18 Şubat 2026

Küresel türbülansın ortasında bir sektör: Yayıncılık

11. Istanbul Publishing Fellowship vesilesiyle bir araya gelen yayıncılar, artan maliyetlerden uluslararası telif pazarına, çeviri politikalarından dijital dönüşüme kadar yayıncılığının mevcut sınavını ve gelecek vizyonunu Tercüman’a anlattı. Sektör, küresel ölçekte yeni fırsatlar arıyor.

11. Istanbul Publishing Fellowship, bu yıl da yalnızca telif alışverişlerinin yapıldığı teknik bir platform olmanın ötesine geçerek, Türkiye yayıncılığının küresel sistem içindeki yerini tartışmaya açan kapsamlı bir düşünce alanına dönüştü. Bu etkinlik vesilesiyle yalnızca fuar atmosferini takip etmekle kalmadık; yayıncılarla bir araya gelerek sektörün bugününü ve yarınını doğrudan onların deneyimleri üzerinden konuşma fırsatı bulduk. Artan maliyetler, kur baskısı, dijital dönüşüm, uluslararası telif rekabeti, çocuk yayıncılığının yükselişi ve okur alışkanlıklarındaki değişim gibi başlıklar etrafında kapsamlı değerlendirmeler yaptık.

Epsilon Yayın Grubu Telif Hakları Müdürü Pelin Yılmaz, Alfa Yayın Grubu Yurt Dışı Satış Müdürü Gürcan Yeşilırmak, İnkılap Telif Hakları Yöneticisi Bağış Alper Kovan, Mandolin Yayınları Yayın Direktörü Sezen Şenbabaoğlu, İz Yayınları Yöneticisi Eren Kahraman ve Basın Yayın Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Halil Çelik ile gerçekleştirdiğimiz bu görüşmeler; ekonomik baskılardan kültürel dolaşıma, telif mücadelelerinden dijitalleşmenin yarattığı yeni hukuki alanlara kadar uzanan çok katmanlı bir panoramayı ortaya koyuyor. Ortaya çıkan tablo, aynı anda hem kırılganlık hem de önemli bir potansiyel barındıran bir yayıncılık ekosistemine işaret ediyor.

Artan maliyetler ve değişen yayın politikaları

Son yıllarda Türkiye yayıncılığı açısından en belirleyici unsur, artan kâğıt, baskı ve lojistik maliyetleri ile döviz kurundaki dalgalanmalar oldu. Bu ekonomik tablo, sektörün bütün aktörlerini doğrudan etkileyen yapısal bir baskı yaratırken, yayınevlerinin üretimden dağıtıma kadar tüm süreçlerini yeniden gözden geçirmesine neden oldu. Görüştüğümüz yayıncılar, maliyet baskısının sektörü olumsuz etkilediğini vurguluyor. Alfa Yayın Grubu Yurt Dışı Satış Müdürü Gürcan Yeşilırmak, yayıncılığın zorlu bir piyasa olduğunu ifade ederek, özellikle de artan maliyetlerin, dövizdeki artışın yayıncılar açısından epey zorlayıcı bir durum yarattığını belirtiyor. Bu değerlendirme, sektörün içinde bulunduğu kırılgan yapıyı özetler nitelikte.

Benzer bir tabloyu Epsilon Yayın Grubu Telif Hakları Müdürü Pelin Yılmaz da çiziyor. Yılmaz, bu sebeple yayıncılık sektörünün her geçen gün düştüğünü ve düşmeye devam ettiğini söylüyor. Bunu en net şekilde bandrol alımlarında görebildiklerini, raporlarda her sene ivmenin aşağıya doğru gittiğini gözlemlediklerini ifade ediyor ama yine de umutlu olduklarını “Türk yayıncılık sektörü Haziran’dan sonra biraz daha yükselme gösterir diye bekliyoruz, ümit ediyoruz. Önümüzdeki yıllarda yeniden sektörün yükseleceğine inanıyorum” cümleleriyle dile getiriyor. Böylece sektör temsilcileri, mevcut daralmayı kabul etmekle birlikte geleceğe dair temkinli bir iyimserlik de ortaya koyuyor.

