Hakkını ödemek
Tarık Buğra, 16 Ekim 1971 tarihli köşe yazısında, 1967 Personel Kanunu üzerinden devlet yönetiminde liyakat, adalet ve verimlilik meselesini ele alıyor. Kanunun amacına uygun biçimde uygulanmasının önemine dikkat çeken Buğra, idari reformun gecikmeden hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.
PERSONEL KANUNU zora geldi, bu yüzden de kendisinden beklenenleri veremedi. Hatta yer yer beterin beteri durumlar çıkmasına sebep oldu; aksaklıkları daha da koyulaştırdığı görüldü. Hatta bu büyük meselenin bir para meselesi sayılmasından veya ancak o çapta idrakinden doğmuş, Devlet'in fakirliği de o kadarının çözümlenmesini bile engellemiştir.
Personel Kanunu Devlet'in reorganizasyonu olacaktı, öyle de olmalıydı; zira bu mekanizmada haklar perişan, sorumluluklar müeyyidesiz, yetenekler kontrolden uzak ve değerlendirilemez bir hâle gelmişti, laçkalaşmıştı:
“Sallabaşını al maaşını ana prensipti, gün doldurmak tek marifet olmuştu. Belli zaman geçecek kel de terfi edecek, fodul da, en üstün kabiliyet de ancak onlar kadar terfi edecekti. “Barem” bir çalışma, bir iş kotarma ve kabiliyet katilinden başka bir şey değildi. Değerlerin tasnif edilmediği ve kabiliyetlerle kabiliyetsizliklerin aynı karşılığı gördüğü bir statüko çürütücüdür. Personel Kanunu da her şeyden önce işte bu çürütücülüğü önlemek içindi, gidermek için olacaktı; tasnif ve tasfiye imkânı getirecekti: Kabiliyetler ve sorumluluklar hiyerarşisi kurulacaktı, haklar hakiki haklar hâline gelecekti.
HEDEFE ulaşıldığını söylemek imkânsızdır. Buna karşılık, dev gibi bir işletmenin o ölçüdeki sorumluluğunu yüklenenlerin, “kıdem”i daha fazladır diye, aynı işletmenin odacısından daha az ücret almaya başladığı görüldü, Dünya çapında bir keman virtüözünün - gene “kıdem” masalı yüzünden - orkestradaki üçüncü kemanların maaşına gıpta eder hâle düştüğü oldu.
Durumun uzmanlıklar ve teknisyenlik alanlarında, bilhassa bu önemli alanlarda tutucu ve kaybettirici olduğu muhakkaktır. Bütün hayatla birlikte devletlerin de tekniğe ve uzmanlığa dayandıkları ölçüde bir şeyler yapabildikleri ve yapabilecekleri bir çağda bunun ne kadar acı bir şey olduğunu kavramak zor değildir.
Nitekim Devlet kapısında haklarını alamayan veya bulamayan uzmanlar ve teknisyenler, nereyi bulurlarsa oraya kaçıp gitmektedirler: Özel sektöre mi? Oraya. Yabancı ülkelere mi? Oraya!
Bu da Devlet'in kan kaybetmesi demektir. İşte ben, daracık çevremde bile, Almanya'ya veya Kanada'ya giden veya gitmenin yollarını arayıp, duran yığınla doktor, mimar, mühendis, kimyacı biliyorum. Devlet hizmetinden çekilip başlarının çaresine özel sektör alanında bakanlar da ayrı.
Bir reform dönemine girdik, hatta içinde bulunduğumuz döneme “reform psikozu” hâkim. Mademki böyle işte bu büyük meseleye de el atılsın; Personel Kanunu, asıl adıyla da İdari Reform bir an önce yapılsın… Devlet'in sağlığı adına yapılsın.

Olmak ya da Olmamak - Tiyatro, Hayat ve İnsan
Sanatın 6. dalı tiyatro, sahnede sadece bir oyun sunmuyor aynı zamanda hayatı ve insanı da anlatıyor. Dünyaca ünlü yazar William Sheakspeare’nin “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” sözünden ilham aldığımız podcast serimizde; tiyatroyu, alanının uzman isimleriyle konuşuyoruz..

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.