Ankara-Atina hattında normalleşme stratejisi
Erdoğan–Miçotakis görüşmesi Ege’de kronik sorunlara rağmen gerilimi yönetilebilir seviyeye çekmeyi hedefleyen kontrollü rekabet stratejisinin parçası. Ankara’nın Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün’le yürüttüğü normalleşme adımlarıyla birlikte düşük maliyetli ve pragmatik bir denge siyaseti öne çıkıyor.
11 Şubat 2026 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis başkanlığında 6. Türkiye-Yunanistan Yüksek Düzeyli İşbirliği Konsey toplantısı, iki yıl aradan sonra Ankara’da yapıldı. Görüşmede 2023 Atina Deklarasyonu’ndaki taahhütlerin uygulanması, siyasi diyalog kanallarının açık tutulması, güven arttırıcı önlemlerin uygulanması, ikili ekonomik iş birliğinin derinleştirilmesi, ticaret hacminin 10 milyar avro hedefiyle büyütülmesi, yatırım, ulaşım ve alt yapı projelerinde yeni mekanizmaların kurulması gibi somut gündemler yer aldı. Toplam yedi anlaşma ve mutabakat metni imzalanarak, kültür, bilim ve teknoloji alanlarında iş birliği, deprem ve acil durum hazırlığı ile İzmir-Selanik arasında feribot ve karayolu lojistik bağlantıları gibi konular karara bağlandı. Düzensiz göç ve organize suçlarla mücadeleden, uluslararası platformlarda karşılıklı destek taahhüdüne kadar görüşmeler farklı alanları kapsayan çok boyutlu bir gündem doğrultusunda yürütüldü.
Ege’de deniz yetki alanları, hava sahası ihlalleri ve askerî hareketlilik gibi kronik başlıklar varlığını korurken görüşmede iki liderin uluslararası hukuk, iyi komşuluk, güven arttırıcı önlemler gibi normatif bir dil benimsemesi dikkat çekti. Bu son yıllarda karşılıklı sert söylemin belirlediği atmosferden belirgin bir uzaklaşmaya işaret ediyor. Ancak bu klasik anlamda uzaklaşma olarak okunmamalıdır. NATO’nun güney kanadında artan güvenlik hassasiyetleri, Rusya-Ukrayna Savaşı ile Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de oluşan yeni stratejik denge, enerji güvenliği tartışmaları ve ekonomik kırılganlıklar göz önünde bulundurulduğunda iki ülke arasında sorunlu ilişkinin neden olduğu maliyet artışını minimize etme girişimi olarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda iki lider arasında gerçekleşen görüşme, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde yapısal sorunların çözüldüğü bir dönüm noktası olmaktan ziyade mevcut gerilimin yönetilebilir bir seviyeye çekilmesini hedefleyen bilinçli bir stratejik tercih ve kontrollü rekabet stratejisi olduğunun ifade edilmesi gerekiyor.
Bir başka ifade edilmesi gereken husus, Erdoğan ile Miçotakis arasında gerçekleşen görüşmeyi ikili ilişkilere indirgeyerek analiz etmenin eksik bir okuma olacağıdır. Nitekim bu görüşme Türkiye’nin son dönemde izlediği çok boyutlu dış politika kalibrasyonunun bir parçasıdır. Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yunanistan Başbakanı Miçotakis ile görüşmesi, Riyad, Kahire temasları ve Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyaretinden sonra gerçekleşmesi Ankara’nın çok katmanlı bir normalleşme ve denge siyaseti yürüttüğünü gösteriyor.
Jeoekonomik normalleşme ve düşük yoğunluklu rekabet stratejisi
Türkiye, Suudi Arabistan ile savunma sanayi iş birlikleri, yatırım anlaşmaları ve diplomatik temasları yoğunlaştırması bu siyasetin jeoekonomik ayağını oluşturuyor. Mısır ile normalleşme ise ekonomik boyutun ötesinde Doğu Akdeniz jeopolitiği ile doğrudan ilişkilidir. Doğu Akdeniz denkleminde yaşanan bloklaşma siyaseti Türkiye’yi doğrudan denklemin dışında bırakmayı hedefliyordu. Kahire ile diplomatik yakınlaşma dışlayıcı bloklaşmaları dengeleme ve caydırıcılık kapasitesinin güçlendirilmesi arayışının sonucudur. Bu adım Yunanistan ile yürütülen yumuşama süreciyle birlikte düşünüldüğünde, Doğu Akdeniz’deki rekabeti daha düşük yoğunluklu bir zemine çekme çabasını yansıtıyor. Türkiye-Ürdün arasında artan iş birliği ise daha az dikkat çekmekte fakat stratejik açıdan anlamlıdır. Ürdün Filistin-İsrail dosyası açısından kilit aktörlerden biri olmasının yanı sıra, Suriye sınırındaki güvenlik mimarisi ve ABD ile yakın ilişkiler nedeniyle bölgesel denge açısından kritik konumda. Ankara-Amman hattındaki temaslar yüksek retorik üretmese de daha çok güvenlik koordinasyonu ve istikrar söylemi üzerinden ilerliyor. Bu durum Türkiye’nin sert söylem yerine teknik ve kurumsal diplomasiye ağırlık verdiğini gösteriyor.
