13 Ağustos 2026

“Çiçekler Büyür”: Emine Işınsu

Emine Işınsu’nun eserleri üzerinden kadın kimliği, bireyin kendini arayışı ve toplumsal dönüşüm ele alınırken Ankara ve çiçekler güçlü sembollere dönüşür. Yazarın karakterleri, tüm zorluklara rağmen var olma ve yeniden doğma mücadelesini temsil eder.

Pis eski botlarıyla bastı çiçeklerin üzerine, bastı… Bu küçük katliamı soluksuz seyrediyordum, boğazıma bir yumru tıkanmış, konuşamıyorum, genzim yanıyor, burnum sızlıyor… Ve ben ‘zayıf’ ha, ‘çelimsiz’ ha, ben ‘beyaz’ ha? Öyle bir beyaz deyiş vardı ki sanki o beyaz, güneşi örten bir leke idi!” [1]

Yukarıdaki metni, başlığa da yazdığım üzere Emine Işınsu’nun Çiçekler Büyür romanından alıntıladım. İlerleyen kısımlarda yine bu romandan alıntı yapacağım.

Emine Işınsu, 17 Mayıs 1938’de Kars’ta doğdu. Babası Bulgaristan Türklerinden Tümgeneral Aziz Vecihi Zorlutuna, annesi Erzurum’un tanınmış ailelerinden Zorluoğullarından hürriyet mücadelecilerinden Fedakâran-ı Millet Cemiyeti Başkanı Avnullah Kazımî Bey’in kızı tanınmış şair ve yazar Halide Nusret Zorlutuna’dır. Resmî adı Işınsu olan yazarın göbek adı Emine’dir. Yazar İsmet Kür, Işınsu’nun teyzesi, yazar Pınar Kür ise teyzesinin kızıdır. Işınsu, ilköğrenimine Urfa’da başladı. Bu tahsiline Sarıkamış’ta devam etti. Nihayetinde Ankara Alparslan İlkokulu’ndan mezun oldu. Ortaokul tahsilini Ankara Cebeci Ortaokulu’nda tamamladı. TED Koleji Lisesi’nden 1957’de mezun oldu. DTCF’deki İngiliz Dili ve Edebiyatı eğitimi sırasında Fulbrigt bursu ile altı aylığına Amerika’ya 6-7 yaş gurubu çocuklara eğitim kamplarında refakat eden sosyal hizmetli olarak gitti. Amerika dönüşü oradan aldığı şık bir kıyafetini satarak karşıladığı sınav ücreti ile ODTÜ İşletme Bölümü’ne kayıt yaptırdı. Bu bölümde aradığını bulamayan Işınsu, evlenmeyi planladığı kişi olan Namık Bey’in tesiri ile Hukuku Fakültesi’ne girdi. Nihayetinde DTCF Felsefe Bölümü’ne de kayıt yaptırmakla birlikte bütün yüksek tahsil teşebbüslerini neticelendirmeden yarıda bıraktı. 1959 yılında ilk eşi olan Erdoğan Cemil Okçu ile evlendi. 1969 yılana kadar süren bu evliliğinden sonra 1972 yılında Prof. Dr. İskender Öksüz ile evlendi ve eşi Öksüz’ün işi sebebiyle 1981 yılında Suudi Arabistan’a gitti. Emine Işınsu, bazı kaynaklarda ikinci eşinin soyadı olan Öksüz soyadı ile yer alır. Elif, Murathan ve Yağmur isminde üç çocuk sahibidir. 5 Mayıs 2021 tarihinde Ankara'da vefat etti. [2]

Ev içi roller ve kadının kendini arayışı

Işınsu’nun hikâyelerinde yer alan kadın kahramanlar, genellikle “ev kadını” olmalarıyla dikkat çeker. Bu kavramdan kocanın, çocukların ve diğer aile fertlerinin bakımından sorumlu olan kadınlar anlaşılır. Hikâyede yer alan kadın kahramanlar yani “ev kadınları” yaptıkları işten hoşnut olmadıklarını dışa vurmayı istemezler. Çünkü bu durumda kötü bir eş ve kötü bir anne olduklarını göstermiş olmaktan çekinirler. Onların tatmini, kocasının ve çocuklarının memnuniyetidir.

Emine Işınsu’nun Havagazı Faturası adlı hikâyesinde kocası ve çocuklarını memnun etmeye çalışan kadın kahraman, onlar için kendini feda etmiş ve ev işleri arasında adeta kaybolmuştur. Bu kayboluş hikâyenin bütününe hâkimdir:

‘Kendimi kaybettim!’ Şu cümleyi yüksek sesle söylemişim ki, işittim; bir elimde kibrit, diğerinde kutusu kalakaldım. Havagazı ocağının başındaydım.. dolmanın altını yakmam lâzım, akşam yemeğine yetişecek. Hayri, çocuklar, hepsi dolma sever. Ben sevmem, çünkü.. dolmayı sarmak minik minik.. tek lokmalık!..Yoo aslında bu iş bana göre değil, hiç değil bana göre.. bana!.. Ben?..Nerdeyim?.. Ömrümün şu noktasında kendimi kaybettim. Doğrusu kendimi kaybettim demek istemiştim.

