Körfez Savaşı’na giden günler: Saddam’ın korkunç planı

09 Ağustos 1990

“Saddam’ın korkunç planı” 1990 yılı Körfez Krizi, Irak’ın Kuveyt işgali dönemine tanıklık eden Tercüman; manşet olarak Irak’ın kimyevi silah yüklediğini yazıyor. Washington Post'a dayandırılan habere göre Irak uçakları zehirli gaz yüklüyor, Saddam Hüseyin köşeye sıkıştığında Amerikan birliklerine gaz püskürtmekten çekinmeyeceği değerlendiriliyordu. Irak, İran savaşında sıkışık durumlarda zehirli gaz kullanmayı bir süre reddetmişti. Daha sonra ise bağımsız BM gözlemcileri ve tıp adamları, İran kuvvetlerine karşı hardal ve sinir gazı kullanıldığını tespit etmişlerdi. Saddam, 1988'de de Kürtlerin üzerinde aynı gazları kullanmış ve 5.500 kişi ölmüştü. Onun için “kendi insanına acımayan adam” olarak hitap ediliyor. Eski Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreteri ve Hava Kuvvetleri Eski Kurmay Başkanı Emekli Orgeneral Nahit Özgür, ABD’nin Irak'a yönelik olası bir askeri müdahalesini şöyle değerlendirmişti: “Irak’ı dize getirebilmek için hava hücumu kâfi gelmez. Çok ağır ve sürekli hava hücumları yapmak gerekir.” Özgür, Irak’ın sadece havadan çökertilemeyeceğini, Özal’ın politikalarının yerinde ve olumlu bulduğunu, bu çizgiden çıkılırsa maceraya sürüklenmiş olacağını belirtiyor. Öte yandan İran tarafı da çetrefilli günler geçiriyor. İran eski Dışişleri Bakanı Ardeşir Zahidi, İran’daki rejimin kolay kolay yıkılmayacağını söylüyor. Tercüman, Zahidi için Orta Doğu’nun perde arkasındaki güçlü isimlerden olduğunu yazıyor. Zahidi “Bizim kurtuluşumuz ancak Türkiye’nin himayesinde gerçekleşebilir. Ben şu anda sadece sürgünüm. Türk hükûmetine bir zarar gelmesini arzu etmiyorum” ifadelerini kullanarak Türkiye’ye ihtiyaçları olduğunu vurguluyor.

10 Ağustos 1990

Saddam’dan tehdit: “Her yeri bombalarım” Bir gün sonra manşet daha da sertleşti. Beyaz Saray'dan sızan mesaj netti: Irak kimyasal silah kullanırsa Amerika nükleer karşılık verebilirdi. Sayfanın üstünde Amerikan donanmasının en büyük uçak gemisi Süveyş Kanalı'ndan geçerken görüntüleniyordu; İngiltere Suudi Arabistan'a Tornado ve Jaguar filoları gönderiyor, Almanya ve Fransa da Körfez'e destek kaydırıyordu. Cumhurbaşkanı Özal aynı akşam televizyona çıktı ve "Çıkarlarımız korunacak" dedi; Türkiye'nin Batı'ya bağlılığının tesadüf olmadığını, bölgede istikrar olmadan dünyanın da rahat nefes alamayacağını söyledi. ABD Dışişleri Bakanı James Baker ise Ankara'ya gelmiş, üs kullanımı için izin istiyordu. 1,5 saat süren görüşmede Türkiye’nin muhtemel bir harekâta ne kadar katkısı olabileceği konuydu. Baker, Irak’ın Türkiye’ye saldırması durumunda ABD ve NATO desteğinin güvencesini verdi. Özal, şartlar ne olursa olsun Türkiye’nin çıkarlarının korunağına dair önceliklerden bahsedip, "Türkiye'nin hiçbir ülkenin bir karış toprağında gözü olmadığı gibi kendi toprakları da aynı şekilde mukaddestir" ifadelerine yer verdi. Körfez’deki gerginlik için liderleri davet etti. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Türkiye'nin bu politikası istikametinde ABD Başkanı Bush ile birkaç defa telefon görüşmesi yaptığını ve gelişmeleri değerlendirdiğini de hatırlatarak, Suudi Arabistan Kralı Fahd ve Kuveyt Emiri ile devamlı temas ettiğini belirtti. Özal; Mısır, İran Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar devlet başkanlarına da Türkiye'nin tutumunu anlattığını belirtti. Bunun yanında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin her türlü tacize hazırlıklı olduğu, uçakların ileri seviyede beklediğini bildiriliyor. Irak sınırına yakın kara kollara da zırhlı birliklerin yerleştirildiği gelen haberler arasında yer alıyor. Türk köylüleri, İran-Irak Savaşı sırasında inşa edilen ve daha sonra boşaltılan 10 kadar karakolda, yaklaşık 1500 askerin bulunduğunu kaydediyor. Irak askeri sınırımızda, İncirlik’te hareketleri günler yaşanmasına sebep olmaya devam ediyor. Sayfanın altında sıradan üç vatandaşın fotoğrafı bulunuyor; hiçbiri savaş istemiyordu ama üçü de aynı cümleyi kuruyordu: "Ordumuza güveniyoruz."

