İran krizi küresel güçleri nasıl konumlandırıyor?
Savaş kısa sürerse dengeler korunabilir; uzarsa ABD iç siyaseti, Körfez güvenliği ve küresel enerji hattı sarsılabilir. İran’ın misilleme kapasitesi, Trump’ın iç politik sınırları ve İsrail’in rejim hedefi krizin yönünü belirleyecek. Çin ve Rusya ise hesaplı bir bekleyişte.
İran-ABD/İsrail arasındaki savaş kısa zamanda sona ererse ne olur? Eğer savaş birkaç günle sınırlı kalırsa, radikal jeopolitik değişiklik yaşanmayacaktır. Trump, savaşın hızlı ve az maliyetle bitmesini hedefliyor. Bu çerçevede Trump yönetimi saldırıların durdurulması karşılığında nükleer program ve balistik füzelerle ilgili tüm taleplerini hızla kabul ettirmeyi önceliyor. Uzun bir savaşa girmek istemeyen ABD, bu seçeneğe sıcak bakabilir. İran yönetimi için ise özellikle balistik füzelerden vazgeçmek fiilen teslim olmak anlamına geliyor. Çünkü balistik “kalkanı” kaybeden yönetim, yeni tehditler karşısında tamamen savunmasız kalıyor. Ayrıca ülke içinde de bu tür tavizler muhalefetin keskin bir şekilde harekete geçmesine yol açabilir.
Netanyahu, Trump’ı rejime karşı yeni bir ayaklanmanın mümkün olduğuna ikna etmişse, bu durum savaşın uzamasına neden olabilir. İran dinî lideri Ali Hamaney’in öldürülmesinin savaşın gidişatını etkileme potansiyeli yüksektir. Bu durum İran’ın savaşı uzatmasına yol açabilir. Devrim Muhafızları ve Besic’in reaksiyonları ve aksiyonları bu süreci şekillendirecektir. İran'ın uzun sürecek savaşta başarı şansı sadece bir durumda vardır. Amerikalılara maksimum zarar vermek: gemilerini batırmak, uçaklarını düşürmek, insan gücünü vurmak gibi yöntemler Tahran’a stratejik üstünlük sağlayabilir. Bu bağlamda özellikle İsrail'e değil, ABD'ye azami zarar vermek uzun savaşın şekillenmesine kilit rol oynayacaktır. İsrail, İran rejimini yok etmek için fedakarlık yapmaya hazırdır ve bu nedenle İran'ın ona vuracağı darbeler -ne kadar güçlü olursa olsun- pratikte hiçbir etki yaratmayabilir. Trump yönetimi ise böyle bir fedakârlığa hazır görünmüyor. –ABD kamuoyu savaşı pek istemiyor. Uzun bir savaş ihtimali Trump’ı iç politikada zor duruma düşürebilir. İran’ın ABD’nin canını yakması, ABD iç siyasetinde karşılık bulacaktır ve böylece Trump’ın adımlarını etkileyecektir.
Çatışma, Körfez-İran Savaşı’na evrilir mi?
İran açısından Körfez ülkeleriyle karşı karşıya gelmek büyük riskler taşıyor. Öncelikle bu çatışma Arap dünyasının Tahran’a karşı konsolide olmasına neden olabilir. Aslında İsrail böyle bir senaryonun hayata geçmesini ister. Çünkü İran’ın tecrit edilmesini bakımından Körfez-İran çatışması Tel-Aviv’in bölgesel yayılmacılığının önünü açıyor. İsrail-ABD operasyonuna yanıt olarak İran, Körfez ülkeleri ve Orta Doğu'daki bir dizi ülkede Amerikan askerî tesislerini bombaladı. İran’ın bu eylemleri bölge ülkelerinin tepkisine neden oldu.
İran'ın Suudi Arabistan Büyükelçisi, Pazar günü ABD ve İsrail'in İran'a karşı düzenlediği operasyona misilleme olarak Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri topraklarına yapılan saldırılarla ilgili olarak krallığın Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldı. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamada, “İran'ın krallığa ve bir dizi kardeş ülkeye saldırı düzenlemesinin ardından İran büyükelçisi Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldı” denildi.
