Sessiz afet: Yeşilay verileriyle Türkiye’nin büyüyen kumar yangını

Haberin Eklenme Tarihi: 15.01.2026 12:25:00 - Güncelleme Tarihi: 15.01.2026 12:29:00

14 Ocak 2026’da Yeşilay Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısı, Türkiye’de kumar bağımlılığının artık münferit bir sorun olmaktan çıktığını ve yapısal bir toplumsal risk hâline geldiğini açık biçimde ortaya koydu. Bu toplantıda paylaşılan Yeşilay Danışmanlık Merkezi’nin (YEDAM) 2025 yılına ait güncel verileri ile Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç’in değerlendirmeleri, özellikle sanal kumarın son yıllarda nasıl hızla yayıldığını ve hangi kırılgan grupları hedef aldığını çarpıcı biçimde gözler önüne serdi.

Bu çerçevede YEDAM’a kumar bağımlılığı nedeniyle yapılan başvuruların yıllara göre artışı, sorunun ölçeğini net biçimde gösteriyor. 2022’de 3.006 olan başvuru sayısı, 2023’te 3.552’ye, 2024’te 4.798’e ve 2025’te 5.748’e yükseldi. Doç. Dr. Dinç’in de vurguladığı gibi bu tablo, yalnızca buzdağının görünen yüzü. Bu rakamlar; büyük kayıplar yaşamış, bağımlılığını kabul edebilmiş ve yardım arayışına girebilmiş kişileri yansıtıyor. Buna karşın, henüz başvurmamış ya da sorunun farkına varmamış çok daha geniş bir kitlenin varlığına işaret ediyor.

Sorunun bu denli görünmez ilerlemesinde, alkol veya madde bağımlılığının aksine kumar bağımlılığının dışarıdan fark edilmesinin zor olması ve “gizli bir inşaat” gibi ilerlemesi belirleyici bir rol oynuyor. Bu durum, müdahaleyi geciktiriyor. Veriler, kumarın artık masalarda oynanan bir oyun olmaktan çıkıp, cep telefonları aracılığıyla her an ulaşılabilir, “oyun” maskesi altında sunulan dijital bir tehdide dönüştüğünü gösteriyor.

Genç yaşta başlayan döngü: Sosyal çevre, merak ve görünmez bağımlılık

Basın toplantısında paylaşılan demografik veriler, kumar bağımlılığına dair yaygın kanıları yıkan bir profili ortaya koyuyor. Bu veriler ışığında başvuruların yaş dağılımı, kumar bağımlılığının özellikle genç ve genç yetişkin nüfusta yoğunlaştığını gösteriyor. YEDAM verilerine göre danışanların yüzde 36,7’si 20–30 yaş, yüzde 43,4’ü 30–40 yaş aralığında yer alıyor. 40–50 yaş grubu yüzde 15,4’lük bir paya sahipken, 20 yaş altı yalnızca yüzde 1,1’de kalıyor. Ancak tablo yalnızca başvuru yaşlarıyla sınırlı değil. Kumara başlama yaşları dikkate alındığında, riskin çok daha erken başladığı görülüyor. Danışanların yüzde 34,3’ü 18 yaşından önce, yüzde 42,8’i ise 18–25 yaş arasında kumarla tanışıyor. Bu durum, bireylerin bağımlılığı kabul edip yardım isteyene kadar ortalama 5–10 yılını büyük kayıplarla geçirdiğini gösteriyor.

Bu sürecin nasıl başladığına dair YEDAM verileri, kumara yönelmede sosyal çevrenin belirleyici rolünü de net biçimde ortaya koyuyor. Danışanların yüzde 57,4’ü kumara arkadaş çevresinin etkisiyle başladığını belirtirken, yüzde 20’si merak, yüzde 6,5’i ise boş zamanlarını değerlendirme gerekçesini dile getiriyor. Dinç’in “Çocuklarımızın beyin gelişimi tamamlanmadan nörolojik bir iz bırakan bu bağımlılıkla tanışması en büyük endişemiz” vurgusu, tehlikenin gelecek nesiller üzerindeki potansiyel tahribatına işaret ediyor. Başlama nedenlerinde yüzde 57,4 ile arkadaş çevresinin ilk sırada gelmesi ise kumarın bir “sosyalleşme kültürü” olarak gençler arasında normalleştirildiğini kanıtlıyor.

Öte yandan, genellikle eğitimsizlikle ilişkilendirilen bağımlılık algısının aksine, YEDAM verileri danışanların yüzde 13’ünün lisansüstü, yüzde 22’sinin ise üniversite mezunu olduğunu gösteriyor. Doç. Dr. Dinç, bu durumu eğitimli bireylerin dijital okuryazarlığının yüksek olması ve finansal erişim araçlarını daha aktif kullanmalarıyla ilişkilendirirken, “Kumar bağımlılığı eğitimsizlikten değil, erişilebilirlikten besleniyor” mesajını veriyor.

Tedavi mümkün, yapısal adımlar şart

Basın toplantısında paylaşılan veriler, sorunun büyüklüğü kadar çözümün mümkün olduğunu da ortaya koyuyor. Bu noktada Doç. Dr. Mehmet Dinç, düzenli psikoterapiye devam eden danışanların yaklaşık yüzde 80’inin kumardan uzaklaştığını vurgulayarak, bağımlılığın bir irade meselesi değil, tedavi edilebilir bir sağlık sorunu olduğunun altını çizdi.

Ancak toplantıda altı çizilen bir diğer önemli nokta, bu başarının kalıcı hâle gelmesi için bireysel desteğin tek başına yeterli olmadığı gerçeğiydi. Bu kapsamda Yeşilay, 2026 yılı için sadece tedavi edici değil, önleyici ve yapısal reformları içeren 5 maddelik acil bir eylem planı da açıkladı. Doç. Dr. Mehmet Dinç, kumar reklamlarına ve özendirici içeriklere karşı artık “tahammüllerinin kalmadığını” belirterek şu yapısal adımların atılması gerektiğini vurguladı:

  • Kavram birliği: "Şans", "talih", "bahis" gibi yumuşatıcı ifadeler terk edilmeli; yasal ya da yasa dışı ayrımı yapılmaksızın her türlüsü "Kumar" olarak adlandırılmalıdır.
  • Reklam yasağı: Metroda, otobüste, dijital platformlarda, hatta ulusal kanallarda görülen kumar reklamları derhâl yasaklanmalıdır.
  • Erişim engeli: Alışveriş siteleri veya ödeme sistemleri içindeki "şans oyunu" sekmeleri gibi tuzaklar kaldırılmalı, erişim kanalları daraltılmalıdır.
  • Dijital denetim: Dijital oyunlar ile kumar arasındaki ilişki incelenerek derecelendirme sistemi getirilmeli, çocuklar "oyun" görünümlü kumardan korunmalıdır.
  • Fenomen yaptırımları: Sosyal medyada "eğlence" adı altında kumarı özendiren fenomenlere en katı yaptırımlar uygulanmalıdır.

Toplantının en umut verici mesajı ise tedavi başarısına ilişkindi. Dinç, YEDAM’a başvurup düzenli terapi alan her 10 danışandan 8’inin kumardan uzaklaştığını belirterek, “Bağımlılık bir irade meselesi değil, tedavi edilebilir bir sağlık sorunudur” çağrısını yineledi. Yeşilay, 2026’da hem 115 Danışma Hattı ile ücretsiz rehabilitasyon sağlamaya hem de bu "yangını" söndürmek için toplumsal bir seferberlik yürütmeye kararlı görünüyor.