12 Ocak 2026

21. yüzyılın ilk çeyreğinde dünya (7): Tarihin yönü değişiyor

21. yüzyıl siyasi sarsıntılar, toplumsal patlamalar ve küresel krizlerle şekillendi. Filistin seçimlerinden Skripal vakasına, Kudüs kararından Katalonya referandumuna bu olaylar, tarihin yönünü de değiştirdi. Bu liste, çağımızın ruhunu anlamak isteyenler için bir pusula niteliğinde.

Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği, insanlık tarihinin en çalkantılı ve dönüştürücü dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçiyor. Küresel siyasetin dengeleri sarsılırken, uluslararası ilişkilerdeki kırılmalar, toplumsal yapıları ve bireylerin gündelik yaşamlarını da derinden etkiledi. Bu dönemde yaşanan bazı olaylar, yalnızca kendi ülkelerinde değil, tüm dünyada yankı uyandırdı; kimi zaman bir savaşın, kimi zaman bir toplumsal hareketin, kimi zaman da bir siyasi dönüşümün fitilini ateşledi. Bu olaylar, tarihin akışını değiştiren, uluslararası normları sorgulatan ve geleceğe dair belirsizlikleri artıran gelişmeler olarak hafızalara kazındı.

2006 yılında Filistin’de yapılan seçimlerde Hamas’ın sürpriz zaferi, demokrasinin Batı tarafından nasıl algılandığına dair önemli bir sınav niteliğindeydi. Sandıktan çıkan sonuç, Batı’nın “terör örgütü” olarak tanımladığı bir yapının iktidara gelmesiyle birlikte meşruiyet krizine dönüştü. Bu gelişme, Filistin siyasetini ikiye böldü; Gazze’de Hamas, Batı Şeria’da El Fetih’in kontrolüyle başlayan bu ayrışma, bugün hâlâ süren ablukanın ve çatışmaların temelini oluşturdu. Demokrasiye olan inancın, uluslararası çıkarlarla çeliştiğinde nasıl geri plana atılabildiğini gösteren bu olay, Orta Doğu’nun siyasi haritasını yeniden şekillendirdi.

2011 yılında Norveç’te Anders Breivik’in gerçekleştirdiği saldırılar, terörün yalnızca radikal İslamcı gruplardan gelmediğini, Avrupa’nın göbeğinde yükselen beyaz üstünlükçü ideolojilerin de ölümcül sonuçlar doğurabileceğini gösterdi. Oslo’da ve Ütoya Adası’nda 77 kişinin hayatını kaybettiği bu saldırı, Batı’nın kendi içindeki radikalleşmeyi görmezden gelmesinin bedelini gözler önüne serdi. Breivik’in manifestosu, sonraki yıllarda başka saldırganlara da ilham kaynağı oldu ve Avrupa’da aşırı sağın yükselişine dair endişeleri artırdı.

2013 yılında Suriye’nin Guta bölgesinde Esad rejiminin kimyasal silah kullanarak yüzlerce sivili katletmesi, ABD Başkanı Barack Obama’nın daha önce ilan ettiği “kırmızı çizgi”nin ihlal edilmesine rağmen askerî müdahalede bulunmamasıyla sonuçlandı. Bu tereddüt, yalnızca ABD’nin küresel caydırıcılığını zedelemekle kalmadı, aynı zamanda Rusya’nın Suriye sahasına inerek Orta Doğu’da yeniden oyun kurucu olmasının da önünü açtı. Uluslararası normların ne kadar kırılgan olduğunu ve büyük güçlerin stratejik çıkarlar uğruna bu normları nasıl esnetebildiğini gösteren bu gelişme, Suriye iç savaşının seyrini kökten değiştirdi.

2014 yılında İskoçya’da yapılan bağımsızlık referandumu, Birleşik Krallık’ın parçalanmanın eşiğine geldiği bir süreci başlattı. Her ne kadar %55’lik “Hayır” oyu ile birlik korunmuş olsa da, bu oylama Avrupa’daki diğer ayrılıkçı hareketlere cesaret verdi. Katalonya gibi bölgelerde benzer taleplerin yükselmesine neden olan bu gelişme, Avrupa’da bile ulus devlet sınırlarının “garanti altında” olmadığını ortaya koydu. Brexit öncesi yaşanan bu süreç, Avrupa Birliği’nin siyasi bütünlüğüne dair soru işaretlerini artırdı.

2017 yılında ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve büyükelçiliği Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması, onlarca yıllık Amerikan dış politikasını ve uluslararası konsensüsü altüst etti. Bu karar, “İki Devletli Çözüm” fikrine ağır bir darbe vurdu ve ABD’nin barış sürecindeki tarafsız arabulucu rolünü fiilen sona erdirdi. Orta Doğu’daki dengeleri sarsan bu adım, Filistinliler nezdinde büyük bir hayal kırıklığı yaratırken, İsrail’in bölgedeki konumunu daha da güçlendirdi.