Suudi Arabistan, Amerikan üsleri saldırıya uğrarsa İran'a karşı askerî önlemler almaya hazır olduğunu da belirtmektedir. Suudi Arabistan, saldırıların devam etmesi hâlinde askerî misilleme yapmaya hazırlandığı da iddia edilmektedir. Riyad yönetimi İran’ın vekil güçleri olan Husilerin bu süreçte aktifleşmesinden de endişe etmektedir. İran ayrıca Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki İngiliz hava üssüne insansız hava aracıyla saldırıda bulunmuştur. Doğrulanmamış bilgilere göre, bu Shahed 136 kamikaze dronu olabilir. Bu durum İngiltere’nin savaşta “daha görünür” olmasına zemin hazırlayabilir. Aslında İngiltere görünür olmasa da bu savaşta net bir şekilde ABD’nin yanında yer almaktadır.
Ankara’nın kırmızı çizgisi: Kaos değil, öngörülebilir İran
Türkiye, bir norm üretici devlet olarak bölgesel bir kaosa karşıdır. Bu çerçevede bölgesel istikrarsızlık istememektedir. Çünkü bölgesel bir savaş Türkiye’nin inşa etmeye çalıştığı stratejik vizyonla örtüşmüyor. Türkiye, Suriye başta olmak üzere bölgede öngörülebilir bir jeopolitik zemin arzusundadır. Batı güdümlü, güçsüz ve siyasi istikrarını kaybetmiş bir İran, Türkiye açısından kabul edilebilir değildir.
Özellikle İran içerisinde var olan PKK terör örgütü uzantıları bu süreçte ciddi bir güvenlik tehdidine yol açmaktadır. Diğer taraftan vekil güçler tarafından bölgede yayılmacı bir ajandaya sahip bir İran’da arzu edilen bir şey değildir. Türkiye, öngörülebilir ve Ankara’nın bölgesel istikrar politikalarına ayak bağı olmayacak ve aynı zamanda ABD/İsrail saldırılarıyla kaosa sürüklenmeyecek bir İran tasavvurunu önceleyebilir.
Çin ve Rusya suskun mu?
Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin, enerji güvenliğinin Basra Körfezi'ndeki istikrarla yakından bağlantılı olduğunu çok iyi biliyor. Çin, İran petrolünün en büyük tüketicisi ve günde bir milyon varilden fazla petrol satın alıyor. Bu petrol akışını kesintiye uğratabilecek herhangi bir askerî çatışma, ister İran'daki tesislere doğrudan saldırılar isterse de Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, Çin'in enerji tedarik zincirinde büyük sorunlara neden olabilir. Tahran, Pekin'in askerî bir anlaşma yapabileceği veya doğrudan Washington'a meydan okuyabileceği konusunda hiçbir yanılgıya kapılmıyor. Bunu 2025’teki Haziran savaşında da gözlemlemek mümkündü. Çin, şimdiki savaşta da en azından görünürde pasif bir pozisyon aldı. Çin, ABD’nin askerî gücünü kararlı bir şekilde kullanması durumunda küresel bir rol oynamaya fiilen hazır değildir. Sahip olduğu donanmaya ve askerî varlığa rağmen, bir büyük güç veya süper güç gibi davranmıyor.
Çin teknolojik anlamda İran’a belirli bir destek sunsa da jeopolitiğin doğasına uygun hareket ettiğini söylemek zor. Çin’in bu ihtiyatlı tutumu, ABD’nin önleyici strateji uygulamasını kolaylaştırıyor. Mamafih, bu meselenin görünen kısmı elbette. Pekin çevrelendiğini iyi idrak etmektedir. Çin büyük güçler politikası ortamında, eninde sonunda askerî gücünü jeopolitiğin doğasına uygun bir biçimde kullanacaktır. Eğer savaş uzarsa Çin’in tutumu değişebilir. Bu çerçevede Çin, Amerikan füze ve füze savunma cephanelerinin tükenmesini bir fırsat olarak görebilir. Çin'in ekonomik stratejisi son yirmi yıldır oldukça etkili bir şekilde işledi. Pekin, çip yaptırımlarına nadir toprak metalleri ve kritik ham maddelerin üretimindeki tekeliyle yanıt verdi. Çin kredi ile altyapı yatırımları yaparak muhtelif pazarlara girdi ve varlığını genişletti. Washington bu oyunda kaybediyordu. ABD durumu tersine çevirmek için güç uygulamaya başladı.
