Tarihsel gerçeklikteki baba-oğul ilişkisinin sanata yansıması
Kanuni Sultan Süleyman ile Şehzade Mustafa’nın ilişkisi Osmanlı tarihini geri dönülmez bir şekilde değiştirdi. Baba ve oğul arasında yaşanan bu olaylar asırlar boyunca edebiyat, tiyatro ve televizyon dünyasında işlendi. Gelecekte de birçok eserde karşımıza çıkacaktır.
Şehzade Mustafa, Kanuni Sultan Süleyman'ın 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan olma oğluydu. Ağabeyi Şehzade Mahmud'un dokuz yaşında bir hastalıktan ölmesinin ardından, Kanuni'nin en büyük çocuğu konumuna geldi. Annesi Mahidevran Sultan'ın doğumu 1500 yılı civarına dayanır. Kaynaklarda Mahidevran Sultan'ın devşirme olduğu geçer. Kırım ya da Arnavut kökenli olduğu ifade edilir. Bazı kaynaklarda ise devşirme olmadığı, babasının Çerkez hükümdarı İda Mirzey olduğu belirtiliyor. Kanuni Sultan Süleyman, 1520 yılında Yavuz Sultan Selim'in ölümüyle padişah olunca ailecek İstanbul'a geldiler. Mustafa, 1533-1541 yılları arasında Saruhan sancakbeyliği yaptı. O dönemler Saruhan (Manisa) sancakbeyliği, bir şehzade için en önemli merkezdi. Zira o bölgede şehzadelik yapan kişilerin ileride padişah olacağı düşünülüyordu. Sarayda Hürrem Sultan'ın ağırlığı artınca şehzadenin hayatı değişti diyebiliriz. Her ne kadar lider vasıflı, sevilen bir şehzade olsa da Saruhan sancağından alındı. Yerine Mehmet sancağa gönderildi. Şehzade Mehmet'in kısa bir süre sonra talihsiz bir şekilde hayatını kaybetmesi üzerine bu defa Selim sancağa atandı. Halkın bu duruma tepki göstermesi üzerine padişah, Mustafa’nın doğu sınırlarının güvenliği için farklı sancağa atandığını belirtti.
Şehzade Mustafa şiir (Mahlası Muhlisî) ve hat sanatıyla ilgiliydi. Anadolu muhafızlığı ve İstanbul muhafızlığı yaptı. Manisa Bozdağ'da cami, saray, türbe, çeşmeler yaptırdı. Şehzade Mustafa'nın Amasya'dayken ilim meclislerinde bolca bulunduğu, devrin önemli âlimlerinden dersler aldığı ifade ediliyor. Şehzadenin hocalarından olan Mustafa Sürûrî Efendi, Bahrü'l-Maarif ve Zahiretü'l Müluk yazıp şehzadeye sundu. Şehzadenin katli üzerine de Sultan Süleyman ile alakasını kesip bir daha görüşmedi ve kendisine verilmek istenen bütün resmî vazifeleri de reddetti.
Hürrem Sultan
Baba ve oğlunun ilişkilerini incelerken Hürrem Sultan’a değinmemek olanaksızdır. Kısa süre içinde Kanuni Sultan Süleyman'ın gözdesi olmayı başaran Hürrem Sultan, dünyaya dört şehzade getirdi. En büyük oğlu olan Şehzade Mehmet padişahlık için ismi geçen donanımlı birisiydi ancak genç yaşta öldü. Hürrem Sultan, Şehzade Mustafa'nın ordu içinde sevildiğini, halk tarafından beğenildiğini biliyordu. Bunun için de Kanuni üzerinde etkisini günden güne artırdı. Rüstem Paşa ile kızını evlendirerek üst yönetimde daha çok etkin oldu. Şehzade Mustafa'nın sonunu hazırlayan olaylar dizisinde çok önemli hamleleri bulunuyor. Şehzade adına sahte mektup düzenleyerek padişahın gözünde, şehzade için bir “hain” imajı oluşturmayı başardı. Çünkü babasının gözdesi olan Mustafa, ordu içerisinde de oldukça seviliyordu. Öyle ki Yavuz Sultan Selim'e benzetilen şehzadeyi mertliği ve savaşlardaki komuta yeteneğiyle ordu da benimsemişti. Hatta ona biraz ilerlemiş yaşından ötürü “Sultan Mustafa” da denirdi. Halk ve ordu zaman zaman Kanuni yaşlandıktan sonra Mustafa’yı tahtta görmek istediklerini dile getiriyordu. Şehzadenin de padişahlar gibi sakal bıraktığı bilinen bir gerçekti.