2018 yılında İngiltere’nin Salisbury kentinde eski Rus ajanı Sergey Skripal ve kızının Noviçok adlı sinir gazıyla zehirlenmesi, Soğuk Savaş döneminin bile ötesine geçen bir casusluk krizine dönüştü. NATO topraklarında kimyasal silah kullanılması, Batı’nın Rusya’ya karşı diplomatik bir cephe oluşturmasına neden oldu. 20’den fazla ülkenin 100’den fazla Rus diplomatı sınır dışı etmesi, bu olayın ciddiyetini ortaya koydu. Bu gelişme, uluslararası ilişkilerde güvenlik normlarının ne kadar kolay ihlal edilebileceğini ve devletler arası gerilimlerin ne denli tırmanabileceğini gösterdi.

2014 yılında Boko Haram’ın Nijerya’da 276 kız öğrenciyi kaçırması, Afrika’daki terör tehdidini küresel kamuoyunun gündemine taşıdı. #BringBackOurGirls kampanyası, sosyal medyanın küresel farkındalık yaratmadaki gücünü gösterdi. Ancak bu olay, aynı zamanda Sahra Altı Afrika’da devlet otoritesinin ve eğitimin nasıl çöktüğünü de gözler önüne serdi. Boko Haram’ın yükselişi, IŞİD gibi örgütlerle kurduğu ideolojik bağlar ve bölgedeki istikrarsızlık, Afrika’nın küresel güvenlik denklemindeki yerini yeniden tanımladı.

2013 yılında Papa 16. Benedict’in istifası, Katolik Kilisesi’nde 600 yıl sonra bir ilk olarak tarihe geçti. Yerine gelen Papa Francis, yalnızca coğrafi değil, ideolojik olarak da Kilise’nin yönünü değiştirdi. Göçmen hakları, iklim krizi ve sosyal adalet gibi konularda daha aktif bir tutum sergileyen Francis, Vatikan’ı daha evrensel bir misyona yönlendirdi. Bu değişim, dini kurumların da çağın sorunlarına kayıtsız kalamayacağını gösterdi.

Brezilya’da 2014’te başlayan “Lava Jato” (oto yıkama) soruşturması, yalnızca bir yolsuzluk dosyası değil, bir rejim sarsıntısıydı. Eski devlet başkanlarının yargılanması, dev şirketlerin çöküşü ve siyasi elitin çürümüşlüğü, Latin Amerika’da halkın sisteme olan güvenini sarstı. Bu süreç, Jair Bolsonaro gibi aşırı sağ figürlerin yükselişine zemin hazırladı. Yolsuzlukla mücadele kisvesi altında yürütülen siyasi hesaplaşmalar, demokrasinin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdi.

2017 yılında Katalonya’da yapılan bağımsızlık referandumu, İspanya Anayasa Mahkemesi tarafından yasadışı ilan edilmesine rağmen gerçekleşti. Polis şiddeti, liderlerin tutuklanması ve sürgünler, Avrupa Birliği’nin demokrasi ve insan hakları konusundaki çifte standardını gözler önüne serdi. AB’nin “iç işlerine karışmama” politikası, bu krizde ciddi şekilde sorgulandı. Katalonya krizi, Avrupa’nın kendi içindeki demokratik sınavlarından biri olarak tarihe geçti.

2015 yılında Türk hava sahasını ihlal eden bir Rus Su-24 savaş uçağının Türk F-16’ları tarafından düşürülmesi, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirdi. Rusya’nın ekonomik yaptırımları ve ardından gelen diplomatik normalleşme süreci, Türkiye’nin dış politikasında dramatik bir dönüşümün habercisi oldu. Bu olay, Türkiye’nin NATO içindeki konumunu ve Rusya ile ilişkilerindeki denge arayışını yeniden tanımladı. Aynı zamanda, bölgesel güçlerin küresel aktörlerle kurduğu ilişkilerin ne kadar kırılgan ve değişken olabileceğini de ortaya koydu.

Tüm bu olaylar, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşanan dönüşümlerin yalnızca siyasi ya da askerî değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve ideolojik boyutları olduğunu gösteriyor. Her biri, kendi bağlamında bir kırılma anı; ancak birlikte değerlendirildiğinde, çağımızın ruhunu ve yönünü anlamamıza yardımcı olan bir bütünlük sunuyor. Bu olaylar, yalnızca geçmişin birer kaydı değil, aynı zamanda bugünü ve geleceği şekillendiren dinamiklerin birer yansımasıdır. Bu nedenle, bu tür olayları anlamak, yalnızca tarihsel bir merak değil, aynı zamanda daha bilinçli bir gelecek inşa etmenin de ön koşuludur.

30. Hamas'ın Filistin seçimlerini kazanması (2006)

Filistin'de yapılan son demokratik seçimlerde Hamas'ın sürpriz zaferi, Orta Doğu'nun kaderini değiştirdi. Batı dünyası ve İsrail, "terör örgütü" olarak gördükleri bir yapının sandıktan çıkmasını kabul etmeyince, Filistin siyaseti ikiye bölündü (Gazze'de Hamas, Batı Şeria'da El Fetih). Bugün yaşanan Gazze savaşının siyasi altyapısı ve ablukanın başlangıcı bu seçim sonucuna dayanır.