Rusya’nın durumu ise biraz farklı. Rusya jeopolitiği ABD gibi etkin kullanan bir oyuncu. Savaşın uzaması hâlinde petrol fiyatlarının yükselecektir ve bu Moskova’nın işine gelmektedir. Savaşın kısa süremesi durumda ise Çin’in İran pazarından mahrum kalabilir ve böylece Rus petrolü Pekin için daha da stratejik hâle gelebilir. Özellikle İran’ın Körfez ülkelerindeki enerji üslerine saldırması bu süreci şekillendirecektir. Hürmüz Boğazı’nın tam kapatılması ise pek de mümkün görünmüyor. Kuşkusuz, bu kazanç kısa vadelidir. Rusya, İran’a silah ve Rusya, muhtemelen Ukrayna'daki kendi askerî faaliyetleriyle ve ABD'den taviz koparmak isteğiyle sınırlı kalacak ve Ukrayna'daki hedeflerinden ödün vermeyecektir. Orta ve uzun vadede ise Rusya savaşın uzamasını arzu etmektedir. Savaşın uzaması Rusya’nın hesaplarını ve önceliklerini değiştirebilir.
Rejimi neler bekliyor?
Kısa vadede rejimi ayakta tutacak şey misillemenin boyutlarına bağlıdır. Kısa vadede şayet misillemeler etkin bir sonuç üretirse, bu durum hem içeride hem de dışarıda rejim lehine bir atmosfer oluşturacaktır. Devrim Muhafızları, Hamaney sonrası daha rahat hareket alanına sahipler. Devrim Muhafızları komutanlığına atanan Ahmed Vahidi sertlik yanlısı birisidir. Bu durum Devrim Muhafızları’nı kısa vadede daha görünür hâle getirecektir. Bu sayede ipleri eline alacaktır. Mamafih, Devrim Muhafızları marifetiyle orta ve uzun vadede İran’da öngörülebilir bir düzenin sağlanması zor görünüyor. Rejim geniş ölçekli toplumsal dönüşümü hayata geçirmek zorunda kalabilir. Bu dönüşüm rejimin kendisini güncellemesi anlamına da gelebilir. İsrail, İran içerisindeki toplumsal dinamikleri hareket ettirmeye çalışmaktadır. Ancak bu girişimin toplumsal bir fay hattı oluşturacağının garantisi yoktur. Bu durum en fazla Trump’ı etkiler. Trump zamanla yarışıyor. Trump hızlı bir müdahaleden yana. Trump, Hamaney’in öldürülmesi sonrası bir Venezüella senaryosunu beklemektedir. İran’ın kodları böyle bir senaryoya pek uygun görünmüyor.
Trump için genel olarak, İran'ın başına kimin geçeceği, Pehlevi mi, Ayetullahlardan biri mi, yoksa Laricani mi bu çok önemli değil. Zayıflamış bir rejimle Trump pekâlâ iş birliği yapabilir. Trump’un önceliği İran’ın kaynaklarına erişim ve İsrail’in güvenliği bağlamında İran’ın askerî kapasitesinin sınırlı olmasıdır. Bu çerçevede Trump politikasını rejimin yok olması üzerine şekillendirmiyor. Trump, Tahran-Pekin enerji ekseninin ortadan kaldırmayı ve Amerikan çıkarlarına uygun bir İran istiyor. İsrail’in öncelikli hedefi, İran’ı askerî kapasiteden mahrum bırakmaktır. Bu noktada ABD ve İsrail arasında fikir ayrılığı yoktur. Mamafih, rejimin geleceği konusunda İsrail, en azından şimdilik ABD gibi esnek ve pragmatik bir tutuma sahip değil.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.