11 Ağustos 1990

"Cihad çağrısı reddedildi" Bu kez manşetin üstündeki fotoğraf her şeyi anlatıyordu; gaz maskesi takan bir Amerikan askeri. Suudi Arabistan'da halk panik hâlinde bankalara koşuyor, parasını çekiyordu; Irak'ın Kuveyt'teki asker sayısı 170 bine ulaşmıştı. Cumhurbaşkanı korkuya gerek olmadığını, önümüzdeki haftanın kritik olduğunu ama bölgede sıcak bir savaş beklemediğini söylüyor, kriz atlatılırsa petrolün ucuzlayacağını bile öngörüyordu. “Fiyatların 20 dolara kadar düşeceğine inanıyorum". NATO Genel Sekreteri'nin Türkiye'ye "tam destek" sözü de aynı gün geldi. NATO Genel Sekreteri Woerner, "Irak Türkiye'ye saldırırsa, karşısında topyekûn NATO'yu bulur. Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda Türkiye'ye garanti verilmiştir” dedi. Sayfanın alt köşesinde ise başka bir kriz kendini gösteriyordu; Saddam yeni anayasadan "Türkmen azınlığı" ibaresini çıkarttırmış, Kerkük'teki Türk varlığını resmen inkâr etmişti. Böylece ülkedeki Türk unsurunu tamamen reddetti. Kerkük Türklerinin ileri gelenlerinden olduğu belirtilen, ismini açıklamak istemeyen F.D.A şahsı şöyle konuştu: "Kerkük'te binlerce Türk idam edilmiştir. İdam edilenlerin tek suçu Türk olmaktır. Kuveyt'in işgali bizim açımızdan çok önemlidir. Ama biz Irak Türkleri olarak sadece oradaki anne babamızı değil, bütün dünyayı düşünüyoruz. Saddam dünyanın başına yeni bir belâdır. Korkumuz elindeki kimyasal füzeleri kullanmasıdır. Çünkü Saddam bunalım dönemlerinde rahatlayan bir ruh hastasıdır.”

12 Ağustos 1990

"Özal’dan uyarı geldi" Pazar günü manşet artık bir soruyla açılıyordu: "Bu silahları kimler verdi?" Irak'ın elindeki gaz stokunun, SS-1 ve Scud-B füzelerinin, Exocet'lerin "kum gibi" bol olduğu yazılıyor, yanına yıllar önce Halepçe'de kimyasal saldırıya uğramış bir kurbanın fotoğrafı konuyordu; hafıza tazeleniyordu. Ankara'da Özal, ANAP milletvekillerini uyarmıştı: "Kararı alın." Cumhurbaşkanı sıcak savaş beklemediğini yine tekrarlıyor, ama parti grubundan Meclis'in yetkilendirilmesi için net bir tavır istiyordu. Hiç kimsenin Türkiye'den askeri harekât için istekte bulunmadığını belirten Cumhurbaşkanı Özal, Washington Post gazetesine de çok uluslu Barış Gücü'ne katılma karanı almadığımızı söyledi. Yabancı basında CNN TV “Türkiye Avrupalı olduğunu gösterdi” diyerek Türkiye hakkındaki yorumunu paylaştı. Irak ve Saddam Hüseyin'in ekonomik çıkarlar yüzünden bugüne kadar ABD tarafından gözetildiğini belirten Amerikalı politikacılarla uzmanlar, bugünkü noktaya gelinmesinde, Başkan Bush ve yönetiminin büyük hatası olduğunu söylediler. Özal, The Washington Post'a verdiği demeçlerde, Türkiye'nin Irak'a karşı askerî harekâta girişebilmesi için Anayasa gereğince TBMM'nin kararına ihtiyaç olduğunu belirterek, "Ancak bugün bir çatışma ihtimali yok" dedi. “Şu anda kimsenin bir askerî çatışma planladığı sanmıyorum. Ancak Irak'ın, Suudi Arabistan'a saldırması halinde askerî çatışma olur. Irak'ın Suudi Arabistan'a saldıracağını da sanmıyorum. Ekonomik ambargo konusu, çözüm için en doğru yoldur.” İslam âleminde endişe devam ederken İngiltere’de toplanan Müslümanlar, barış için Cuma namazı kıldı. Tercüman, “Londra’da yaşayan Müslümanlar omuz omuza Allah’ın huzurunda görülüyorlar” ifadelerine yer verdi. Irak Hava Kuvvetleri'ne ait iki keşif uçağı Dahran Hava Üssü’ne kadar sokulmuş, Körfez’de ilk çatışma çıkmıştı. Irak’ın Türk sınırına yığınak yapmaya başlamasından sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu bölgede almaya başladığı karşı tedbirler yoğunlaşarak sürüyordu. Bu sırada, Irak'ta bulunan Türk isçilerinin Habur Sınır Kapısı’ndan yurda girişleri de devam ediyordu. Tercüman muhabirleri son iki gün içinde Irak’tan Türkiye’ye 399 Türk işçinin giriş yaptığını bildiriyor.