İnkılap Telif Hakları Yöneticisi Bağış Alper Kovan ve Mandolin Yayınları Yayın Direktörü Sezen Şenbabaoğlu da aynı çerçevede değerlendirmelerde bulunarak maliyetlerin artmasının, yüksek matbaa rakamlarının ve alım gücünün düşmesinin yayıncıları olumsuz etkilediğinden bahsediyorlar. Özellikle üretim giderleri ile okurun harcama kapasitesi arasındaki makasın açılması, sektörün sürdürülebilirliğini zorlaştırıyor. Bağış Alper Kovan, son birkaç yıla kadar Türkiye’deki kitap fiyatlarının Avrupa’ya kıyaslandığında daha makul çerçevede olduğunu, pandemi sonrasındaki ekonomik krizin durumu fazlasıyla etkilediğini belirtiyor: “Pandemi sonrasında yaşanan ekonomik kriz, yayıncılık sektörünü de etkiledi. Bilhassa belli başlı yayınevleri çok yüksek fiyattan kitapları baskıya verdi ve yayın açığı oluştu. Ayrıca telif anlaşmaları da euro ve dolar üzerinden yapılıyor genellikle. Kur farkı açıldığında 100-200 dolar telif artışı dahi kitap fiyatlarını çok etkiliyor. Bazı yabancı yayınevleri bunun farkında olduğu için daha bilinçli davranıp ona göre anlaşma sağlayabiliyorlar.” Bu sözler, küresel telif piyasasının yerel yayıncılık üzerindeki doğrudan etkisini de ortaya koyuyor.

Öte yandan sorunun yalnızca maliyetlerle sınırlı olmadığına dikkat çeken İz Yayınları Yöneticisi Eren Kahraman da benzer şekilde yayıncılığın zor durumda olduğunu, kitaba olan ilginin azaldığını şu cümlelerle belirtiyor: “Yayıncılık denilince akla genellikle kitap yayıncılığı ve dolayısıyla yayınevleri geliyor. Fakat sadece kitap yayınlayarak hayatını sürdüren yayınevleri gerçekten zor durumda. Kitaba olan ilgi bence azaldı. Çünkü insanların ekran süreleri artıyor, odaklanma süreleri azalıyor; çoğu kişi öğrenmek istediklerine dijitalden hap bilgi şeklinde ulaşabiliyorlar. Dolayısıyla insanlarda kitap alma isteği oluşmuyor. Bu nedenle yayınevleri sadece kitap üreterek varlıklarını sürdüremeyecekleri bir noktaya doğru gidiyorlar şu anda. İlerleyen zamanlarda ya kitabın form değiştirmesi gerekecek ya da kitabın yeniden moda olmasını bekleyeceğiz.” Kahraman’ın değerlendirmesi, dijitalleşmenin kültürel tüketim alışkanlıklarını nasıl dönüştürdüğünü ve bunun yayıncılık sektörüne yansımasını açıkça ortaya koyuyor.

Sektördeki daralmanın boyutunu verilerle somutlaştıran Basın Yayın Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Halil Çelik ise diğer yayıncıların ifade ettiği tabloyu istatistiksel verilerle destekleyerek şöyle diyor: “Ocak ayının verilerine baktığımızda geçtiğimiz yılın aynı dönemiyle kıyaslandığında %17 oranında üretimde düşüklük var. Bu, uzun zamandır görmediğimiz bir düşüklük.” Bu düşüşün yalnızca geçici bir dalgalanma mı yoksa yapısal bir gerileme mi olduğu sorusu gündemdeki yerini korurken, çözüm arayışları da devam ediyor. Bu düşük oranların toparlanabilmesi için devlet desteğinin önemli bir rol oynayacağını söyleyen Halil Çelik; yayınevleri için devletin gerekli bütçeyi ayırmasının, yeni kütüphanelerin açılmasının piyasayı rahatlatacağını belirtiyor. Böylece sektör temsilcileri, hem piyasa dinamiklerinin hem de kamusal politikaların yayıncılığın geleceğinde belirleyici olacağına işaret ediyor.

Uluslararası telif pazarında Türkiye: Güçlü hikâye, kırılgan finans

Telif hakları alanında Türkiye’nin iki yönlü bir tablo sunduğu görülüyor. Bir yandan güçlü anlatı geleneği, genç nüfus ve dinamik yayıncı profili önemli avantajlar sağlıyor; diğer yandan finansal kırılganlık ve kur dalgalanmaları uluslararası pazarda rekabeti zorlaştırıyor. Bu ikili yapı, hem fırsatları hem de sınırları aynı anda barındıran bir yayıncılık ekosistemine işaret ediyor.