Erdoğan-Miçotakis görüşmesi Suudi Arabistan ve Mısır’la normalleşme, Ürdün ile güvenlik iş birliği bir arada değerlendirildiğinde ortak bir stratejik mantık ortaya çıkıyor: Türkiye bölgesel rekabeti terk etmeden bu rekabeti yönetilebilir, daha düşük yoğunluklu ve ekonomik maliyeti daha sınırlı bir düzeye çekmek istiyor. Bir başka deyişle sert güvenlik retoriği yerini daha teknik bir dile bırakıyor. Bu yaklaşım bir paradigma değişiminden ziyade ekonomik kırılganlığı azaltırken diplomatik manevra alanını genişletmek ve çok boyutlu bölgesel riskleri dağıtmak amacıyla tercih edildiği söylenebilir.
Normalleşmenin sınavı: Enerji jeopolitiği, Filistin dosyası ve NATO-AB dengesi
Bunun kalıcı bir paradigma değişimine dönüşüp dönüşmeyeceği ise büyük ölçüde üç yapısal değişkene bağlı olduğu söylenebilir. Birincisi, Doğu Akdeniz’deki enerji rekabetinin seyridir. Bölgedeki hidrokarbon rezervlerinin ekonomik potansiyeli, Avrupa’nın enerji arz güvenliği arayışı, kıyıdaş ülkeler arasında deniz yetki alanı anlaşmazlıkları Türkiye’nin manevra alanını doğrudan etkiliyor. Zira Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlayan bloklaşma siyasetinin artması, Türkiye’yi sert güç söylemine itebilir. Dolayısıyla enerji jeopolitiği mevcut yumuşamanın sürdürülebilirliğinde belirleyicidir.
İkincisi, Filistin meselesinin bölgesel yansımalarıdır. Gazze merkezli krizlerin genişlemesi, Türkiye’nin hem Arap dünyası ile hem de Batı ile ilişkilerini aynı anda etkileyen çok katmanlı baskı üretiyor. Filistin meselesi Türkiye için insani bir mesele olmakla birlikte bölgesel konumlanmasını da şekillendiren stratejik bir parametredir. Krizin tırmanması Türkiye’yi sert diplomatik pozisyon almaya zorlayabilir. Buna karşılık kontrollü bir diplomatik süreç Türkiye’nin denge siyaseti yürütmesini kolaylaştırıyor.
Üçüncüsü ise NATO-AB hattında şekillenen diplomatik ve jeopolitik dengelerdir. Son dönemde savunma ve güvenlik alanında iş birliği, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, vize serbestisi gibi ekonomik ve diplomatik gündemler Ankara’nın Batı eksenindeki konumunu yeniden görünür kılıyor. Eğer bu süreç karşılıklı güven arttırıcı mekanizmalarla desteklenirse Türkiye’nin dış politika eğilimi pekişebilir. Yapısal güvensizliklerin yeniden derinleşmesi ise mevcut pragmatik yönelimi sınırlandırabilir. Bu bağlamda AB üyesi olan Yunanistan ile gerilimli olan ilişkilerin yönetilebilir seviyeye çekilmesi hem diplomatik hem de ekonomik açıdan Türkiye’nin stratejik tercihlerine doğrudan etki eden aktör olarak Yunanistan’ı öne çıkarıyor.
Tüm parametreler birlikte değerlendirildiğinde, Ankara yalnızca Türkiye-Yunanistan gerilimini yönetmekle ya da Doğu Akdeniz ve Ege’de tansiyonu düşürmekle sınırlı kalmıyor; Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün kombinasyonunu tamamlayarak normalleşme dalgasını kalıcı bir stratejiye dönüştürmek istiyor. Bu bağlamda küresel sistemde belirsizliklerin derinleştiği bir dönemde, Ankara kriz odaklı güvenlikleşme yerine, yüksek maliyetli riskleri dağıtan, ekonomik alan açan, fayda-maliyet odaklı ve diplomatik kanalları açık tutan pragmatik bir yaklaşım ortaya koyuyor. Ancak sürecin kırılgan bir yapıya sahip olduğu aşikâr. Ege’de olası bir deniz yetki krizi, Filistin’de yeni bir tırmanma, Doğu Akdeniz’de enerji rekabetinin sertleşmesi gibi gelişmeler bu dengeleri hızla bozabilir. Dolayısıyla mevcut eğilimin kalıcılığı, bölgesel sistemin istikrar üretme kapasitesiyle doğrudan bağlantılıdır.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.