O, çadırda olan o çadırda kalmadı
1553 yılında Veziriazam Damat Rüstem Paşa, İran Seferi için hareketinden sonra Aksaray taraflarına gelince orduyu durdurdu. Mustafa'nın hükümdar olmasını istedikleri dedikodusunun yayılmakta olduğunu bildirmek için sipahiler ağası olan Kızıl Ahmedlilerden Şemsi Ağa'yı (Şemsi Paşa) İstanbul'a yolladı ve padişahın bizzat askerin başında sefere çıkmasını arz etti. Sonrasında padişah ve beraberindeki ordu 5 Ekim günü Konya Akhüyük'e geldiklerinde, Şehzade Mustafa tüm ordusu ile olacaklardan habersiz onları bekliyordu.
Şehzade Mustafa, binlerce kişilik ordusuyla birlikte babasının otağına geldi. Şehzadenin bir emriyle hâkimiyeti ele alacak ordusu hazırdı ancak o babasıyla konuşmak istedi. Şehzadelerin kılıçlarının istenmemesine rağmen Mustafa çadıra girmeden hemen önce kılıcı istendi. Burada şehzadenin durumu anlamış olmasına rağmen çadıra girdiği belirtiliyor. Hatta kendisine idam edileceği haberinin önceden ulaşmasına rağmen masumiyetini ifade etmek için beyaz giydiği söyleniyor.
Şehzade çadıra girdiğinde babasını göremedi, onun yerine kimi kaynaklara göre Mustafa’yı yedi dilsiz cellat karşıladı. Kanuni'nin onu perde arkasından izlediği bazı kaynaklarda geçer. Gücü kuvveti yerinde olan Şehzade Mustafa, cellatları görünce onlara karşı koydu. Boynuna kementin takılmasını önlemek için mücadele ettiği ve birçoğunu da devirdiği iddia ediliyor. Çadırdan çıkmak için hamle yaptığı esnada eski pehlivanlardan Zal Mahmud Ağa onu devirdi ve idam gerçekleşti.
Çadırın içinde yaşananlarla ilgili rivayetlerin sayısı oldukça fazla. Ancak neticede Orta Asya'dan beri Türk hakanlarının kanı kutsal sayılıp dökülmezken, Mustafa'yı bir türlü alt edemeyen ve boğazına ilmiği geçiremeyen cellatların balta kullanması sonucu o gece o çadırda hakan kanı döküldü.
Padişah Mustafa'nın cenaze namazını kıldırmak istedi fakat üzüntüden bunu yapamadı. Rivayet odur ki ağlamaktan bitap düşmüş Sultan Süleyman'ın yanına ilişen Rüstem Paşa, "Hünkarım bu kadar helak etmeyiniz kendinizi" derken, cihan padişahı da bunun karşılığında "Konuş Rüstem konuş, ne devlet senin ne evlat senin" yanıtını verdi. Bazı tarihçilere göre Osmanlı'nın kaderi o çadırın içinde değişti. Şehzade Mustafa çadırdan çıkmayı başarabilseydi veya kurmaylarının hamleleri ile yeniçeriler kontrolü ele geçirseydi gidişat bambaşka olacaktı. Padişah ve karşısına dizilmiş dilsiz cellatlar eşliğinde Şehzade Mustafa’nın idamının ardından çadırdan cansız bedeninin çıkartılması bir minyatürde resmedildi. Bu idam halkta öylesine büyük bir etki yarattı ki Şehzade Mustafa’nın idamının kırkında İstanbul'da yüzlerce evi sel bastı ve aralıksız yağan yağmurlar, göklerin ağlaması olarak ifade edildi. Sultan Mustafa’nın Bursa’ya gönderilen oğlu Mehmed de boğduruldu. Çeşitli kaynaklarda Mehmed’in tabutu başında ağlayan annesinin minyatürü de bulunuyor.
Şehzadeyi çok seven yeniçerilerin o gün yas tuttuğu ve yemek yemediği bilinir. Sonrasında şehzade adına sahte mektuplar yazan ve Kanuni'nin gözünde onun bir hain imajı oluşturmasına sebep olan Rüstem Paşa, yeniçeriler tarafından hedef ilan edildi. Kanuni, bu baskılardan ötürü onu sadrazamlık görevinden aldı. Ancak Rüstem Paşa, birkaç yıl içinde görevine tekrar geri döndü. Olayın ardından yeniçeriler tarafından öldürülmek istenen paşa, her defasında diğer askerler tarafından kurtarıldı. Şehzade Mustafa’nın eşinin ismi bilinmemekle birlikte, 1525 Kırım doğumludur. Eşi, Şehzade Mustafa'nın ölümünden sonra 1555'te Pertev Mustafa Paşa ile evlendirildi.
