04 Mart 2026

Netanyahu'nun masasındaki kitabın sırrı: "Allies At War"

Netanyahu'nun savaş sırasında masasında olan "Allies at War" kitabı, İran operasyonunun gizli manifestosuydu. Tim Bouverie'nin 2. Dünya Savaşı'ndaki müttefiklik ilişkilerini "güvensizlik, aldatma ve çıkar çatışması" olarak tanımlayan eseri, Tahran'a düşen bombaların teorik çerçevesini oluşturdu.

28 Şubat 2026 sabahı, dünya Orta Doğu'dan gelen ve küresel dengeleri temelinden sarsan bir askeri operasyon haberiyle uyandı. İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri, “Epic Fury Operasyonu” adını verdikleri kapsamlı bir hava ve siber harekatla İran'ın nükleer kapasitesini, balistik füze tesislerini ve rejim liderliğini hedef aldı. Ancak bu devasa askeri hareketliliğin en dikkat çekici detaylarından biri, bombaların Tahran'a düştüğü saatlerde İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun sosyal medya hesabından paylaştığı bir fotoğraftı. Başbakan, ABD Başkanı Donald Trump ile stratejik bir telefon görüşmesi yaparken görülen fotoğrafında, masasında bilinçli bir şekilde kameraya doğru çevrilmiş bir kitap duruyordu: Tim Bouverie’nin kaleme aldığı Allies at War: How the Struggles Between the Allied Powers Shaped the War and the World. Bu kitap tercihi, bir tarih okumasının ötesinde 2026 İran saldırısının arkasındaki motivasyonları, İsrail-ABD müttefikliğinin doğasını ve dünyayı karşıya alma pahasına atılan bu radikal adımın şifrelerini barındırıyordu.

Tim Bouverie’nin eseri, İkinci Dünya Savaşı’nın kaderini belirleyen “Büyük İttifak”ın (İngiltere, ABD ve Sovyetler Birliği) sanıldığı gibi uyumlu bir yapı olmadığını, aksine derin bir güvensizlik, aldatma ve ideolojik çatışma üzerine inşa edildiğini anlatır. Netanyahu’nun bu kitabı masasına koyması, 2026 operasyonu sırasında İsrail ve ABD’nin karşı karşıya kaldığı diplomatik izolasyonu ve müttefikler arası gerilimleri meşrulaştıran bir “tarihsel pusula” işlevi görüyor. Bouverie, Churchill ve Roosevelt’in kişisel ikna güçlerine duydukları aşırı güveni ve müttefiklerini (özellikle General de Gaulle ve Stalin) idare etme çabalarını belgeleriyle ortaya koyarken, bugün Netanyahu ve Trump’ın “önleyici savaş” doktrini çerçevesinde şekillenen pragmatik ama sarsıntılı ortaklıklarına ayna tutuyor.

28 Şubat 2026 Operasyonu: Epic Fury

Operasyonun askeri boyutu, modern savaş tarihinde eşine az rastlanır bir koordinasyonla yürütüldü. ABD’ye ait iki uçak gemisi görev grubu ve çok sayıda gelişmiş İsrail savaş uçağı, İran’ın 24 eyaletindeki hedefleri eş zamanlı olarak vurdular. Saldırının en kritik sonucu, İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'in Tahran'daki konutunda öldürülmesi oldu. Bu suikast, tıpkı Bouverie'nin kitabında müttefiklerin mihver devletlerinin liderlik yapılarını çökertme hedefleriyle benzer bir stratejik mantığa dayanıyor.

Operasyonun siber ayağı, fiziksel bombalar kadar etkili oldu. İranlıların namaz vakitlerini takip etmek için kullandığı ve 5 milyondan fazla indirmesi olan BadeSaba uygulaması ele geçirildi ve kullanıcılara rejimin “acımasız eylemlerinin bedelini ödeyeceği” yönünde mesajlar gönderildi. Bu, Bouverie'nin kitabında anlattığı propaganda savaşlarının dijital çağa uyarlanmış haliydi.