Gürcan Yeşilırmak; Türk yayıncıların uluslararası pazarda karşılaştığı başlıca zorluğu “döviz kuru” olarak açıklıyor ve küresel ekonomik krizin de etkisinden bahsediyor: “Karşılaştığımız en büyük sorun kur meselesi. Herkeste bir darboğaz ve kriz söz konusu. Dolayısıyla yabancı hak satışı yapan yayıncılar ve ajanslar krizin içerisindeler” diyor… Bu değerlendirme, yalnızca Türkiye’ye özgü değil, küresel ölçekte hissedilen bir sıkışmanın parçası olduğumuzu da gösteriyor.

Pelin Yılmaz ise Epsilon Yayın Grubu’nun 2019’dan itibaren kültür ihracatı yaptıklarını ve kendileri gibi birçok Türk yayıncının da bu yolculuğa başladığını söyleyerek tüm ekonomik zorluklara rağmen önemli bir atılımı gerçekleştirdiklerinin altını şu cümlelerle çiziyor: “Eskiden telif ajansları gibi ara kurumlar kültür ihracatında rol oynarlardı. Ama ajanslar da çok yoğun olduğu için artık Türk yayıncıları kendi telif haklarını, kültür ihracatını kendi ekibiyle yapmaya başladı. Bu gurur verici bir şey. Zira Türk yayıncılar da bağımsız olarak uluslararası fuarlarda kendi stantlarını açarak Türk yazarlarımızın kitaplarını tüm dünyada sergilemeye, tanıtmaya ve teliflerini pazarlamaya çalışıyorlar. Biz de o yayınevlerinden biriyiz ve yurt dışında bütün fuarlarda kendi standımızı açmaya devam ediyoruz.” Böylece kriz ortamına rağmen kurumsal kapasitenin arttığı ve doğrudan temasın güçlendiği bir dönem yaşandığı anlaşılıyor.

Halil Çelik’e göre, bunda Basın Yayın Birliği gibi yayıncı birliklerinin, Kültür Bakanlığı’nın Kütüphaneler Yayın Genel Müdürlüğü’nün, Türkiye Ticaret Odası’nın ciddi desteklerinin payı büyük. Bu desteklerle birlikte Türk yayıncılar, yurt dışı fuarlarda yer almaya başlıyorlar. “Her fuarın çapına göre, gücüne göre Türkiye'deki yayıncılar organize edilerek uçak desteği, kimi zaman da konaklama desteği verilerek oraya götürüldü ve orada toplantılar organize edildi.  Yayıncılar buluşturuldu.  Türkçe kitapların yabancı dillere çevrilmesi adına birçok girişimde bulunuldu.  Türk Edebiyatı'nın Dışa Açılım Projesi, Kültür Bakanlığı'nın TEDE Projesi ile beraber bu da desteklendi” diyen Çelik, devlet desteğinin de altını çiziyor. Ayrıca bu desteklerin sağladığı olanakları “Bizim açımızdan oralara gidip bu yayınlarımızı oralara sunmamız için büyük bir olanak, bir yol açmış oluyor. Yayınevine ayrı bir prestij, yazara ayrı bir prestij, ayrı bir motivasyon kazandıran bir durum bu” sözleriyle aktarıyor. Böylece kamusal destek ile özel sektör çabasının iç içe geçtiği bir model ortaya çıkıyor.

Yaşanılan ekonomik sorunlara ve çıkmazlara rağmen Türk yayıncıların bu çabası boşa çıkmıyor ve fuarlarda muhakkak karşılığı bulunuyor. Keza Bağış Alper Kovan, fuarlarda yabancı yayıncıların Türk kültürüne olan özel ilgilerini gözlemlediğini söylüyor; “Bazı yabancı yayıncılar, Türk kültürüne ilgi duyuyor, bu sebeple daha çok tarihî romanlara ilgi gösteriyorlar” diyor. Çocuk yayınlarındaki durumun da benzer şekilde olduğunu ve Türk yayıncıların dikkat çektiğini belirten Sezen Şenbabaoğlu; “Her ülkenin kendi kültürüne göre çocuklara yönelik kitap seçme algısı var. Özellikle fuarlarda gördüğümüz, Türk yayıncılara olan ilginin arttığı.” Bu gözlemler, kültürel merakın belirli türler üzerinden somutlaştığını ortaya koyuyor.

