15 Ekim 2026

Filistin davasına verilen destek kimleri korkutuyor

İrlandalı yazar Sally Rooney’nin kitaplarının, Filistin'e destek veren bir gruba bağış yapma kararı gerekçesiyle İngiltere'de satıştan kaldırılması, düşünce özgürlüğünün sınırlarını yeniden tartışmaya açıyor. Bu sansür, sistemin itiraz seslerine yönelik derin korkusunu yansıtıyor.

Çağdaş edebiyatın en çok okunan ve ses getiren kalemlerinden biri olan İrlandalı yazar Sally Rooney’nin, İngiltere pazarından adeta aforoz edilmesi, çağımızın en çarpıcı kültürel ve politik kırılmalarından birine işaret ediyor. Yazarın “Normal İnsanlar” ve “Intermezzo” gibi çok satan eserlerinin, prestijli yayınevi Faber tarafından İngiltere raflarından çekilmesi, sıradan bir ticari anlaşmazlık yahut tedarik sorununun ötesinde bir anlam ifade ediyor. Bu, yazarın İngiltere'deki telif gelirlerini, İsrail'in Gazze'deki eylemlerine suç ortaklığı yaptığını iddia ettiği silah şirketlerini protesto eden “Palestine Action” grubuna bağışlayacağını açıklamasıyla tetiklenen bir devlet ve sermaye refleksi. İngiliz hükûmetinin söz konusu protesto grubunu terör yasaları kapsamında değerlendirmesi, yayıncıyı yasal bir kıskaca almış, yazarın şahsını ise tutuklanma korkusuyla İngiltere seyahatlerini iptal etmeye mecbur bırakmıştı. Yaşanan bu hadise, Batı demokrasilerinde ifade özgürlüğünün hangi sınırlara kadar tolere edildiğini ve bu sınırların dışına çıkıldığında sistemin ne denli acımasızlaşabildiğini gözler önüne seriyor.

Edebiyatın sınırları ve iktidarın tahammülsüzlüğü

Kültür endüstrisi, genellikle yazarlardan ve sanatçılardan belirli bir çerçeve içinde “muhalif” olmalarını bekler. Bu çerçeve, soyut kavramlar üzerinden yapılan, sistemin temel ekonomik ve jeopolitik çıkarlarına dokunmayan zararsız eleştirileri kapsar. Bir yazarın ödül törenlerinde yapacağı duygusal bir konuşma veya eserlerinde işlediği soyut adalet arayışı, sistem tarafından kolayca sindirilip pazarın bir parçası hâline getirilebilir. Ancak Sally Rooney vakası, yazarın elindeki kültürel sermayeyi ve popülerliği doğrudan, somut ve maddi bir direniş aracına dönüştürmesiyle bu denklemi bozdu.

Rooney, kelimelerin ardına saklanmayı reddederek, küresel silah ticaretinin çarklarına çomak sokmayı hedefleyen bir sivil itaatsizlik eylemini finanse etmeyi seçti. İktidar aygıtlarının asıl tahammül edemediği husus tam olarak bu. Entelektüel duruşun, fildişi kulelerden inip sokaktaki doğrudan eylemle, tedarik zincirlerini kesintiye uğratmayı hedefleyen somut bir itirazla birleşmesi, kurulu düzen için kabul edilemez bir tehdit olarak algılanıyor. Yazarın kitaplarının dolaşımdan kaldırılması, edebiyatın sınırlarını devletin jeopolitik çıkarlarının çizdiğini gösteren oldukça sert bir ihtar.

Hukukun sansür aracına dönüşümü

İngiltere'deki bu yasağın hayata geçirilme biçimi, modern sansür mekanizmalarının ne kadar sinsi ve dolaylı çalışabildiğini kanıtlıyor. Geçmişin meydanlarda kitap yakan otoriter rejimlerinin yerini, günümüzde yasaları ve terör söylemini bir silah gibi kullanan bürokratik mekanizmalar aldı. “Palestine Action” gibi aktivist grupların terörizm mevzuatı kapsamına alınması, devletin kendisine yönelen her türlü radikal sivil itirazı kriminalize etme çabasının bir ürünü.

