Kışı karanlıkta geçirebiliriz

19 Aralık 1972

Tarih 19 Aralık 1972. Tercüman manşeti şu haberle attı: “İstanbul’da her bölge bir gün elektriksiz kalacak.” 26 ile tahditli elektrik verilmesine rağmen sıkıntı gittikçe artıyordu. İETT Genel Müdürü bu durum için “Tahdit her geçen gün artacak, İstanbul seneye ışıksız kalmak tehlikesi içinde” diyordu. Peki günlerce İstanbul’u, ardından da Türkiye’nin birçok ilini bu denli elektriksiz bırakacak şeyin sebebi neydi? Tercüman’ın haberine bakalım: “Marmara ve Ege bölgesinde 26 ile tahditli cereyan verilmesi tatbikatına ilaveten cumartesi gününden itibaren İstanbul’da da aynı uygulamaya başlanmıştır. İlgililerden aldığımız bilgiye göre İstanbul’a her gün verilen 450 bin kilovat cereyan yüzde 10 nispetinde tahdit edilmiştir. Tüm verilen cereyan üzerinden yüzde 10 nispetinde tahdit mümkün olamadığından bunun her gün bir bölgenin cereyanını kesmekle kabil olacağı düşünülmüş ve usulün tatbikatına cumartesi gününden itibaren başlanmıştır. Bu sebeple ilk gün Şişli ve civarı, pazar günü Mecidiyeköy ve daha sonra da Beşiktaş 8 saat müddetle elektriksiz kalmıştır. İstanbul’da yapılan son tahdide Ambarlı Elektrik Santrali’ndeki arızanın sebep olduğu ifade edilmiştir. Beş üniteden müteşekkil Ambarlı Santrali’nde bir tahlil laboratuvarı bulunmaması, kireçli suların ‘talaşlama’ tapmasına sebep olduğu ve bu yüzden santralin normal enerjiyi üretemediği ortaya çıkmıştır. Bu, tespit edildikten sonra santrale bir kimyager tayin olmuştur. Fakat kimyager, laboratuvar olmadığından henüz çalışmaya başlayamamıştır. Laboratuvar için gereken tahsis verildiği takdirde tesis tamamlanacaktır. Bu yüzden de tahditli cereyan verilmesine uzun süre devam edilecek ve her geçen gün tahdit bir miktar daha artacaktır. Bu konuda konuştuğumuz İ.E.T.T. Genel Müdürü Saffet Gürtav şunları söylemiştir: ‘İstanbul’a tahditli cereyan verildiği maalesef doğrudur. Bu seferki tahdidin her geçen gün artacağı da bir gerçektir. Seneye İstanbul’un karanlıkta kalması hiçten bile değildir. Keban Barajı projesinin gerçekleşmemesi, bütün ümidin Keban’a bağlanması ve yeni santraller için hiçbir yatırıma gidilmemesi bugünkü acı gerçeği doğurmuştur. Biz zaten uzun müddetten beri tahditli cereyan vermekte idik, bugün ise umumi olarak yüzde 10 nispetinde bir tahdide gittik. Ankara-Zonguldak-İstanbul ve İzmir arasında bir dikdörtgen çizersek bunun içinde kalan büyün şehirler bir müddetten beri kısıntılı cereyan almaktadırlar. Bugün harekete geçilse dahi beş seneden evvel bir santral kurmak kabil değildir. Voltaj düşüklüğüne ve cereyan kesilmelerine karşı tünel için ayrı jeneratör kullanılmaktadır. Metro projesinden bahsederken acaba elektrik düşürülmüş müdür?’ Diğer taraftan, Kızılırmak’ın Hirfanlı Barajı’nı besleyememesi, elektrik konusunda Türkiye için başlıca problem olmuştur. Kalkınmadan sanayiye öncelik tanınırken, Sanayi Odaları T.E.K.’na müracaat ederek, kısıntılı elektrik verilmesinden yakınmışlar ve düşük voltaj yüzünden elektrikle işleyen bütün tesislerin ömürlerinin azaldığı açıkça ifade etmişlerdir.”

20 Aralık 1972

Ertesi gün, manşette şu cümle yer almaktaydı: “Elektriksizlik bütün Türkiye’yi tehdit ediyor. On üç elektrik projesi zamanında bitirilemiyor.” Durum, git gide ilerlemekte, endişeler artmaktaydı. Haberin detayı şöyleydi: “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Nuri Kodamanoğlu, İstanbul’daki elektrik sıkıntısının bir süre devam edeceğini, mevcut yatırımların zamanında bitirilmesi hâlinde ise Türkiye’de bir elektrik sıkıntısı olmayacağını söylemiş, ancak toplam maliyeti 14 milyar lirayı aşan 16 enerji yatırımlarından 13’ünün zamanında bitirilemeyeceği açıklanmıştır. Yatırımlarda 1 ile 10 yıl arasında gecikme meydana gelmiş ve durum bir rapor hâlinde hükûmete bildirilmiştir. Mevcut elektrik sıkıntısının sanayileşmeyi baltalayacak bir hâle gelebileceği ifade edilmiştir.” Durum vahim gibiydi, zira gecikmeler az bir zaman aralığını göstermiyordu. Nasıl bir önlem alınacaktı, ilerleyen günlerde de gündemin merkezinde bu kesintinin yaratacağı sorunlar vardı.