Aynı şekilde Türk yayıncıların, uluslararası pazardaki yerinin olumlu yönde seyrettiğini söyleyen Eren Kahraman, bunun sebebini şöyle açıklıyor: “Türk edebiyatı ve Türkiye merak edilen unsurlar. İstanbul ilgi çekici bir şehir. Jeopolitik olarak da ilgi çekiciyiz. Tarihsel olarak da ilgi gören bir milletiz. Dizilerimiz dünyaya yayılıyor. Bu nedenle uluslararası alanda bir zorluk yaşamıyoruz. Yaşadığımız zorluklar, herkesin yaşadığı bilinirlik zorluklarıdır. Burada da Türkiye’de diğer ülkeler ne kadar yaşıyorsa o kadar yaşıyor. Ama biz bu noktada şanslıyız. Çünkü dizilerimiz önden gittiği için, gittiğimiz ülkelerde bizi zaten biliyorlar, tanıyorlar. Bu nedenle onlara telif satmakta aslında herhangi bir zorluk yaşamıyoruz.” Kahraman’ın değerlendirmesi, kültürel ürünler arasındaki etkileşimin -özellikle diziler aracılığıyla oluşan görünürlüğün- yayıncılığa da dolaylı katkı sunduğunu düşündürüyor.

Çeviri yayıncılık ve Türk yayıncıların dünya pazarındaki yeri

Türkiye’de çeviri yayıncılık, yalnızca edebî çeşitliliğin değil, kültürel temasın da ana taşıyıcısı ve son yıllarda çeviri tercihlerinde belirgin değişimler gözlemleniyor. Aynı zamanda İstanbul Publishing Fellowship’in de gösterdiği üzere, yabancı yayıncıların Türkiye’ye ilgisi sürüyor. Ancak bu ilgi, ekonomik istikrar ve pazar öngörülebilirliğiyle doğrudan bağlantılı. Pelin Yılmaz eskiden yayınevlerinin bünyesinde daha çok dünya edebiyatından telif alırken; şimdiyse Türk yazarların teliflerini uluslararası alanda satışa sunduklarını vurguluyor ve önceliği buna verdiğini söylüyor. Böylece çeviri akışının yönü kısmen çift taraflı bir dolaşıma dönüşüyor.

Gürcan Yeşilırmak ise “Çok fazla yerli yazarımız var ama bence hâlâ Türkiye’de yayıncılık yabancı telif üzerinden ilerliyor” diyerek yabancı teliflere yönelinse bile kurgu edebiyatının daha çok ilgi çektiğini belirtiyor, özellikle de gençlik edebiyatında çizgi romanların, mangaların çeviri eserler içerisinde çokça yer aldığını ifade ediyor. Aynı şekilde Bağış Alper Kovan da Türkiye’deki yayıncılığın çeviri edebiyat üzerinden döndüğünü söylüyor ve güncel trendleri ne yönelik şunları söylüyor: “Son yıllarda bu durum özellikle çok arttı. Dediğim gibi, bir anda Kore edebiyatı patladı; özellikle son dönemde. K-pop’un etkisi burada çok fazla. Bu durum tabii edebiyatı da etkiliyor. İnsanlar bir anda Uzak Doğu edebiyatına yöneldi. Son zamanlarda sırf bu yöne odaklanan, sadece bu alana yönelen yayınevleri de var.” Bu ifadeler, popüler kültür ile yayıncılık tercihleri arasındaki doğrudan ilişkiyi gözler önüne seriyor.

Sezen Şenbabaoğlu da çocuk yayıncılığı noktasındaki deneyimlerini “Türk çocuk yayıncılığı için bile çok farklı ülkelere ulaşabiliyoruz. Farklı dillerden çeviri yapabiliyoruz. Koreceden Katalancaya kadar hem çevirmen bulabiliyoruz. Hatta gittiğimiz yurt dışı fuarlarda özellikle o bölgenin temsilcilerine gidip, ‘Türkçeye çeviri yapabilecek çevirmen tanıyor musunuz?’ diye soruyoruz. Bazen gerçekten isim biliyorlar ve yönlendiriyorlar. Dolayısıyla daha fazla çevirmen buldukça, sadece İngilizce, Almanca, Fransızca değil; daha farklı dillerden de çeviri edebiyat katmaya başladık. Dünya çok büyük ve çok çeşitli. Türkiye’de de her çocuk için, her aile ve her sosyoekonomik sınıf için bir çocuk kitabı başlığı seçebiliyoruz. Ben bunu o noktada sevindirici buluyorum” cümleleriyle açıklıyor. Bu yaklaşım, çeviri yayıncılığın yalnızca ticari değil, kültürel çeşitlilik açısından da genişletici bir rol oynadığını gösteriyor.