13 Ağustos 1990

"Habur sınırı kapanıyor" Beşinci günün manşetiyle kriz artık Türkiye'nin kapısına dayanmıştı: Irak, Habur köprüsünün dibine uçaksavar topları yerleştirmiş, sınır kapısını geçişe kapatmıştı. Irak'tan dönen Türk şoförler, Zaho Dağı'ndan aşağı asker yığınaklarının indiğini anlatıyordu. Özal'ın tepkisi sertti: "Irak'ın saldırması büyük hata olur." Türkiye kendi tarafında da boş durmuyordu; Almanya'dan yeni gelen Leopard tankları güneye kaydırılıyor, Adana semaları savunmaya açılıyordu. TRT’de savaş alarmı veriliyor, moral yayınlarına başlanacağı haber veriliyordu. Körfez hava sahası ABD'nin kontrolündeyken bir askerî sözcünün, radar kontrollü silâh sistemleri kullandıklarını hatırlatarak bölgeden geçecek uçakların, rotalarında uçmaları gerektiğini söyledi, "Aksi hâlde, sistem kendiliğinden ateş açabilir" dedi. Irak Devlet Başkanı, yabancı orduların da Suudi Arabistan'dan derhâl çekilmesini, yerlerini “Arap Gücü" nün almasını istedi. Irak'ta açlık kapıya dayandı, Saddam’dan "Kemer sıkın" çağrısı geldi. Orta Doğu bunalımı sürüyor. Diğer tarafta Türkiye Anayasası’ndaki hükümler tartışılırken, savaşa kimin karar verip vermeyeceği gündemdeydi. Anayasa’nın 92. maddesine göre savaş hâli ilanına ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına Türkiye Büyük Millet Meclisi izin verebiliyordu. Meclis tatildeyken ülke ani bir silahlı saldırıya uğrarsa Cumhurbaşkanı da Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kullanılması için karar alabiliyor. Hukukçular, ilk bakışta çelişkili gibi görünse de silahlı kuvvetlerin kullanılması konusunda 92. maddenin geçerli olduğunu; yani savaşa karar verme yetkisinin TBMM'de bulunduğunu, Cumhurbaşkanı’nın ancak Meclis tatildeyken ve ülke saldırıya uğrarsa bu kararı verebileceğini söylüyorlar. Hukukçulara göre 104. madde, 92. maddedeki bu yetkiyi vurguluyor. Haberde, Irak’ın geçmişte kimyasal silah kullandığına ilişkin iddialar hatırlatılırken, Körfez’de olası bir savaş durumunda bu silahların kullanılmasının yaratabileceği tehlikeye dikkat çekiliyor. Kimyasal silah tehdidi, Körfez krizinin en büyük güvenlik endişelerinden biri olarak öne çıkıyor. 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle başlayan krizde Türkiye, uluslararası koalisyonun yanında yer alarak Irak’a uygulanan ambargolara katıldı. Birinci Körfez Savaşı’nın ardından Irak’ın kuzeyinde ortaya çıkan otorite boşluğu, terör örgütü PKK’nın bölgedeki varlığını artırmasına zemin hazırladı. Saddam Hüseyin yönetimi ile yaşanan siyasi gerilimler ve Kuzey Irak’taki gelişmeler, Türkiye’nin Kürt meselesine ilişkin hem iç hem de dış politikasını doğrudan etkileyerek iki ülke arasındaki ilişkilerin daha karmaşık ve gergin bir seyre evirilmesine yol açtı. İki Körfez Savaşı arasındaki dönem, Türkiye ve Irak açısından büyük zorlukların yanı sıra konjonktürel iş birliği fırsatlarını da beraberinde getirdi. Bölgesel dinamiklerin şekillendirdiği bu hassas süreç, iki komşu ülkenin çıkarlar doğrultusunda yeniden bir araya gelebildiği kritik bir dönem olarak tarihteki yerini aldı. Beş gün, beş manşet. 1990'ın Ağustos'unda Tercüman'ın sayfalarında adım adım büyüyen bu gerilim, birkaç ay sonra gerçek bir savaşa dönüşecekti. Arşivin sararmış sayfaları bugün bize yalnızca geçmişi değil, krizlerin nasıl büyüdüğünü de hatırlatıyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...