21 Aralık 1972

Televizyondan tıbbi alete kadar her şey arızalanmış, düşük voltajdan dolayı teknolojik alet edevatlar bozulmuştu. Doktorlar, hastalar, tüm vatandaşlar bu olumsuz durumdan fazlasıyla şikâyetçiydi. Çukurova Elektrik A.Ş. İdare Meclis Başkanı Turgut Yeğenağa ise yaptıkları projelerin engellendiğini ifade ederek “Özel teşebbüs memleketi ışığa kavuşturur, biz Türkiye’nin yarısına elektrik verebiliriz” diyordu. İstanbul dâhil, Türkiye’ni mühim bir kısmı elektrik sıkıntısı çekerken; Adana, İçel, Hatay, Gaziantep, Urfa bölgelerine yılda 1 milyar 200 milyon kilovat ucuz elektrik veren, ayrıca Niğde, Bor üzerinden Ankara’nın mühim bir kısmını Türkiye Elektrik Kurumu kanalı ile besleyen Çukurova Elektrik Anonim Şirketi’nin birinci derecedeki sorumlusu Turgut Yeğenağa’nın yaptığı açıklama duruma dair vahameti ve aslında başka bir çerçeveyi de, yani özel ve devlet kurumu çatışmasını gözler önüne seriyordu: “6 bin ortaklı, yılda yüzde 15 temettü dağıtan halka dönük bir şirketiz. Ayrıca iftiharla kaydetmek isterim ki Dünya Bankası’nın Türkiye’de hiç düşünmeden kredi açtığı yegâne özel kuruluşuz. 1956 yılında 16 milyon sermaye ile kurulduk. Bugün milyarlık yatırımların içindeyiz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Nuri Kodamanoğlu’nun kendisine soruyorum: ‘Neden bitirilemiyor Sayın Başkan? Çukurova Elektrik A.Ş’nin 1974 yılında Adana’da projesini tatbik sahasına koyacağı 200 bin kilovat saatlik termik santrali ile yine Seyhan Nehri üzerindeki 400 bin kilovat saatlik hidrolik araştırmasını neden engellediniz?’ Madem ki Türkiye’deki elektrik meselesinin bir an evvel halledilmesini istiyorsunuz, Türkiye Elektrik Kurumu’ndan sonra memlekette en büyük enerji üretim teşekkülü olan özel teşebbüsü neden baltalıyorsunuz?”

22 Aralık 1972

Türkiye Elektrik Kurumu’nun “Türkiye hiç bu kadar elektrik sıkıntısına düşmedi” dediği bu sorun özellikle de bastırmaya başlayan kışa dair büyük bir endişeyi çığ gibi büyütmekteydi. Tercüman manşeti “Kışı karanlıkta geçirebiliriz” cümlesiyle atmıştı. “5 milyon meskenin 3 milyonu elektriksiz”, “Bazı sanayi semtlerine dün cereyan verilemedi”, “Voltaj düşük olunca tünel işlemez hâle geldi”, “‘En ufak bir arıza karanlıkta kalmamıza sebep olur’ diye T.E.K. ilgilileri, bütün teşkilatın alarm hâlinde çalıştığını belirttiler”, “Santrallerde su miktarının gittikçe azalması, sıkıntının da her geçen gün artmasına sebebiyet veriyor” cümleleriyle doluydu haberler. “Türkiye’de üretilen elektriğin hâlen ihtiyacı zorlukla karşıladığını bildiren Türkiye Elektrik Kurumu yetkilileri ‘En ufak bir aksaklık karanlıkta kalınmasına yol açabilir. Onun için tam alarm hâlinde çalışıyoruz. Teknik personel önümüzdeki aylarda izin yapmayacak ve devamlı görev başında olacaktır’ demişlerdir. T.E.K. yetkilileri ‘Önümüzdeki 3 aylık devre, son yıllarda geçirdiğimiz en kritik dönem olacaktır… Türkiye hiç böylesine elektrik bakımından sıkışmamıştı’ demişler, elde ne yedek kapasite ne de stok bulunduğunu, hidrolik santrallerde su miktarının gittikçe azaldığını bildirmişlerdir. Tercüman’ın elektrik sıkıntısı konusundaki yayınının çok faydalı ve yerinde, yayında belirtilen problemlerin ise doğru olduğunu bildiren T.E.K yetkilileri, bu konudaki görüşlerini ve hâlen devam etmekte olan sıkıntıları şöyle açıklamışlardır: ‘Hâlen Türkiye’deki toplam elektrik ihtiyacı 1700 megavattır. Her geçen gün bu isteğin artacağı tabiidir. Bütün imkânlarımız ile elde ettiğimiz elektrik de 1700 megavattır. Yani ihtiyacı tam kılı kılına karşılayabiliyoruz. Herhangi bir tesiste en ufak bir aksama bizi o aksama kadar tasarruf zorunda bırakacaktır. Bunun en son örneği İstanbul’da görülmektedir. Ambarlı’da bir kazan borusu patladı ve 110 megavatlık bir kaybımız oldu. Hemen İstanbul’da 110 megavattır tasavvura gittik. Bunun başka bir çaresi yok. Bu kış sıkıntılarımız olabilir. Kış şartları bazı aksaklıklara, arızalara sebep olabilir. Bu arızaların olduğu bölgede, karanlıkta kalma süresinin uzaması için teşkilata alarm verilmiş, izinler kaldırılmıştır. Bir haftada giderilecek arızaları bir güne sığdırmak zorundayız. Bizim için en büyük problem bu kışı çıkarabilmektir. Zira hidrolik santrallerde su miktarı gittikçe düşmektedir. Yağışın normal olduğu, su sıkıntısı çekilmeyen Çukurova’da bile durum böyledir. Sebep ise fazla üretim yapmamız, tesisleri normal kapasitenin üzerinde çalıştırmamızdır. Hâlen Çukurova bizden elektrik çekmektedir. Oysa Çukurova’nın kendi ihtiyacını kendi karşılaması bize yük yerine destek olması gereklidir. Sıkıntının ne dereceye geldiği ortadadır. Tam alarm hâlinde kış aylarını karanlıkta kalmadan atlatabilirsek, ilkbahardan itibaren biraz rahatlama imkânı olacaktır.”