Halil Çelik’in gözlemleri de son yıllarda çocuk yayınlarının telif alım ve satımlarında oldukça hareketli olduğu yönünde. Çelik, “Kendi yayıncılığımız açısından baktığımda, belli çizgilerimiz ve değerlerimiz doğrultusunda yayın yapıyoruz. Birçok yabancı yayında bu değerleri karşılayacak metin bulmakta zorlanıyoruz. Ancak çocuk kitaplarında, özellikle görsellerle birlikte, daha kolay ve kendi çizgimize uygun eserler bulabiliyoruz. Bu nedenle çocuk kitapları pazardaki payını her geçen gün daha fazla hissettiriyor” diyor. Böylece çocuk yayıncılığı, hem değerler hem de pazar dinamikleri açısından stratejik bir alan olarak öne çıkıyor.

Eren Kahraman ise çeviri yayıncılığının daha çok popüler kitaplara yönelik şekillendirdiğini vurgulayarak bu durumun kültürel dolaşım açısından nasıl bir değişimin yaşandığını gözler önüne serdiğini belirtiyor ve bu konudaki eleştirilerini şu cümlelerle iletiyor: “Popüler olana ilgi arttıkça yayınevleri de satış arayışıyla o alana yöneliyor. Akademik kitaplar ya da kurgu dışı çalışmalar çok ilgi görmüyor. Edebiyatı seven ve okuyan bir milletiz ama özellikle yabancı çevirileri tercih ediyoruz. Bunu çok sağlıklı bulmuyorum; kendimize ait telif eserlerin de okunması gerekiyor.” Bu eleştiri, kültürel dolaşımın yönü kadar niteliğinin de tartışmaya açık olduğunu ortaya koyuyor.

Dijital dönüşüm ve yeni okur profili

Sesli kitaplar, e-kitap platformları ve alternatif dağıtım modelleri Türkiye’de yayıncılığı dönüştürmeye devam ediyor. Ancak bu dönüşüm, basılı kitabın sonu anlamına gelmiyor; daha çok farklı mecraların bir arada var olduğu melez bir yayıncılık modeline işaret ediyor. Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte okuma ve dinleme alışkanlıkları çeşitlenirken, sektör temsilcileri bu değişimi hem fırsatlar hem de sınırlar çerçevesinde değerlendiriyor. Sezen Şenbabaoğlu, özellikle genç okur kitlesinin dijital içeriklerle daha erken yaşta temas ettiğini belirtirken; Pelin Yılmaz dijital mecraların telif yönetiminde yeni hukuki alanlar açtığını ifade ediyor.

Pelin Yılmaz, bu yeni dağıtım modellerini değerlendirirken dijital yayıncılığın ve sesli kitapların son yıllarda belirgin biçimde öne çıktığını vurguluyor: “Dijital yayıncılık ve sesli kitaplar, evet, yeni bir model. Bunu özellikle Covid’den sonra gördük; sesli kitaplar daha çok öne çıktı. Aslında burası da başka bir satış kanalı, ayrı bir alan ve değer. Örneğin çocuk kitaplarında hiç sesli kitap yoktu; artık var. Çünkü aileler çocuklarıyla yeterince vakit geçiremiyor. Bu nedenle uzun yolculuklarda, seyahatlerde ya da serviste çocukların sesli kitap dinlemesini tercih ediyorlar. E-kitapta çok fazla interaktif bir ortam yaratılamıyor. Buna rağmen fiziki kitabı elde tutarak, sayfalarını çevirerek okumak hâlâ devam ediyor. Ancak yeni nesilden bazı okurlar için e-kitapta kaydırarak okumak daha kolay geliyor. Bu da yeni dönemin bir göstergesi.” Yılmaz’ın bu sözleri, dijitalin basılıyı ortadan kaldırmadığını; okuma pratiklerini çoğullaştırdığını ortaya koyuyor.

