İdam edecekler mi?
Ergun Göze, 6 Ekim 1971 tarihli Tercüman’daki köşe yazısında sıkıyönetim Mahkemelerindeki duruşmaları değerlendiriyor. Sanıkların mahkemedeki küstah tavırlarının bir "nefret psikolojisine" işaret ettiğini, iktidara gelselerdi muhaliflerini idam edeceklerini savunuyor.
Sıkıyönetim Mahkemelerinin faaliyete geçmesinin akabinde hemen herkes bu suali soruyordu:
-İdam edecekler mi?
Sıkıyönetim Mahkemesi celseleri uzadıkça bu sual biraz daha ısrar ve mânâ kazandı.
Benim için değil tabii... Çünkü ben hukukçuyum. Hattâ birçoklarını tedirgin eden müsamahayı, ben büyük bir memnuniyetle karşıladım. Çünkü böylece bir başka ve daha mühim sualin cevabı ortaya çıktı. Hem defalarca ve hem de Türk efkârı umumiyesi değil dünya efkârı umumiyesi çapında.
O sual şudur:
-Eğer bu eylemciler “mümkün ola padişahım, belki derya tutuşa” fetvasınca başarı kazansaydılar hasımlarını idam edecekler miydi?
Bu sualin cevabı bugün ortaya ayan beyan çıkmıştır. Eğer bu “eylemci”ler başarı kazansaydılar, kimsenin gözünün yaşına bakmadan, işlerine gelmeyen herkesi, hemen herkesi idam edeceklerdi. Çünkü herkesi idam edebilecek bir psikoloji içinde ve o maksatla yetiştirilmişlerdir.
İspatı, mahkemedeki küstah tavırları, edepsiz davranışları, ders verir hâlleri... Orta Doğu'daki odası Danimarka Seks Fuarından bir köşe halinde ele geçen Deniz Efendi “bir numaralı karakter”, “bir numaralı kahraman eylemci” pozundadır. Çocuk kaçırıcılar, keza büyük ideologlardır. Hepsi birer “Danton”dur, “Robespiyer”dir. Madam Roland giyotine giderken “Ey hürriyet senin adına ne cinayetler işleniyor” demişti. İlkay Demir isimli hatun ise, “Ey sosyalizm, senin adına ne cinayetler işledik biz” diyebilirdi. Daha beterini söyledi mahkemede:
“Ceza Kanununun her maddesi bize vız gelir.”
Yani icap eder ve imkânımız olursa biz daha neler neler yaparız. Böylece ortaya çıktı ki, bunlar; “Romalıların hepsinin bir tek başı olsaydı da, bir hamlede başı kopartsaydım” diyen mecnun imparatorun duygularını, milletimiz için taşımaktadırlar.
İdeolojileri bir psikolojiden ibarettir: Nefret psikolojisi... Bütün insanlığı yakıp temizleme arzusuna varan bir nefret psikolojisi. Öğrencisi, öğretmeni, profu, kadını erkeği, okumuşu okumamışı hep aynı psikolojinin esiri. Hepsinin birleştiği tek nokta bu. Bu nefret psikozudur ki, onları Kremlin veya Pekin namına, memleketlerinden çalmaktadır. Bu nefret psikozudur ki, Türk hâkimini, Türk kanunlarını, Türk mahkemelerini, Türk adliyesini, Türk ordusunu hakaret edilmekten başka bir şeye yaramaz nesnelermiş, telâkkisine onları itmektedir. Bu psikozdur ki, onları, mahkemelerde, en insanlık dışı, en ağır, en vatan yıkıcı işleri yaptıklarını ve nasıl yaptıklarını utanmadan, sıkılmadan, terlemeden, kızarmadan, özür dilemeden, anlatmaya sevk etmektedir.
Bu nefret psikozunun dürtüsüyle yaptıkları hareket ortaya çıkarmıştır ki, bunların en güvercini (!) bile, fikirlerini paylaşmayanları kıtır kıtır kesecek bir sadizme gelmiş dayanmışlardır. Bu öyle bir gerçek ki, “İdam edecekler mi?” düşüncesine yer vermez. Mahkemelerinin müsamahasının ortaya çıkardığı bu manzara, sosyalizmi idam etmiştir Türkiye'de.

Olmak ya da Olmamak - Tiyatro, Hayat ve İnsan
Sanatın 6. dalı tiyatro, sahnede sadece bir oyun sunmuyor aynı zamanda hayatı ve insanı da anlatıyor. Dünyaca ünlü yazar William Sheakspeare’nin “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” sözünden ilham aldığımız podcast serimizde; tiyatroyu, alanının uzman isimleriyle konuşuyoruz..

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.