21. yüzyılın ilk çeyreğinde dünya (6): Hegemonyanın alacakaranlığı ve belirsizlik çağı
Unipolar (Tek Kutuplu) anın sona erişi ve belirsizlik çağının yükselişi... Küresel güç dengesi Batı'dan Doğu'ya kayarken; uluslararası hukukun yerini "saha gücü", değerlerin yerini ise "çıplak çıkarlar" aldı. Son 20 yılda yaşadığımız ve "eski dünyanın" sonunu getiren en kritik jeopolitik kırılmaları
Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakırken, dünya tarihi üzerine düşünen herkesin mutabık kaldığı tek bir gerçek var: "Tarihin Sonu" tezi, kanlı ve gürültülü bir şekilde iflas etmiştir. Soğuk Savaş'ın bitimiyle vaat edilen liberal demokrasinin nihai zaferi, yerini eski imparatorlukların uyanışına, hibrit savaşlara ve ahlaki üstünlük iddialarının çöktüğü çıplak bir güç mücadelesine bırakmıştır. Aşağıda okuyacağınız liste, sadece kronolojik bir olaylar dizisi değil; küresel güç dengesinin Batı'dan Doğu'ya kayışının, devletlerin "değerler" yerine "çıkarları" yeniden kutsamasının ve uluslararası hukukun yerini "sahadaki gücün" almasının hikayesidir.
Bu dönem, tek bir süper gücün (ABD) oyun kurucu olduğu "Unipolar An"ın sona erdiği ve yerine kuralları henüz tam yazılmamış, aktörleri agresif ve sınırları muğlak yeni bir düzenin doğum sancılarının yaşandığı bir ara kesittir. Listede yer alan her bir başlık, bu büyük dönüşümün birer yapı taşıdır.
Batı'nın ahlaki ve ekonomik otoritesinin aşınması
2000'lerin başı, Batı dünyası için bir prestij kaybı çağı olarak başladı. Guantanamo ve Ebu Gureyb skandalları, sadece hapishane duvarları arasında kalan insan hakları ihlalleri değildi; bunlar, Batı'nın yüzyıllardır inşa ettiği "medeniyet, hukuk ve insan hakları" söyleminin inandırıcılığına indirilmiş en ağır darbeydi. Demokrasi götürme vaadiyle girilen coğrafyalardan sızan işkence fotoğrafları, El-Kaide ve türevi örgütlere oksijen sağlarken, Doğu toplumlarının Batı'ya bakışındaki "hayranlık" duygusunu kalıcı bir "şüphe"ye dönüştürdü. Barack Obama’nın 2008’de seçilmesi, bu derin yara almış imajı "yumuşak güç" ile onarma girişimiydi. Obama, değişen demografinin ve küresel beklentilerin bir sembolüydü; ancak onun dönemi dahi, Amerikan gücünün sınırlarını kabul etmek zorunda kaldığı, "kırmızı çizgilerin" aşıldığı ve süper güç yorgunluğunun hissedildiği bir dönem oldu.
Aynı dönemde, ekonomik iktidarın da tekeli kırıldı. 2008 Küresel Finans Krizi, neoliberalizmin kalesi olan Batı piyasalarını sarsarken, çözüm G20 Liderler Zirvesi'nin kurumsallaşmasında bulundu. Bu, şu anlama geliyordu: Artık "G7" (Zenginler Kulübü) dünyayı tek başına yönetemezdi. Türkiye, Hindistan, Brezilya gibi yükselen güçlerin masaya eşit şartlarda oturması, ekonomik çok kutupluluğun resmen tesciliydi. Dünya artık Washington veya Brüksel'den ibaret değildi.
Ejderha ve ayı: Revizyonist güçlerin sahneye çıkışı
Batı kendi iç krizleriyle boğuşurken, Doğu'da iki dev, mevcut statükoya (Status Quo) meydan okumaya başladı. Çin, askerî bir çatışmaya girmeden, tarihin en büyük altyapı ve ekonomik nüfuz projesi olan Kuşak ve Yol Girişimi (2013) ile sahneye çıktı. Tarihi İpek Yolu'nu modern demiryolları, limanlar ve dijital ağlarla canlandıran bu hamle, ABD'nin denizlere dayalı ticaret hakimiyetine karşı "karasal" ve devasa bir alternatifti. Pekin, "Borç Tuzağı" eleştirilerine rağmen, Afrika'dan Avrupa'ya kadar uzanan bir hatta, kendi kurallarını koyduğu yeni bir ekonomik ekosistem yarattı.
Rusya ise daha sert ve geleneksel bir yöntem seçti. 2014'te Kırım'ın İlhakı, II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa'sında "sınırların güç kullanılarak değiştirilemeyeceği" tabusunu yıktı. "Yeşil Adamlar" taktiğiyle, tek bir kurşun atmadan yapılan bu işgal, hibrit savaş kavramını literatüre soktu ve Batı'nın caydırıcılığının ne kadar zayıfladığını Putin'e gösterdi. Bu olay, 2022'de başlayacak büyük Ukrayna işgalinin provasıydı ve "güçlünün haklı olduğu" bir dönemin kapısını araladı.