Gürcan Yeşilırmak da sesli kitap alanındaki büyümeye dikkat çekerek bu formatın gündelik hayatla kurduğu ilişkiye vurgu yapıyor: “Sesli kitapta belirgin bir artış var. Çünkü hepimiz yoğun tempolar içinde işe gidip gelirken, sesli kitaplar hayatı biraz kolaylaştırıyor. Metroda ya da toplu taşımada kulaklık takıp sevdiği bir kitabı dinlemek pratik bir seçenek hâline geldi. Elbette basılı kitabın yerini hiçbir şey tutmuyor. Ben de daha gelenekçi bir okurum; basılı kopyadan okumak benim için her zaman esas ve temel. Ancak sesli kitapta ciddi bir gelişim olduğu açık.” Yeşilırmak, bu gelişmenin Türk okurundaki karşılığını ise şu sözlerle tamamlıyor: “Buna karşılık Türk okurunda elektronik kitap, yani bir cihaz üzerinden e-book okuma alışkanlığı henüz güçlü bir kültüre dönüşmedi; o alan biraz zayıf kaldı. Sesli kitap ise bir platformun öncülüğünde başladı ve önemli bir ivme kazandı. Farklı alternatifler ve oluşumlar da var; onlar daha yavaş ilerliyor. Ama sesli kitap tarafı gelişmeye devam ediyor.”

Çocuk kitabı yayıncılığına dair gözlemlerini paylaşan Sezen Şenbabaoğlu ise dijitalleşmenin bu alandaki sınırlarına işaret ediyor: “Sesli kitaba ilgi var, Türk kitaplarında da var. Ancak bizim daha çok resimli kitap üretmemiz nedeniyle, özellikle okul öncesi yayıncılıkta bu çok mümkün olmuyor. Çünkü resimleri görmek gerekiyor; metinler zaten çok kısa. Resimleri görmeden, kitaba dokunmadan okul öncesi çocuk yayıncılığında sadece sesli kitapla ilerlemek mümkün değil.” Şenbabaoğlu, çocuk okurların basılı kitapla kurduğu temasın hâlâ güçlü olduğunu vurgulayarak şunları ekliyor: “Kendi okur kitlemize baktığımda çocukların dijitalden kitap takip etme konusunda da çok istekli olmadığını görüyorum. Kitaba dokunmak, kitapla hemhâl olmak hâlâ güçlü bir eğilim. Ben basılı kitapların biteceğini, o dönemin sona ereceğini hiçbir zaman düşünmüyorum; ne kadar dijitalleşirsek dijitalleşelim, özellikle çocuk yayıncılığında.”

Dijital erişimin sağladığı kolaylıkları kabul etmekle birlikte, basılı kitabın fiziksel varlığının önemini hatırlatan Şenbabaoğlu, “Elbette ulaşamadığınız kitapları dijitalde bulmak, kütüphaneleri dijitale yüklemek ve arşivlemek fayda açısından mantıklı. Ancak yine de okur, kitabı yanında taşımak ve ona dokunmak isteyecektir” diyor. Bu noktada Bağış Alper Kovan da özellikle akademik yayınlar açısından dijitalleşmenin gerekliliğine vurgu yapıyor; yüksek lisans ve doktora öğrencileri için arşiv kültürünün dijitalde oluşturulmasının öneminin altını çiziyor. Kovan’a göre kurgu edebiyatında ise dijitalleşmeden ziyade sesli kitap olgusu ön plana çıkıyor; “Özellikle Storytel bu konuda büyük bir atılım yaptı. Bu nedenle sesli kitabın, özellikle kurgu edebiyatta, geleceğinin daha güçlü olduğunu düşünüyorum” diyerek bu alanın potansiyeline işaret ediyor.