Yansımalar
Şehzade Mustafa’nın ölümü üzerine Fünûnî, Rahmî, Edirneli Nazmî, Muînî, Mustafa, Müdâmî, Sâmî, Kara Fazlî, Nisâyî, Şeyh Ahmed Efendi, Selîmî, Kâdirî gibi şairler mersiyeler yazdı. Mustafa Sürûrî Efendi’nin Kanuni Sultan Süleyman'a yazdığı bir mektupta şu ifadeler yer alıyor: “Cihan padişahı babası gibi adil, atası Sultan Selim gibi yavuz ve korkusuz, büyük atası Sultan Mehmet gibi zeki. Devlet-i Aliyye'nin gördüğü en parlak şehzade.” Hakkında yazılmış en tanınmış mersiye, Taşlıcalı Yahya Bey’e aittir.
“Meded meded bu cihanım yıkıldı bir yanı
Ecel celâlîleri aldı Mustafa Hânı
Meded, meded! Bu dünyanın bir tarafı yıkıldı.
Çünkü ecel eşkıyaları Mustafa Han'ı yakaladılar ve boğdular.
Tolındı mihr-i cemâli bozuldı erkânı
Vebale koydılar âl ile Âl-i Osmânı
Onun güneş gibi parlak olan yüzü battı ve maiyeti bozuldu.
Osmanoğullarını hile ile günaha soktular.
Geçerler idi geçende o merd-i meydânı
Felek o canibe döndürdi şâh-ı devrânı
Padişahın yanında o yiğidin sözü geçtikçe onu çekiştirirlerdi.
Nihayet devir padişahını felek, onların yönlendirmek istedikleri tarafa döndürdü.
Yalancının kuru bühtanı bugz-ı pinhânı
Akıtdı yaşımı yakdı nâr-ı hicrânı
Yalancının kuru iftirası ve gizli düşmanlığı
Gözümüzün yaşını akıttı, gönlümüzde ayrılık ateşi yaktı.
Cinayet etmedi cânî gibi anın cânı
Boğuldı seyl-i belâya dağıldı erkânı
Zavallı şehzade caniler gibi bir cinayet işlememişken,
Bela seline düşüp boğuldu. Bütün yanında bulunan yakınları darmadağın oldu.
N’olaydı görmeye idi bu macerayı gözüm
Yazuklar ana reva görmedi bu rayı gözüm
Keşke şu olayı gözüm görmemiş olsaydı
Doğrusu ya, şehzade hakkındaki hükmü doğru ve uygulanan cezayı adalete uygun görmedim.”
Taşlıcalı Yahya Bey, yaşananları Şehzade Mustafa Mersiyesi’nin I. bendinden itibaren bütün çıplaklığıyla anlatır. Şehzade Mustafa, sultan olmadan kendisine bu denli fazla mersiye yazılan tek şehzadedir. Adına daha birçok eser yapılan Mustafa için 1554 yılında Osmanlı topraklarından geçen bir gezgin olan Hans Dernschwam tarafından da şu satırlar kaleme aldı: "Geçtiğimiz yollarda halkı üzüntülü ve kızgın bulduk. Bir kısmı Şehzade Mustafa’nın öldürülmüş olmasına, bir kısmı da İran Seferi'nin sürüp gitmesine üzülüyor. Zaten padişahın Kapadokya’da uzun zaman kalmasının sebebi de şurada burada huzursuzluk yaratan kimseleri tutuklamak ve öldürmek içindir. Zira herkes Mustafa'yı övmekte ve padişah tahtından ayrılınca Türkiye'de huzursuzluğun artacağından ve başkaldırmalar çıkacağından korkuluyor. Geride kalan iki şehzadenin babaları gibi olamayacaklarına inanılıyor." Bilinene göre ağabeyini çok seven ve idamına dayanamayan Şehzade Cihangir de kısa bir süre sonra ölmüştür. Bülent Ecevit bu durumu Cihangir şiirinde kendi kaleminden şöyle aktarıyor:
“İki büyük suçumuz var,
Seninle benim Cihangir;
Biri sevmek biri sevilmek.
Bunca büyük suçlarla,
Padişah olunmaz.
Biz insanız Cihangir,
Bizden tahtlara han olmaz.
Sıcağına bak yüreğimizin,
Aktıkça gözlerden gözlere,
Nasıl eritir birbirini,
Tahtların karlı doruğunda."
