03 Mart 2026

Hamaney sonrası İran: Bölgesel dengenin kırılma noktası

ABD ve İsrail saldırılarında öldürülen Ayetullah Ali Hamaney’in ölümü, yalnızca bir lider kaybı değil; İran’ın karar alma merkezine ve bölgesel güç projeksiyonuna yönelik yapısal bir müdahale. Orta Doğu, Körfez ve Avrasya’da dengeler, yeni liderliğin kriz yönetim kapasitesiyle yeniden şekillenecek.

ABD ve İsrail’in İran’a düzenlediği saldırılarda öldürülen İran’ın dinî lideri ve devrim sonrası siyasal mimarinin kilit aktörü Ayetullah Ali Hamaney, yalnızca anayasal bir otorite değildi; İran dış politikasının stratejik yönelimlerinin belirleyicisi, kırmızı çizgilerinin nihai karar vericisiydi. Her ne kadar İran siyasal sistemi seçilmiş aktörlerin dâhil olduğu çift başlı bir yapı gibi görünse de nükleer programın kapsamı, İsrail’e yönelik politikalar, ABD ile temas sınırları, Irak-Suriye hattında askerî angajmanın derinliği, Körfez ile gerilimin yönetimi gibi temel ve önemli başlıklarda son sözü söyleyen makam, rehberlik kurumu olmuştur. Hamaney liderliğinde bu kurumun dış politika çerçevesi ABD ve İsrail karşıtı ideolojik süreklilik, vekil aktörler ve asimetrik araçlar üzerinden ağ temelli caydırıcılık ve Rusya ve Çin ile yürüttüğü yakın ilişki bağlamında jeopolitik pragmatizm olarak çizilebilir.

Bir yanda Batı karşıtı söylem sistemin ideolojik omurgasını oluştururken; diğer yanda rejimin ayakta kalmasını ve istikrarını önceleyen, eş zamanlı olarak bölgesel nüfuzun korunmasını sağlayan bir işleyiş hâkimdi. Tüm bu yapının işleyişi Tahran’da merkezî otoritenin koordinasyon kapasitesine dayanıyordu ve Hamaney bu işleyişin siyasi garantörüydü. Dolayısıyla Hamaney’in gayrimeşru bir saldırıyla öldürülmesi, sıradan bir liderin tasfiyesi olarak değerlendirilmemelidir.  İran siyasal sisteminin meşruiyet kaynağına, karar alma hiyerarşisinin en üst noktasına ve bölgesel güç projeksiyonunun koordinasyon merkezine yöneltilmiş yapısal bir müdahale olarak ele alınması gerekiyor. Zira Hamaney’in ölümünün etkisi yalnızca Tahran’da değil; Bağdat’ta, Beyrut’ta, Riyad’da, Tel Aviv’de, hatta Washington’da da hissedilir. Bu bağlamda Hamaney’in ölümünün bölge dinamikleri üzerindeki olası etkilerini anlamak için Orta Doğu güvenlik çevresi, Körfez jeoekonomik çevre, Avrasya jeostratejik çevresi olmak üzere üç boyutlu bir inceleme yapmak gerekiyor.

Vekil ağ stratejisi ve kontrollü tırmanma doktrini

Birinci çevre olan İran’ın Orta Doğu’daki güç projeksiyonu, klasik ittifak mimarisine değil, çok katmanlı ve esnek bir vekil ağ stratejisine dayanıyor. Bu çevre İran’ın en yoğun askerî ve siyasi yatırım yaptığı alanı oluşturur. Irak’ta Haşdi Şabi şemsiyesi altında bir araya gelen yapılar, Lübnan’da Hizbullah, Suriye’de İran bağlantılı milis varlığı, Yemen’de Husi hattı, Tahran’a  kendi topraklarını doğrudan savaş alanına dönüştürmeden rakipleri üzerinde düşük maliyetli dolaylı baskı oluşturabileceği, kriz anlarının yoğunluğunu kontrol edebileceği ve sorumluluğu reddedebileceği bir kapasite sağlıyor. Hamaney döneminde hangi saldırıya ne ölçüde karşılık verileceği, gerilimin ne kadar tırmanabileceği gibi hususlar üst düzeyde kontrol ediliyordu. Bu sayede İran hem caydırıcılığı koruyor hem de doğrudan savaşa girmiyordu.