Orta Doğu: İdeallerden reelpolitiğe dönüş
Listemizin en kanlı ve dramatik bölümü ise şüphesiz Ortadoğu'dur. Saddam Hüseyin'in idamı (2006), bir diktatörün sonundan ziyade, bölgedeki Sünni-Şii dengesinin Şiiler lehine (İran ekseninde) bozulmasının miladı oldu. Bu olay, Irak'ı bir tampon bölge olmaktan çıkarıp, mezhep savaşlarının laboratuvarına dönüştürdü. Benzer bir kırılma Lübnan'da Refik Hariri suikastı (2005) ile yaşandı; Lübnan'ın "İsviçre" olma hayali, yerini Hizbullah'ın askerî gölgesine ve vekalet savaşlarına bıraktı.
Bölgedeki en büyük hayal kırıklığı ise Arap Baharı ile geldi. Mısır'da seçimle gelen Mursi'nin darbeyle devrilmesi ve Sisi dönemi (2013), Batı'nın ikiyüzlü tutumunu bir kez daha ifşa etti. Demokrasi yerine "istikrarın" tercih edilmesi, bölge halklarına şu mesajı verdi: "Sandık her zaman çözüm değildir." Bu travma, siyasal İslam'ın yükselişini durdururken, bölgeyi daha otoriter rejimlerin kucağına itti.
Tüm bu kaosun sonunda, bölge devletleri kendi başlarının çaresine bakmaya karar verdi. İbrahim Anlaşmaları (2020), Filistin davasını bir kenara bırakıp, İran tehdidine karşı İsrail ile Arap dünyasının (BAE, Bahreyn, Fas) birleşmesiydi. Bu, ideolojilerin bittiği, saf çıkar ve güvenlik kaygılarının başladığı "Yeni Orta Doğu"nun kuruluş senediydi.
Toplumsal sözleşmeler ve afet diplomasisi
Siyasetin soğuk yüzünün yanında, toplumları derinden sarsan insani ve kültürel olaylar da bu döneme damgasını vurdu. 6 Şubat Depremleri (2023), doğanın gücü karşısında sınırların ve düşmanlıkların anlamsızlaştığı nadir anlardan biriydi. "Afet Diplomasisi", en gergin hatlarda bile yumuşama sağlarken, Türkiye'nin jeopolitik önceliklerini bir süreliğine de olsa "beka"dan "inşa"ya çevirdi.
Kültürel cephede ise İstanbul Sözleşmesi, küresel "Kültür Savaşları"nın (Culture Wars) simgesi hâline geldi. 2011'de büyük bir gururla imzalanan metin, 2020'lerde toplumsal cinsiyet tartışmalarının odağına yerleşti. Bu süreç, sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada muhafazakar değerler ile modern hak söylemleri arasındaki kutuplaşmanın ne kadar derinleştiğini gösterdi.
Aşağıdaki liste, işte bu çalkantılı, kuralsız ve baş döndürücü dönemin en kritik dönemeçlerini içermektedir. Bu maddeleri okurken, her birinin bugünkü dünyayı şekillendiren, sınırlarımızı çizen ve geleceğimizi belirleyen birer domino taşı olduğunu göreceksiniz. Küresel sistemin "reset"lendiği bu yılları anlamadan, bugünü anlamak mümkün değildir.
40. Kuşak ve Yol Girişimi'nin ilanı (2013)
Yeni İpek Yolu Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in duyurduğu bu proje, 21. yüzyılın en büyük jeo-ekonomik hamlesiydi. Tarihi İpek Yolu'nu demiryolları, limanlar ve enerji hatlarıyla canlandıran Çin, ABD'nin deniz ticaret hakimiyetine karşı karasal bir alternatif üretti. Asya, Afrika ve Avrupa'yı Pekin'e bağlayan bu ağ, "Borç Tuzağı Diplomasisi" tartışmalarını da beraberinde getirdi.
41. Rusya'nın Kırım'ı ilhakı (2014)
Sınırların Zorla Değişimi Rusya'nın Ukrayna toprağı olan Kırım'ı "Yeşil Adamlar" (rütbesiz askerler) taktiğiyle işgal etmesi, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da sınırların güç kullanılarak değiştirildiği ilk olaydı. Batı'nın bu eyleme verdiği tepkinin (sınırlı yaptırımlar) cılız kalması, Putin'e 2022'deki büyük işgal için cesaret verdi ve "Hibrit Savaş" kavramını literatüre soktu.