Bouverie’nin kitabı, 1939-1945 yılları arasındaki müttefik ilişkilerini incelerken, zaferin askeri başarı ile birlikte müttefikler arasındaki “bitmek bilmeyen bilek güreşleriyle” kazanıldığını savunur. Netanyahu'nun masasındaki bu kitap, 2026'daki operasyonun da benzer bir “zorunlu ama sancılı” müttefiklik dinamiğiyle gerçekleştiğini fısıldar.

Winston Churchill, 1940 yılında Fransa’nın düşüşünden sonra Britanya’nın tek başına kaldığı dönemde, ahlaki bir üstünlük ve teslim olmayı reddeden bir prestijle ayakta kalmaya çalışmıştı. Bouverie, Churchill'in müttefik bulmak için ne kadar çaresiz olduğunu ancak aynı zamanda müttefiklerine karşı ne kadar inatçı olabileceğini detaylandırır. Netanyahu da 2026 operasyonu öncesinde benzer bir tablo çizdi. İran’ın nükleer programının “aylar içinde bağışıklık kazanacağı” argümanıyla Trump’ı ikna eden Netanyahu, bölgesel bir savaşı göze alarak müttefikini kendi stratejik vizyonuna çekmeyi başardı.

Roosevelt ve Trump: Kişisel diplomasi ve güç projeksiyonu

Bouverie, Franklin D. Roosevelt'in Stalin’i kendi kişisel cazibesiyle ikna edebileceğine dair sarsılmaz bir inancı olduğunu belirtir; bu durum bazen İngiltere gibi en yakın müttefiklerini bile bilgilendirmeden hareket etmesine yol açmıştı. Donald Trump’ın 2026 operasyonundaki rolü bu tarihsel tiplemeyle örtüşüyor. Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner aracılığıyla İran ile yürüttüğü “Cenevre müzakerelerinin” başarısız olduğunu gördüğünde, diplomasiden ani bir geçişle askeri seçeneğe yöneldi. Trump’ın operasyonu “İranlı delilerin elini zorlaması” olarak tanımlaması ve operasyonun sonucunda “Orta Doğu’da kalıcı barışın geleceğini” iddia etmesi, Bouverie'nin tarif ettiği Roosevelt-vari bir “kişisel yetenekle dünyayı şekillendirme” yanılsamasını yansıtıyor.

28 Şubat saldırısı, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği dâhil olmak üzere geniş bir kesimin tepkisini çekti. Ancak İsrail ve ABD’nin bu tepkileri öngörmesine rağmen geri adım atmaması, Bouverie’nin “askeri gereklilik ile siyasi prensip arasındaki çatışma” argümanıyla açıklanabilir.

Bouverie, müttefiklerin Hitler’i yenmek gibi ortak bir amaçta birleşseler de savaş sonrası Avrupa’nın geleceği, sömürgecilik ve strateji konularında birbirlerinden nefret ettiklerini anlatır. 2026 operasyonunda da benzer bir tablo mevcut. Trump’ın İngiltere Başbakanı Keir Starmer’a “Bir Winston Churchill değil” diyerek fırça atması, Starmer’ın ABD uçaklarının İngiliz üslerini (Diego Garcia hariç) kullanmasına izin vermemesinden kaynaklandı. İspanya’nın üs kullanımını reddetmesi üzerine Trump’ın tüm ticareti kesme tehdidi, Bouverie'nin kitabında anlattığı “müttefikler arası ekonomik ve siyasi şantaj” örneklerinin adeta modern bir tezahürü.

“Operation Unthinkable” ve 2026 çıkış planı belirsizliği

Tim Bouverie’nin kitabındaki en sarsıcı bölümlerden biri, Churchill’in savaşın sonunda müttefiki olan Sovyetler Birliği’ne karşı Alman birliklerini kullanmayı planladığı “Operation Unthinkable” (Düşünülemez Operasyon) projesidir. Netanyahu ve Trump’ın 2026 İran stratejisi de benzer bir “düşünülemez” mantık üzerine kurulu. Uzmanlar, saldırının bir “çıkış planı” olmadığını, sadece rejimi felç etmeyi amaçladığını belirtiyorlar. Netanyahu’nun halkı ayaklanmaya çağırması ve rejim değişikliği sonrası için belirsiz bir “tarihi fırsat” vaat etmesi, müttefiklerin 1945'te Yalta'da yaptıkları hataları -geleceği planlamadan sadece yok etmeye odaklanma- hatırlatıyor.