Bu dönüşümde podcast yayınlarının yaygınlaşmasının da etkili olduğunu belirten Eren Kahraman, dijital kitapların kullanım biçimini kendi deneyimi üzerinden anlatıyor: “Dijital kitap bizim için bir fırsat. Özellikle kurgu dışı ve akademik kitaplarda, ilgimi çeken bir konu olduğunda dijital alıyorum. Search kısmından aradığım bölümleri bulup okuyorum; kitabın tamamını okumaya gerek kalmıyor. Akademisyenler ve araştırma görevlileri de dijitali çoğunlukla bu şekilde kullanıyor. Zaten birçok insan bütün kitaplarını yanında taşıyamıyor. Aynı Spotify gibi; tüm şarkıları yanımızda taşımıyoruz, o an ne istiyorsak onu dinliyoruz. Kitapta da bu mümkün. PDF okuyorsunuz. Sesli kitap da keza öyle.” Ancak Kahraman, bu kolaylığın telif hakları açısından ciddi bir boşluk yarattığını da şu sözlerle vurguluyor: “Dijitalleşme bir avantaj gibi görünse de ülkemizde kopyalanabilen ürünlere maddi değer verme konusunda ciddi bir sorun var. Bilgisayar oyunları, kitaplar… Elimizde somut bir şey yoksa telife yeterince değer vermiyoruz. Batı’nın bizden bir adım önde olmasının temel sebeplerinden biri bu. Onlar MP3 dinlerken de, Spotify kullanırken de, kitap okurken de korsana tevessül etmiyor. Bizde ise durum çoğu zaman tam tersi.”

Kahraman, dijital dönüşümün telife saygı olmadığı sürece yayıncıları zorlayacağını özellikle vurguluyor: “Parasını ödemediğimiz şey, uzun vadede kalitesiz hizmet olarak bize döner. Dünya bu dönüşümü rahat tamamlıyor çünkü basılı materyalden dijitale geçerken aynı içeriği üretip bedelini tahsil edebiliyor. Biz tahsil edemedikçe üretim kabızlığı yaşayacağız. Dijital dönüşümün sağlıklı olması için telife saygı duyan bir toplum olmamız gerekiyor. Bir eseri okumak ya da edinmek istiyorsak bedelini ödemeliyiz. Soyut ürünlerin de bir değeri vardır; bu soyut ekonomi emeğe dayanır.” Bu değerlendirme, dijitalleşmenin yalnızca teknik değil, kültürel ve etik bir dönüşüm olduğunu da ortaya koyuyor.

Sonuç olarak dijital dönüşüm, ilk başlarda çeşitli uygulamalarla büyük bir yükselişe geçse de temel okur kitlesi basılı kitaptan vazgeçemiyor. Bu nedenle yayıncılığın tamamen e-kitaba evrilmesi şimdilik zor görünüyor. Yine de Halil Çelik’e göre dijitalleşme kaçınılmaz. Zira kitabın tüm üretim süreci aynı kalırken matbaa aşamasının ortadan kalkması maliyetleri düşürüyor. Çelik, telif sorunlarının çözüme kavuşması hâlinde yakın gelecekte dijital kütüphanelerin çok daha fazla gündeme geleceğini belirterek, dönüşümün yönünün değil hızının tartışma konusu olduğuna işaret ediyor.

Krizle yoğrulan bir stratejik alan

11. Istanbul Publishing Fellowship kapsamında yaptığımız görüşmelerle ortaya çıkan genel tablo, Türkiye yayıncılığının çok boyutlu bir eşikten geçtiğini gösteriyor. Ekonomik baskılar, kur dalgalanmaları ve daralan okur pazarı sektörü zorlamaya devam ederken; uluslararası telif atılımları, çocuk yayıncılığındaki hareketlilik ve dijital mecralardaki çeşitlenme yeni imkân alanları yaratıyor. Yayıncılık artık yalnızca basılı kitabın üretimiyle sınırlı bir faaliyet değil; kültürel dolaşım, görünürlük ve stratejik konumlanma meselesi hâline gelmiş durumda.

Türk yayıncılığı bugün savunmacı bir daralma ile yenilikçi bir dönüşüm arasında kritik bir tercih noktasında duruyor. Görüştüğümüz isimlerin ortaklaştığı temel fikir ise net: Türkiye’nin anlatacak güçlü hikâyeleri, zengin bir kültürel birikimi ve artan bir uluslararası ilgisi var. Asıl mesele, bu potansiyeli sürdürülebilir bir ekonomik modelle desteklemek ve doğru mecralar üzerinden dünyaya istikrarlı biçimde ulaştırabilmek. Krizle yoğrulan bu stratejik alanın geleceği, kamusal destek ile özel sektör vizyonunun nasıl kesişeceğine bağlı görünüyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...