(…)

Ben kendimi kaybettim. Buzdolabının ardında, hayır süpürgenin ucunda, belki ütünün başında... canım işte, bir yerlerde. Arayıp bulmak lâzım mı, karar veremiyorum, çünkü artık devam etmek istemiyorum.

Kendimi kaybettim; buzdolabının ardında, süpürgenin ucunda.. belki ütü masasının başında. Her birinde ben varım, minik minik ben’ler, yuvamın içine saçılmış. Saçılmış da gayri toplayabilmek.

Kahramanın bu arayışını bir çeşit kimlik arayışı olarak görmek mümkündür. “Kendimi kaybettim. Fakat neredeydim? Sahi ben, neredeydim? Hatırlamıyorum. İyi bildiğim bir şey var: Ben kadınım” diyen kahraman yalnızca “kadın kimliği” taşıdığının bilincindedir.

Kayısı Kurusu hikâyesinde gençliğinde kocası tarafından terk edilen Şükriye Teyze, Havagazı Faturası adlı hikâyedeki kadın kahraman gibi kendisinde “eksik” bir şeylerin olduğunu düşünür. Terk edilişinin üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen “Neyim eksikti benim” diyerek kendisini sorgulayan Şükriye Teyze, “eksikliği” kendisinde arar:

‘“Kahrolasıca herif” dedi, “Kahrolasıca, neyim eksikti benim ki bıraktı gitti.. güzeldim, gençtim… Hem bak çok becerikliydim o zaman, adam temiz pak ev ister diye ben kendimi paralardım, şu tahtaları ovardım gün aşırı, tek leke olmasın isterdim. Her hafta dağ gibi çamaşır yıkardım… Bir yorgan kaplardım, ince ince, sanki el değmemiş… Adam midesine düşkün ya, ne dolmalar sarardım bilsen, ne dolmalar, hepsi bir boyda, cetvelle ölçülmüş gibi, mahalleli görüp şaşardı, nasıl beceriyorsun derlerdi, beceriyordum işte, çünkü efendi öyle ister.

Neyim eksikti benim, gençtim, güzeldim, çook becerikliydim.. karnım burnumda, geceler.. geceler geçmez, sofra hazır bekler, ben beklerim.”  [3]

Ankara: Millî Mücadele’nin ve umudun sembolü

Biraz da Emine Işınsu’nun Ankara’ya verdiği öneme değinelim. Emine Işınsu’nun romanlarına hem nesnel hem de sembolik görüntüleriyle giren Ankara, gerçeğe özenle tutturulmuş olmasıyla dikkati çeker. Sanatçının düşünce dünyasının bir yansıması olarak romanda bir ülküye karşılık gelen şehrin ilk görüntüsü kurtuluşu sembolize etmesidir. Yazarın bir dava bilinci üzerinden hareket ederek romanlaştırdığı Cumhuriyet Türküsü bu bağlamda değerlendirilebilecek en önemli eseridir.

Millî Mücadele döneminin 1922 kışı ile Büyük Taarruz’a kadar geçen zamanını ele alan roman, kurtuluş umuduna sarılanlar ile mevcut durumu koruyamaya çalışanlar arasındaki tezat eksende gidip gelir. Bu zıtlık mekân bağlamında somutlaşırken Işınsu, Ankara’yı umudun merkezi hâline getirecektir. “Zat-ı Şahane, Hüseyin Hüsnü Bey, Osmanlı” gibi kavramları kapsayan İstanbul’un karşısına çıkarılan Ankara, ihtiva ettiği “Mustafa Kemal, Millî Mücadele, kurtuluş, istiklal” gibi algılarla oldukça güçlü ve taraf olunan bir yapı arz eder.

Romanda Millî Mücadele’nin askerî çarpışmaları geri planda ele alınırken üzerinde durulan asıl konu, toplumun içine düştüğü ruh hâlidir. Merkezî figür Nazan karakterinin kendini arayışı, kaygıları, hayatı anlamlandırma çabaları, geçmişe olan bağı, Cumhuriyet’le birlikte kurulacak yeniye olan bakışı toplumun ruh hâli ile koşut ilerler. Böylece bireyden sosyal bir vaka çıkaran Işınsu, mekânı da bu bağlamda dar zamanların geniş imkânları olarak okura sunar. Nazan’ın geçmişini ve dolaylı olarak Zat-ı Şahane’nin hâkimiyetini sembolize eden İstanbul dar alana çekilirken; umudun ve kurtuluşun şehri Ankara, kahramanı ve toplumu genişleten bir alan olarak durur. Eser Millî Mücadele ile yeniden doğan bir toplum ve aynı doğuşu ruhunda yaşayan Nazan’ın kişisel bağlamda olgunlaşması ile sona erer.

