaba bandrol alınıyor. 48 sayfanın altındaki çocuk kitaplarına bandrol uygulanmıyor. Millî Eğitim’in dağıttığı kitaplarda da bandrol yok. Bunları da dâhil ettiğimizde kişi başına yaklaşık 9 kitap düştüğünü görüyoruz. Bu çok ciddi bir rakam.
Temel isteğimiz bu rakamların çok daha yukarıya çekilmesi. Okuyan bir toplumumuz var her şeyden önce. O yüzden yurt dışı açısından da ortalama olarak iyi bir pazar Türkiye pazarı. Kurgu dışı, çocuk kitapları; yani tüm alanlarda potansiyel var ama yine dediğim gibi çocuk kitapları şu anda en önde gidiyor.
“Dijitalleşme olmazsa olmaz bir dönüşüm”
Peki dijital yayıncılık, sesli kitaplar ve yeni dağıtım modelleri Türkiye'deki yayıncılık anlayışını nasıl dönüştürüyor? Önümüzdeki yıllar için öngörüleriniz nelerdir?
Dijital kitapçılık ve bununla beraber sesli kitap konusu, yaklaşık 10 yıl önce bizi çok ciddi şekilde heyecanlandırdı. Fakat o dönem basılı yayın tarafında bir korku vardı: Kasetlerin, CD’lerin, MP3’lerin başına gelen mutlaka kitabın da başına gelecek, dijitalleşme kitabı tamamen dönüştürecek gibi bir düşünce hâkimdi.
Ancak e-kitaba çevirme hızımız 3-5 yıl sonra geriye düştü. Çünkü beklenen karşılığı bulmadı. Gerçek kitap okuyucusu kitaba dokunma, o kâğıt hissini ve kokusunu alma duygusundan vazgeçmedi. Süreç yavaşladı ama dijitalleşme olmazsa olmaz bir dönüşüm.
Yayıncılarımız da aslında dijitalden uzak durmuyor. Çünkü üretilen içerik aynı. Tek fark, ürünün kâğıda basılmaması ve fiziksel olarak elde olmaması. Baskı öncesi süreç tamamen aynı meşakkat: yazarın, grafikerin, dizgicinin, mizanpajcının emeği; editoryal süreçlerin tamamı yine mevcut. Sadece matbaa aşamasına girilmiyor.
Kültür Bakanlığı’nın son üç yıldır sesli ve e-kitaplara yönelik alım desteği sağlamasıyla beraber yayıncılarımız bu konuda daha hareketlenmiş durumda. Google Play, Amazon ve diğer mecralarda kitap satışları kendini hissettirmeye başladı. Genç nüfus için bu ciddi bir kolaylık; tek bir cihazda birçok kitabı barındırabiliyorlar. Ancak bu cihazların maliyetlerinin yüksek olması da işin handikaplarından biri olarak duruyor.