Bu yasal çerçeve, doğrudan yasaklama emri vermeksizin, muazzam bir oto sansür ve korku iklimi oluşturuyor. Hukuk, muhalif sesleri kısmak için kullanılan bir “silgi” işlevi görüyor. Yayınevi, yazarın kazancını kendisine iletmenin yasal bir suç teşkil edebileceği gerçeğiyle yüzleştiğinde, “yazara hakkını veremeyeceğimiz bir eseri satmak vicdansızlıktır” gibi görünürde etik, özünde ise tamamen sistemin dayattığı kısıtlamalara boyun eğen bir açıklamayla eserleri piyasadan çekti. Hukuk sisteminin bu şekilde araçsallaştırılması, Filistin davasına yönelik desteklerin finansal, kültürel veya akademik her türlü bağını koparmayı ve bu dayanışmayı yalıtmayı amaçlıyor.

Sermayenin ve yayıncılık endüstrisinin çıkmazı

Faber gibi köklü bir yayınevinin takındığı tutum, kültürel sermayenin devlet aklı karşısındaki kırılganlığını net bir biçimde ifşa ediyor. Yayıncılık dünyası, kâğıt üzerinde ifade özgürlüğünün, çok sesliliğin ve muhalif düşüncenin en büyük savunucusu gibi görünür. Ne var ki, işin içine yasal yaptırım riskleri, finansal engeller ve devletin kırmızı çizgileri girdiğinde, sermayenin önceliği hızla kendi güvenliğini sağlamak oluyor.

Kitapların satıştan çekilmesi kararı, sansürün bizzat kültürel üreticiler eliyle uygulanması anlamına geliyor. Bu durum, diğer yazarlara, sanatçılara ve aydınlara yönelik açık bir gözdağı. Sistemin verdiği mesaj; eserlerinizin milyonlara ulaşması, sizin dokunulmaz olduğunuz anlamına gelmez; yanlış siyasi cephede yer alırsanız, üretiminiz anında raflardan silinebilir. Yayın endüstrisinin bu gönüllü yahut zorunlu geri çekilişi, Filistin meselesi etrafında oluşturulan ablukanın kültür-sanat alanındaki en somut temsili.

Küresel vicdanın yankısı kimleri ürkütüyor?

Tüm bu yaşananların merkezinde duran temel soru; Filistin davasına verilen destek, kimleri ve neden bu kadar derin bir korkuya sevk ediyor? Bu sorunun cevabı, küresel hegemonik yapının temellerinde gizli. Korkuya kapılanlar, Ortadoğu'daki güç dengelerini askerî ve ekonomik zorbalıkla ayakta tutmaya çalışanlar. Silah endüstrisinin kâr marjlarını, insan haklarının üzerinde tutan hükûmetler ve şirketler, bu düzene yönelen en ufak bir somut itirazdan ölümcül bir tehlike seziyorlar.

Sally Rooney gibi küresel çapta milyonlarca genç okura hitap eden, eserleri televizyon dizilerine uyarlanarak popüler kültürün merkezine yerleşmiş bir ismin Filistin davasını sahiplenmesi, bir uyanış dalgası potansiyeli taşır. Egemen güçleri asıl korkutan şey, bu desteğin kitleselleşmesi, meşrulaşması ve normalleşmesi. Rooney'nin eylemi, Filistin'de yaşananlara karşı duyulan tepkinin sadece pasif bir üzüntüden ibaret kalmaması gerektiğini, eyleme ve dayanışmaya dönüşmesi gerektiğini gösterdi. Bu radikal dayanışma pratiğinin bulaşıcı olma ihtimali, statükonun koruyucularını paniğe sevk eden asıl unsur.

Sally Rooney'nin eserlerinin İngiltere raflarından indirilmesi, iktidar mekanizmalarının gücünden ziyade, içine düştükleri acziyetin ve korkunun bir göstergesi. Bir yazarın sesini yasal oyunlar ve dağıtım ambargolarıyla kısmaya çalışmak, tarihin her döneminde olduğu gibi bugün de ters tepmeye mahkûm. Boşaltılan o kitap rafları, bugün İngiltere'de Filistin davasına verilen desteğin ne kadar güçlü, sahici ve sarsıcı olduğunun en büyük delili olarak duruyor. Kalemin vicdanla birleştiği noktada yaratılan etki, hiçbir sansür mekanizmasının sonsuza dek hapsedemeyeceği kadar büyük.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...