Hamaney sonrası dönemde ise esas mesele mevcut angajmanın azalmasından ziyade hassas dengenin aynı koordinasyonla sürdürülüp sürdürülemeyeceği hususudur. Eğer yeni lider hızlı bir şekilde güç konsolidasyonunu sağlar ve vekil yapılarla komuta-kontrol ilişkisini devam ettirirse, bölgede düşük ve orta yoğunluklu gerilim devam etse dahi, çatışmalar kontrol edilebilir seviyede kalabilir. Ancak halefiyet süreci uzar, elitler arasında görüş ayrılıkları görünür olursa vekil aktörlerin koordinasyonu zayıflayabilir ve krizin tırmanması öngörülemez hâle gelebilir. Bu durumda Orta Doğu çok cepheli ve daha riskli bir kriz alanına dönüşebilir.

Hürmüz üzerinden ekonomik caydırıcılık

İran’ın ikinci stratejik çevresi askerî değil, ekonomik ve jeostratejiktir. Bu çevrenin merkezinde yer alan Hürmüz Boğazı, küresel enerji akışının ana arterlerinden biridir. Hamaney döneminde boğazın fiilen kapatılmasından kaçınılarak risk algısı canlı tutuluyordu. Bu bağlamda Hürmüz Boğazı, yaptırımlara karşı pazarlık unsuru, Körfez ülkelerine caydırıcılık mesajı, ABD’ye dolaylı baskı oluşturuyordu.  Dolayısıyla İran için Körfez bölgesi askerî değil, ekonomik alan olarak tanımlanıyordu. Ancak ABD ile İsrail’in İran’a saldırısı ve Hamaney’in ölümü sonrası tablo değişmeye başladı. Bilhassa Hamaney’in öldürülmesi İran açısından yalnızca askerî bir kayıp değil; rejimin ideolojik ve sembolik merkezine yönelik bir müdahaleydi. Bu durum rejim elitleri ve güvenlik aygıtı içinde duygusal ve psikolojik mobilizasyonla beraber caydırıcılığın hızlı ve görünür bir şekilde yeniden tesis edilmesi yönünde baskı oluşturdu. Nitekim İran’ın karşılık olarak ABD üslerini hedef alması ve Hürmüz hattında tansiyonun yükselmesi Körfez çevresini askerî üs güvenliği krizine dönüştürdü.

Artık mesele sadece petrol akışının güvenliği değil, ABD’nin bölgedeki askerî varlığının doğrudan hedef hâline gelmesidir. Dolayısıyla bu durum Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere Körfez ülkeleri için risk hesaplamasını değiştiriyor;  artık sadece enerji akışının güvenliği değil, topraklarında bulunan ABD’nin askerî varlığının caydırıcılık mı, yoksa hedef üretici bir unsur mu olduğu sorusuna verilen yanıt önemli hâle geliyor. Bu noktada Körfez ülkeleri açısından İran’da rehberlik makamının akıbeti belirleyicidir. Eğer yeni liderle birlikte karar alma merkezi güçlendirilirse Körfez ülkeleri enerji akışının tamamen kesileceği veya üslerin sürekli hedef olacağı bir tablo beklemez. Aksi durumda güvenlik araçlarının karar verici konumda olmasıyla misilleme öngörülemez hâle gelebilir.

Avrasya’da denge kayması riski

İran’ın üçüncü stratejik çevresi olan Avrasya’da Hamaney’in ölümü doğrudan bir askerî kırılmadan ziyade jeostratejik denge kaymasına yol açabilecek etki oluşturabilir. Hamaney döneminde İran, batı cephesindeki baskıyı dengelemek amacıyla kuzey ve doğu hattında temkinli, dengeleyici ve çok yönlü bir politika izledi.  Kafkasya’da İran açık taraf olmaktan kaçınırken, sınır güvenliği ve koridor siyaseti üzerinde dengeleyici bir aktör konumundaydı.  Hazar’da ise enerji ve transit geçiş konumunu stratejik kaldıraç olarak kullandı. Hamaney sonrası dönemde liderlik geçiş sürecinin uzaması ve İran’ın dikkatinin iç konsolidasyonla beraber Batı ve Körfez cephesine yoğunlaştırması Avrasya’da güç boşluğu algısına neden olabilir. Bu bölgede İran’ın dengeleyici ağırlığının zayıflaması hâlinde jeoekonomik rekabet artabilir;  yoğunluğu düşük ama stratejik etkisi yüksek yeniden konumlanma süreci başlayabilir; Hazar enerji projelerinde alternatif güzergâhların öne çıkmasına zemin hazırlayabilir; Zengezur ve Orta Koridor tartışmaları hızlanabilir.