Cumhuriyet Türküsü’nde mekânın ruhundan yola çıkan Işınsu, Ankara’yı da bir tasvir aracı olarak kullanmak yerine onu başlı başına bir tema haline getirir. Ankara demek roman kahramanları için “sarsılmaz imanı” olan, “Misak-ı Millî hudutları içinde, tam manasıyla istiklali” elde edeceğine inanan insanların şehri demektir. Zira kurtuluş için Ankara’dan, bu şehri saran umut duygusunun topluma yansıtılmasından başka çare kalmamıştır. Bu umutsuz hâl içerisinde çıkışı Ankara’da bulan Nazan ve ablası Hikmet’in Ankara’ya babaları Selim Muhtar’ın yanına gitmeleri birey ve toplum için bir başlangıcı işaret edecektir. Başta kenti “sert, bozkır” olarak tanımlayan Nazan’ın hemen peşinden “bahar çiçekleri hiç dur-otur tanır mı, memleketin vaziyet-i umumisinden anlar mı, elbet böyle sevinç çığlıkları içinde açacaklar, belki biraz edepsizce lakin ak-pembe neşeli” diye içinden geçirmesi memleketin asıl bozkırının içinde bulunduğu hâl olduğunu yegâne baharın Ankara’dan fışkıracağını belirtmek içindir. [4]

İlay ve kardelen: Direnişin ve var olmanın sembolü

Yazının başında yer verdiğimiz Çiçekler Büyür romanına dönelim. Ana karakter İlay, kendini sık sık çiçeklerle, özellikle kardelen çiçeğiyle özdeşleştirir. Bunu, var olma bilinciyle yapar. İlay kardelen çiçeğine karşı ayrı bir sevdalıdır. Onların her türlü kıyım ihtimaline karşı büyümeye devam etmeleri hususu, kardelenler ile İlay arasında sembolik bir bağ oluşturur: “Çiçeklerin büyüdüğünü, hep büyüyebileceğini düşünmek acıların tümüne bedel. Mehmet Ali’nin beni akçabardaklara benzetişine kızmıştım, geçen iki yılda sanki benimmiş gibi kabullendim benzetmeyi.

İlay, dış dünyayı büyük bir dikkatle gözlemleyen bir karakterdir; doğanın oluşum sürecinde ve yeniden doğuşunda hiçbir olayı kayıtsız bırakmaz. Onun dış dünyayı anlama ve yorumlama yetisi, iç dünyasını şekillendirir. İlay’ın yaşadığı ve karşılaştığı tüm zorluklara karşı göstereceği direncin sembolü ise çiçektir, bu çiçek özellikle kardelendir:

Karanlığın içinde ışıkla yazılmış bir cümle vardı: ‘Okuldan kovuldunuz.’ Sağıma soluma bakmadan, beygir içgüdüsüyle, beygir gibi başım önümde ve ağır aksak eve vardım. Akçabardaklar, hayattan bir haz umacak kadar kudretli ve beyazdılar. Beyazdılar, yani dürüst! Haydi bakalım akçabardak, kafana bastı birileri, doğrult boynunu!

Romanın sonunda İlay, kendisini öldürmek isteyen Mehmet Ali’den önce davranarak onu öldürür. Hem casus olarak gördüğü kişiden kurtulmuş hem de canını kurtarmıştır. Mehmet Ali’nin ölümü; “Bildiğim ise tek şey: Bedenler, beyinler ve sevdalar, bu toprağa gübre olabilir… Ve her yıl çiçekler yeniden büyür!” ifadesinde “çiçek” sembolü üzerinden anlamlandırılarak romanın isim-içerik ilişkisi pekiştirilmiş olur. [5]

Notlar

[1] Beyza Kola, Emine Işınsu'nun Çiçekler Büyür Romanında Milliyetçi Merkezî Kişi: İlay Eminofa, Akra Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi = Akra Journal of Culture, Art and Literature, İstanbul: Tuzla Belediyesi Kültür Yayınları, 2024, cilt: XII, sayı: 34, s. 235.

[2] https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/isinsu-emine

[3] Elif Dinçer, Emine Işınsu’nun Hikâyelerinde Feminizm = Feminism in the Stories of Emine Işınsu, Motif Akademi Halkbilimi Dergisi = Motif Academy Folklore Journal, İstanbul: Motif Halk Oyunları Eğitim ve Öğretim Vakfı, 2022, cilt: XV, sayı: 39, s. 1033-1035.

[4] Bedia Koçakoğlu, Emine Işınsu’nun Ankara’sı Yahut Ankara’nın Dar Zamanları = Emine Işınsu’s Ankara or Tough Times of Ankara, Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi = Selçuk University Journal of Studies in Turcology, Konya: Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, 2021, sayı: 53, sayfa: 109.

[5] Beyza Kola, Emine Işınsu'nun Çiçekler Büyür Romanında Milliyetçi Merkezî Kişi: İlay Eminofa, Akra Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi = Akra Journal of Culture, Art and Literature, İstanbul: Tuzla Belediyesi Kültür Yayınları, 2024, cilt: XII, sayı: 34, s. 235-236.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...