Netanyahu’nun masasında Allies at War’ın durması asla bir tesadüf değil. Bu kitap, müttefiklerin birbirlerini aldatmalarına, stratejik konularda yalan söylemelerine ve birbirlerinin arkasından iş çevirmelerine rağmen zaferin ancak “büyük bir güç odağının kararlılığıyla” kazanılabileceğini iddia ediyor. Netanyahu, Trump ile olan telefon görüşmesinde bu kitabı sergileyerek şu mesajları veriyor.

Kararlılık mesajı: Tıpkı Churchill'in 1940'ta tüm dünyayı karşısına alarak direnmesi gibi, İsrail de İran'a karşı bu savaşı tek başına kalsa bile (veya ana müttefikini yanına çekerek) yürütecek.

Müttefiklik eleştirisi: Netanyahu, Trump'ın Starmer ve Macron gibi liderlere olan öfkesini paylaşıyor, Bouverie'nin kitabındaki “zayıf ve kararsız müttefiklerin yarattığı felaketler” temasına atıfta bulunuyor.

Realpolitik savunusu: Kitap, müttefiklerin Stalin gibi bir tiranla Hitler'i yenmek için işbirliği yapmasını “ahlaki bir taviz” olarak değil, bir “mecburiyet” olarak görür. Netanyahu da İran'a yapılan saldırının ahlaki veya hukuki tartışmaların ötesinde, bölgesel bir beka mecburiyeti olduğunu savunuyor.

Epic Fury ve küresel güç dengelerinin sonu

Bouverie, Allies at War’ın sonunda, İkinci Dünya Savaşı’ndaki bu sarsıntılı ittifakın Soğuk Savaş’ın temellerini attığını belirtir. 2026 İran saldırısı da benzer bir kırılma noktasıdır. Rusya'nın Ukrayna savaşı nedeniyle İran'a yardım edememesi ve Çin'in “imkânsız bir düğüm” içinde kalarak sadece diplomatik kınamalarla yetinmesi, yeni bir dünya düzeninin sancıları. Trump'ın NATO müttefiki olan İspanya'yı ticari olarak yok etmekle tehdit etmesi ve Starmer'ı Churchill ile kıyaslayarak aşağılaması, Batı ittifak sisteminin 80 yıllık barış döneminin (Pax Americana) sona erdiğinin ve yerini “her müttefikin kendi başının çaresine baktığı” bir döneme bıraktığının kanıtı.

Benjamin Netanyahu’nun 28 Şubat 2026 günü masasına yerleştirdiği Tim Bouverie imzalı Allies at War, modern jeopolitiğin en sofistike “mesajlarından” biri. Kitap, müttefikliğin bir sevgi ilişkisi değil, bir “karşılıklı çıkarlar ve ihanetler dengesi” olduğunu öğretiyor. İsrail ve ABD, İran rejimini yok etmek için el ele verirken, aslında Bouverie'nin kitabında anlattığı o eski, karanlık ve pragmatik müttefiklik ruhunu canlandırdılar.

Saldırının ardından İran'da yaşanan %96'lık internet kesintisi, Hamaney'in ölümü ve petrol fiyatlarındaki devasa artış, fiziksel bir yıkımın ötesinde, küresel sistemin artık “kurallar” yerine “güç ve müttefiklik manipülasyonu” ile yönetildiğini gösteriyor. Netanyahu'nun masasındaki kitabın sırrı, tarihin tozlu sayfalarında değil, o sayfaların bugün nasıl bir silah olarak kullanıldığında gizli. 2026 operasyonu, müttefiklerin savaşının (Allies at War) hiçbir zaman bitmediğini, sadece düşmanların ve kullanılan teknolojilerin değiştiğini tüm dünyaya kanıtladı.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...