Pakistan boyutu ise Hamaney sonrası dönemde özellikle Afganistan-Pakistan hattında eş zamanlı artan gerilim üzerinden daha hassas bir hâl aldı. Afganistan-Pakistan sınır hattında yaşanan çatışmalar, Tahran’ın Batı cephesine yoğunlaşması ve Hamaney’in ölümüyle birlikte İran içinde uzlaşı sürecinin uzaması riski bir arada değerlendirildiğinde, sınır güvenliğinde koordinasyon eksikliğini tetikleyebilir ve bu durumda mezhepsel hassasiyetler ve sınır ötesi militan hareketliliği artabilir. Dolayısıyla bu hat kontrol kaybı ve oluşabilecek güvenlik boşluğu ile kırılganlaşabilir.

Büyük güç dengeleri ve İran faktörü

Hamaney’in ölümü yalnızca bölgesel aktörleri değil, aynı zamanda büyük güç dengelerini de etkileme potansiyeline sahiptir. Rusya için İran, Batı yaptırımlarına karşı stratejik ortak, Orta Doğu’da ABD etkisini dengeleyen aktör, çok kutuplu düzen söyleminin önemli ayağıdır. İran’da halefiyet sürecinin uzaması ve kontrolün zayıflaması Rusya’nın çıkarına değildir. Rusya İran’da öngörülebilirlik ve Batı karşıtı çizgide istikrarın korunmasını ister. Benzer şekilde Çin için İran, enerji güvenliği, Kuşak ve Yol bağlantısı, ABD karşıtı eksen oluşturması açısından önemlidir. Bu bağlamda Çin için Hamaney sonrası ideal senaryo hızlı liderlik konsolidasyonu, Hürmüz’ün açık kalması, ABD ile sınırlı gerilim, bölgesel savaşın önlenmesidir.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve Hamaney’in ölümü, Türkiye açısından ise yalnızca komşu bir ülkenin iç işleyişinde yaşanan bir dönüşüm değil; doğrudan sınır güvenliği, enerji akışları, bölgesel güç dengesi ve jeoekonomik koridor rekabeti anlamına geliyor. İran’ın zayıflaması kısa vadede Ankara’nın Suriye ve Irak sahasında manevra alanını genişletebilir gibi görünse de, uzun vadede İran kaynaklı bir istikrarsızlık Türkiye’nin doğu sınırında güvenlik boşluğu, düzensiz göç ve mezhepsel gerilim riskini arttırabilir. Özellikle Irak ve Suriye’de İran’a yakın silahlı yapıların kontrolsüzleşmesi, Türkiye’nin zaten hassas olan güvenlik mimarisini daha da hassaslaştırabilir.

Stratejik aklın hedef alınması

ABD ve İsrail’in Hamaney’i hedef alması İran’ı askerî olarak yenmekten ziyade, stratejik aklını ve karar alma bütünlüğünü dağıtmayı hedefleyen bir hamle olarak yorumlanabilir. Ancak İran dış politikasını kişisel tercihlerden ziyade kurumsal-ideolojik süreklilik üzerinden okumak gerekir. Bununla beraber rehberlik makamı, bu sürekliliğin yönünü, hızını ve kriz eşiklerini belirleyen stratejik bir role sahip olduğu da göz ardı edilmemelidir. Bu bağlamda ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve Hamaney’in ölümü, doğrudan bir rejimin çöküşünden veya kaçınılmaz bir bölgesel savaştan ziyade, yeni liderliğin nasıl şekilleneceği ve bu liderin Orta Doğu güvenlik çevresinde askerî, Körfez çevresinde ekonomik, Avrasya çevresinde jeostratejik rekabeti ne ölçüde kalibre edebileceği sorusunu kritik hâle getiriyor.

Kısa vadede dış tehdit algısının elitler arası rekabetten daha baskın olması, konsolidasyonun öne çıkması ve güvenlik aygıtlarının karar alma süreçlerinde daha merkezî bir rol üstlenmesi beklenmelidir. Ayetullah Ali Rıza Arafi’nin geçici olarak görevlendirilmesi kurumsal refleksin çalıştığını gösteriyor. Ancak bu atama kalıcı bir güç konsolidasyonundan ziyade geçiş sürecinin devam ettiğine işaret ediyor. Orta ve uzun vadede asıl belirleyici olacak unsur, bu uyumun kriz yönetim kapasitesine dönüşüp dönüşmeyeceğidir. Zira bölgesel istikrarın akıbeti, askerî güçten çok tırmanmanın ne ölçüde kontrol altında tutulabildiğine bağlıdır.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...