19 Aralık 1972

“Çukurova Elektrik devletleştirilirse bölge sıkıntı çekecek”, “Keban’ın gecikmesinden doğan yıllık zarar 11 milyar lira”, “Yurtta elektrik yüzde 5 tahdit ediliyor”, “Ambarlı santrali kötü yakıttan arızalı çalışıyor”, “Yalnız İstanbul’da üretim kaybı 300 milyonu bulunuyor” manşetleri yer alıyordu 23 Aralık 1972 tarihli Tercüman’da. “Çukurova Elektrik tarafından yapılan yatırımların engellendiği ve şirketin devletleştirilmek istendiği açıklanmıştır. Bu konuda yapılan açıklamada Türkiye’nin önemli bir elektrik buhranı ile karşı karşıya bulunduğu şirketin yatırımlarının engellenmesinin devam edildiği takdirde Çukurova’nın 1974 yılında elektriksiz kalacağı bildirilmiştir. Türkiye’nin bugün önemli ölçüde elektrik açığının bulunduğu, ilgililerin bunu sakladığı ve mevcut sıkıntıyı gidermek için büyük katkısı bulunan Çukurova Elektrik Anonim Şirketi’nin ‘doktriner’ bir görüşle devletleştirilmek istendiği bildirilmiş, yapılan çalışmalar geniş bir analize tutularak Keban projesinin ancak 1974 yılı sonunda gerçekleşebileceği gecikmeden dolayı doğacak sıkıntının giderilmesi için herhangi bir tedbirin alınmamış olduğu ifade edilmiş, Keban’ın gecikmesinden meydana gelen yıllık zararın 11 milyar lira olduğu açıklanmıştır.” Özetlenen durum böyleyken Tercüman’ın muhabirlerinden Erol Dallı’nın kaleme aldığı yazıda bu sorun daha detaylıca aktarılmıştı: “Ne demiştik ‘Sanayileşerek kalkınacağız…’ Bunun için de bir plan yaptık: Komisyonlardan, meclislerden geçirdik ve böylece yürürlüğe koyduk. Planımızın elektrikle ilgili bölümüne şöyle bir bakalım. Burada deniliyor ki: 1972 yılında Hopa I, gaz türbinleri, Hopa II, Seyitömer, Çıldır santral ve tesisleri tamamlanarak devreye girecektir. 1973’ün hemen başında ise Seyitömer II, Gökçekaya I, Keban I, Kadıncık II, daha sonra Keban II, Keban III ve yıl sonunda Keban IV devreye gireceği planlanmıştır. 1972 yılının son haftasına girmek üzereyiz. Planda gösterilen santrallerin hiçbirisi devreye girmemiştir ve 1973 yılında da Seyitömer ve Kadıncık’tan başkasının da devreye girmesine imkân yoktur. 1973 yılının sonuna kadar Keban’ın 4 ünitesinin çalışması mümkün değildir. Keban’ın tam randımanla çalışması için önümüzde en az on yıl vardır. Öyle ise nasıl sanayileşeceğiz, nasıl kalkınacağız? Enerjimiz yok, sanayileşmekten bahsediyoruz. Sanayici kan ağlamaktadır. Milyonlar vermiş, fabrikalarına fırınlar getirtmiştir. Tonla para dökerek yatırım yaparak enerjiye dayanan modern cihazlarla iş yerini donatmış, Türkiye’nin kalkınmasına ayak uydurmak istemiştir. Gel gör ki vefasız, emniyetsiz, düşük voltajlı cereyanla bütün tesis arıza yapmış, ömrünün yüzde ellisini çalışmaya başladığı gün kaybetmiştir.”

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...