42. Mısır'da Mursi'nin devrilmesi ve Sisi dönemi (2013)
Seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin General Sisi tarafından devrilmesi, Arap Baharı'nın "demokratikleşme" hayalini sonlandıran olay oldu. Batı dünyasının bu darbeye sessiz kalması, bölgede "istikrarın demokrasiden daha önemli olduğu" mesajını verdi ve Siyasal İslam'ın bölgesel yükselişini durdurdu.
43. İbrahim Anlaşmaları (Abraham Accords - 2020)
ABD arabuluculuğunda İsrail ile BAE, Bahreyn ve Fas arasında imzalanan anlaşmalar, Orta Doğu'da on yıllardır süren "Filistin sorunu çözülmeden İsrail ile barış olmaz" paradigmasını yıktı. Arap devletleri, İran tehdidine karşı İsrail ile güvenlik ve teknoloji iş birliğini önceleyerek yeni bir bölgesel ittifak (Anti-İran bloku) oluşturdu.
44. Barack Obama'nın ABD Başkanı seçilmesi (2008)
Küresel İmaj Tazeleme ABD tarihinin ilk siyah başkanı olan Obama'nın zaferi, Bush döneminde Irak Savaşı ile dibe vuran Amerikan imajını ("Yumuşak Güç") küresel çapta onardı. "Değişim" sloganı, Amerika'nın kendi içindeki ırksal bariyerleri aştığını gösterse de, dış politikada (Suriye kırmızı çizgileri vb.) yaşanan tereddütler, sonraki yıllarda güç boşlukları yarattı.
45. 6 Şubat Türkiye Depremleri (2023)
Afet diplomasisi Türkiye ve Suriye'yi vuran "Asrın Felaketi", büyük insani yıkımın yanı sıra jeopolitik bir yumuşama dönemi başlattı. Yunanistan, Ermenistan ve İsrail gibi gergin ilişkilere sahip ülkelerin yardıma koşması, bölgesel tansiyonu düşürdü. Deprem, Türkiye'nin ekonomisini ve demografisini etkileyerek dış politika önceliklerini "yeniden inşa" sürecine odakladı.
46. Saddam Hüseyin'in idamı (2006)
Baas Rejiminin Sonu Irak'ın devrik liderinin Kurban Bayramı sabahı idam edilmesi ve görüntülerin sızması, Sünni dünyada büyük infial yarattı. Bu olay, Irak'ta mezhep çatışmalarını (Şii-Sünni savaşı) geri dönülemez noktaya taşıdı. Baas rejiminin bu sembolik sonu, Irak'ın İran nüfuzuna girmesinin önündeki son psikolojik engeli de kaldırdı.
47. G20 Liderler Zirvesi'nin kurumsallaşması (2008)
Küresel Finans Krizi'ne yanıt olarak, daha önce sadece bakanlar düzeyinde toplanan G20'nin "Liderler Zirvesi"ne dönüştürülmesi, Batı'nın (G7) dünyayı tek başına yönetemeyeceğinin ilanıydı. Türkiye, Brezilya, Hindistan gibi gelişmekte olan ekonomilerin masaya eşit şartlarda oturması, çok kutuplu ekonomik düzenin resmen tanınmasıydı.
48. Rafik Hariri'nin suikastı (2005)
Lübnan'da Kırılma Lübnan Başbakanı'nın Beyrut'ta devasa bir bombalı saldırıyla öldürülmesi, Suriye ordusunun Lübnan'dan çekilmesine yol açan "Sedir Devrimi"ni başlattı. Ancak oluşan güç boşluğu, İran destekli Hizbullah'ın ülkenin en dominant askerî ve siyasi gücü hâline gelmesine zemin hazırladı.
49. İstanbul Sözleşmesi'nin imzalanması (2011)
Avrupa Konseyi'nin "Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi" konulu sözleşmesinin İstanbul'da imzaya açılması, Türkiye'nin o dönemdeki "Avrupalı ve modern yüzünün" zirvesiydi. İlerleyen yıllarda (2021) Türkiye'nin sözleşmeden çekilmesi ise küresel çapta yükselen "aile değerleri vs. toplumsal cinsiyet" tartışmalarının (Culture Wars) en sert siyasi örneği oldu.
50. Guantanamo Körfezi ve Ebu Gureyb skandalı (2004)
ABD'nin Irak ve Afganistan'daki tutuklulara yaptığı işkence fotoğraflarının sızması, Batı'nın insan hakları konusundaki ahlaki üstünlüğünü yerle bir etti. Bu görüntüler, El-Kaide ve sonraki örgütler için on yıllarca sürecek bir propaganda malzemesi ve radikalleşme gerekçesi oldu.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.

Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyetine miras kalan darbeci zihniyete odaklanarak tarihi seyir içerisinde meydana gelen darbeleri, ihanetleri ve isyanları Doç. Dr. Hasan Taner Kerimoğlu rehberliğinde değerlendiriyoruz.










