Üretim pratiğinizde sinema, animasyon ve çizginin bir araya gelerek kendine özgü bir zaman anlayışı kurduğundan bahsediliyor. Farklı disiplinlerin bu birlikteliği, sanat yolculuğunuzda kendi görsel ve zamansal dilinizi bulmanıza nasıl zemin hazırladı?
Resim, sinemaya kompozisyon, dondurulan kare fikri ve o karenin en güçlü hâline ulaşması için her zaman besleyici bir destek verdi. Ben ise bu ilişkiyi tersinden kurarak, sabitlediğim kareye, resme sinemanın etkilerini eklemek istedim. Bu süreci tasarlarken, çizgi film ve animasyonun figürleri ortaya çıkarma aşamasında kullandığı karakter oluşturma tekniklerinden de yararlandım. Sinema ve animasyon, hareketin sürekliliğiyle ilgilenirken; resim, bu hareketin durdurulmuş hâline odaklanır. Çalışmalarımda bu üç alanın kesiştiği bir noktada duruyorum.
Hareketin akışını değil, kesintisini; anlatının ilerleyişini değil, askıya alınmış anları önemsiyorum. Bu disiplinlerin birlikteliği, doğrusal olmayan bir zaman anlayışı geliştirmeme olanak sağladı.
Resimlerimde, ilerleyen bir sahnenin belirli bir anına tanıklık ediyoruz; böylece işlerim, farklı zaman katmanlarının aynı yüzeyde buluştuğu ve izleyiciyi hikâyeye davet eden alanlara dönüşüyor.
“KHET fikri, bir sesin kaybolma anı üzerine düşünürken ortaya çıktı”
Serginin temel ekseni, “yazıdan önceye ait bir sesin bugünkü biçimini düşünmek” olarak tanımlanıyor. Telaffuz edildiği anda eksilen, uçucu bir sesi görsel bir temsil sahnesine değil de bir “eşiğe” dönüştürme fikri zihninizde ilk olarak nasıl şekillendi?
KHET fikri, bir sesin kaybolma anı üzerine düşünürken ortaya çıktı. Yazıdan önce var olan bir ses, söylendiği anda eksiliyor ve yalnızca bir iz bırakıyor. Bu durum beni, sesin kendisinden çok, geride bıraktığı eşiğe odaklanmaya yöneltti.
Bu yüzden resimlerimde sesi temsil etmeye çalışmıyorum; onun yokluğunun yarattığı alanı kuruyorum. Bu alan, bir görüntüden çok bir durma hâli. İzleyiciyi bir eşikte beklemeye davet eden bir yapı.
Eserlerinizde zamanın tek bir çizgide akmadığını, aksine kesilip katmanlara ayrıldığını görüyoruz. 19. yüzyıl gravürlerini andıran üslubunuzu geçmişe nostaljik bir gönderme yapmak için değil de zamanı yavaşlatmak ve askıya almak için kullanmanızın altındaki temel motivasyon nedir?
Gravürü çağrıştırması, kullandığım malzemelerin sürprizli sonucundan ötürü. Resim sanatında görmeye pek alışık olmadığımız mimari malzemeler kullanıyorum. Bunun en büyük sebebi çok ince detayları çizmeme olanak sağlaması ve malzemenin benim önüme geçmemesi, engel oluşturmaması.
Anadolu, Mezopotamya, Levant ve Mısır gibi çok katmanlı coğrafyaların izlerini taşıyan sahneler kuruyorsunuz; ancak bu detaylar izleyiciye sabit, didaktik bir hikâye dayatmıyor. Bu ortak kültürel izleri kullanarak izleyiciyi belirsizlik ile tanıdıklık arasında nasıl bir deneyime davet ediyorsunuz?
Bu coğrafyalar benim için belirli bir hikâye anlatmak yerine ortak bir hafızaya işaret ediyor. Mimari detaylar, ritüeller veya figürler çok tanıdık ama tam olarak çözülemeyen izler olarak ortaya çıkıyor. Bu da izleyiciyi tanıdıklık ve belirsizlik arasında bir alana davet ediyor. Resim, belirli bir zamana ya da mekâna ait olmaktan çıkıp ortak bir hafızanın katmanlarına dönüşüyor.
“KHET; durmayı, kesilmeyi ve mühürlenmeyi ifade ediyor”
Serginin ismini oluşturan “KHET” kelimesinin hem Türkçedeki “ket vurmak” (durma/kesilme) eylemiyle hem de Sami dillerindeki mühürlenme anlamıyla kurduğu bağ çok çarpıcı. Eserlerinizin izleyiciyi yavaşlamaya davet etmesi, günümüzün hız odaklı, çabuk tüketilen görsel kültürüne sessiz bir itiraz olarak da okunabilir mi?
Evet, bir anlamda öyle. Günümüz görsel kültürü hızla tüketilen görüntüler üretiyor. KHET ise durmayı, kesilmeyi ve mühürlenmeyi ifade ediyor. Bu yüzden işlerimde izleyiciyi yavaşlamaya davet eden bir yapı var.
Bu bir karşı çıkıştan çok, alternatif bir öneri. Görüntünün hızına karşı, durmanın ve beklemenin mümkün olduğu bir alan açmak.
Eserlerinizdeki yoğun ve sabırlı işçilik, sergideki “zamanı yavaşlatma” fikriyle nasıl bir bedensel bağ kuruyor? Bu titiz teknik süreci, kendi sanat pratiğinizde kişisel bir mühürleme veya meditasyon biçimi olarak mı görüyorsunuz?
Çalışma sürecim oldukça yavaş. Bunun sebebi sadece tekniğim değil, aynı zamanda çok bilgi sahibi olmadığım, heyecanlanıp merak ettiğim konuları öğrenmeye harcadığım vakit te dahil. Belki dediğiniz gibi her şey git gide hızlanırken, bu yavaşlığın mümkün olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
“Sinema ve animasyondan gelen hareket duygusu benim için hâlâ çok önemli”
Sinema ve animasyonun o devingen dünyasından gelen “hareket” duygusunu, resmin mutlak ve sarsılmaz sessizliği içinde bir “tortu” gibi nakşetmek, teknik açıdan muazzam bir maharet gerektiriyor. Hareketi, yüzeyde yaşayan bir “iz” hâline getirmeyi nasıl başarıyorsunuz?
Sinema ve animasyondan gelen hareket duygusu benim için hâlâ çok önemli. Ancak resimde bu hareketi donduruyorum. Figürler ve mekânlar hareketin tam ortasında duruyor.
Bu durma hâli, hareketin tamamen yok olması değil; bir tortu olarak yüzeyde kalması. Böylece resim, sessiz ama gerilimli bir hareket hissi taşıyor.
“KHET”, sesin görüntüye dönüşmeden önceki hâlini hatırlatan bir metafor. Peki bu serginin bizzat kendisi, sizin sanat kariyerinizin genel akışı içinde nasıl bir “eşik” veya “durak” noktasını temsil ediyor? Buradan elde ettiğiniz sanatsal birikim, bir sonraki üretimlerinize nasıl yansıyacak?
KHET, benim için gerçekten bir eşik. Daha önceki çalışmalarımda da zaman ve kesinti üzerine düşünüyordum, ancak bu sergide bu fikir daha belirgin bir hâle geldi. Ses, iz ve durma kavramları burada daha yoğun bir şekilde bir araya geldi. Bu sergi, bundan sonraki üretimlerim için de bir başlangıç noktası oluşturuyor.
Zaman, ses ve iz kavramlarını daha da derinleştireceğim yeni bir sürecin eşiğinde olduğumu düşünüyorum.