Orhan Asena’nın Hürrem Sultan isimli oyununda da Kanuni ve Şehzade Mustafa’nın ilişkisinin diğer karakterlerin (Hürrem, Rüstem, Mihrimah vb.) çabalarıyla zamanla nasıl bozulduğu anlatılmaktadır.
KANUNİ: (Adeta içindeki bir yarayı ifşa eder gibi) İnsanlar sulhta ne haddini bilmez olurlar bir bilsen oğul. İstekleri bitmez, rahatları onları tedirgin eder, birbirine düşürür. (Samimi) Ben dahi korkarım sulhtan, korkarım da arayı uzatmam. Haydi artık gidebilirsin. (Mustafa baş eğer, kapıya yönelir. Kanunî birden hatırlamış gibi) Bir şey daha... (Mustafa durur, Kanunî oğluna yaklaşır, bir zaman onu seyreder. Sanki söylemek istediği kelimeleri arar gibidir.) Orada kendini alıştır oğul... (Bir sır verir gibi) Devlet idare etmeye alıştır kendini. Onun için de her şeyden önce yalnızlığa alıştır. (Köşedeki tahtını gösterir.) Bir gün şunun üstünde pek yalnız kalacaksın, pek...
MUSTAFA: (Sarsılmış) Allah velinimetimize uzun ömürler versin efendim. Allah o günleri göstermesin efendim.
KANUNİ: (Acı bir gülüşle) Gösterecek oğul, gösterecek, istesek de istemesek de... Bizim arzumuz o güne şimdiden hazırlıklı bulunmaktır. İkimizin de hazır olması. (Tahta şöyle bir ilişir.) Bunun üstünde rahatlık düşünülmez Mustafam, bunun üstüne çıktığın zaman bir de bakarsın ki: Dünya, o senin tanıdığın dünya değil.
Oyunun başlarında ilişkileri oldukça sevgi ve saygı doludur. Hem dramatik yapı çerçevesinde hem de tarihsel gerçeklikte bu ilişki çok büyük dönüşümler geçirmiştir. 1553 yılında Şehzade Mustafa'nın öldürülmesi, Fransız trajedisi “La Soltane'da Gabriel Bounin” tarafından da konu edinildi. Çağımızda 2003 yılında yayınlanan "Hürrem Sultan" adlı Türk televizyon dizisinde Şehzade Mustafa'yı Ercü Turan canlandırdı. Ancak özellikle 2011 yılından itibaren yayınlanan "Muhteşem Yüzyıl" dizisi halkın çoğunu yaşanan bu olaylardan haberdar etti diyebiliriz. Öyle ki dizide Mustafa’nın ölümünün gösterilmesi üzerine vatandaşlar şehzadenin mezarına akın etti. Bunda şüphesiz Şehzade Mustafa’yı başarıyla canlandıran Mehmet Günsür’ün de etkisi büyüktür. Şehzade Mustafa’nın idamı ve sonrasında yaşananlar şüphesiz daha senelerce eserlere konu olacak ve her defasında görenleri, izleyenleri, dinleyenleri ve okuyanları sarsacak gibi duruyor.
Kaynakça
Akgündüz, Ahmet (2000). OSAV.
Afyoncu, Erhan (Nisan 2012). "Şehzade Mustafa". Atlas Tarih.
Barber, Noel (1967). The Lords Of The Golden Horn.
Bağdatlı Ahdî, Gülşen-i Şu'arâ (Ahdî Tezkiresi)
Emecen, Feridun (İstanbul 2015). Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600), İş Bankası Yayınları.
İbrahim Peçevi, Peçevi Tarihi (Sayfa: 162), Neşriyat Yurdu, 1968.
İ.H. Uzunçarşılı, Büyük Osmanlı Tarihi, 2. cilt, Şehzadeler Vakası, sayfa 401-403.
Postel, Guillaume (1539). De la République des Turcs.
TDV İslam Ansiklopedisi, cilt: 31, sayfa: 290.
Yılmaz Öztuna (2006). Kanuni Sultan Süleyman (Sayfa: 174-189), Babıali Kültür Yayınları.
Yula, Özen, Toplu Oyunları 3 (İstanbul).

Olmak ya da Olmamak - Tiyatro, Hayat ve İnsan
Sanatın 6. dalı tiyatro, sahnede sadece bir oyun sunmuyor aynı zamanda hayatı ve insanı da anlatıyor. Dünyaca ünlü yazar William Sheakspeare’nin “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” sözünden ilham aldığımız podcast serimizde; tiyatroyu, alanının uzman isimleriyle konuşuyoruz..

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.