31. Anders Breivik ve Norveç saldırıları (2011)

Aşırı sağcı teröristin Oslo'da ve Ütoya adasında 77 kişiyi katletmesi, terörün sadece cihatçı gruplardan gelmediğini, "Beyaz Üstünlüğü" (White Supremacy) ideolojisinin de Avrupa'nın kalbinde ölümcül bir tehdit olduğunu kanıtladı. Breivik'in manifestosu, daha sonra Yeni Zelanda'dan Almanya'ya kadar birçok ırkçı saldırgana "ilham" kaynağı oldu.

32. Suriye'de "kırmızı çizgi" krizi (2013)

Esad rejiminin Guta'da kimyasal silah kullanarak 1400 sivili öldürmesi üzerine, ABD Başkanı Obama'nın daha önce ilan ettiği "kırmızı çizgi"ye rağmen askerî müdahalede bulunmamasıdır. Bu tereddüt, ABD'nin caydırıcılığını (credibility) yerle bir etti ve Rusya'nın Suriye sahasına inerek Orta Doğu'da oyun kurucu olmasına kapı araladı.

33. İskoçya bağımsızlık referandumu (2014)

Birleşik Krallık'ın parçalanmanın eşiğinden döndüğü (%55 Hayır, %45 Evet) bu oylama, Avrupa'daki ayrılıkçı hareketler için bir dönüm noktasıydı. Brexit öncesi yaşanan bu süreç, ulus devletlerin sınırlarının Avrupa'da bile "garanti altında olmadığını" gösterdi ve Katalonya gibi bölgeleri cesaretlendirdi.

34. ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması (2017)

Donald Trump'ın, on yıllardır süren Amerikan politikasını ve BM kararlarını yok sayarak büyükelçiliği Tel Aviv'den Kudüs'e taşıması, "İki Devletli Çözüm" tabutuna çakılan en büyük çivilerden biriydi. Bu karar, ABD'nin barış görüşmelerindeki "tarafsız arabulucu" rolünü resmen bitirdi.

35. Skripal vakası ve Salisbury zehirlenmesi (2018)

Eski Rus ajanı Sergey Skripal'in İngiltere topraklarında askerî sınıf sinir gazı (Noviçok) ile zehirlenmesi, Soğuk Savaş casusluk kurallarının bile çiğnendiğini gösterdi. Bir NATO ülkesinin toprağında kimyasal silah kullanılmasına tepki olarak 20'den fazla ülke 100'den fazla Rus diplomatı sınır dışı etti.

36. Boko Haram'ın yükselişi ve Chibok kızları (2014)

Nijerya'da 276 kız öğrencinin okuldan kaçırılması, Afrika'daki terör gerçeğini sosyal medya kampanyalarıyla (#BringBackOurGirls) dünya gündemine taşıdı. IŞİD'e biat eden örgüt, Sahra Altı Afrika'da eğitimin ve devlet otoritesinin çöküşünün sembolü oldu.

37. Papa 16. Benedict'in istifası (2013)

Katolik Kilisesi'nde 600 yıl sonra ilk kez bir Papa'nın ölmeden görevden ayrılması, Vatikan'da "devrim" niteliğindeydi. Yerine gelen Papa Francis, Kilise'nin yüzünü Avrupa'dan Güney Yarımküre'ye (Latin Amerika) çevirdi ve iklim krizi, mülteciler gibi konularda daha politik bir duruş sergiledi.

38. Brezilya'da "oto yıkama" (Lava Jato) soruşturması (2014)

Basit bir kara para aklama soruşturması olarak başlayıp, Brezilya'nın siyasi ve iş dünyası elitlerini hapse gönderen devasa bir yolsuzluk davasına dönüştü. Eski başkanlar (Lula, Rousseff) yargılandı, Latin Amerika'nın en büyük inşaat şirketleri battı. Bu süreç, Brezilya'da Bolsonaro gibi aşırı sağ figürlerin yükselişine zemin hazırladı.

39. Katalonya bağımsızlık referandumu ve krizi (2017)

İspanya Anayasa Mahkemesi'nin yasadışı ilan etmesine rağmen yapılan referandum ve ardından gelen polis şiddeti, AB'nin "demokrasi" sınavıydı. Liderlerin tutuklanması veya sürgüne gitmesi, Avrupa Birliği'nin üye ülkelerin iç sorunlarına (insan hakları ihlali olsa bile) karışmama politikasını netleştirdi.

40. Türkiye'nin Rus Su-24 uçağını düşürmesi (2015)

Sınır ihlali yapan Rus savaş uçağının Türk F-16'ları tarafından düşürülmesi, 1950'lerden beri bir NATO ülkesinin Rus uçağını vurduğu ilk olaydı. İki ülkeyi savaşın eşiğine getiren bu kriz, Rusya'nın Türkiye'ye ekonomik ambargo uygulamasına ve sonrasında ilişkilerin S-400 alımına evrilen dramatik bir "barışma" sürecine girmesine neden oldu.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...