Hafızası silinen coğrafya ve bir yol hikâyesi
Haberin Eklenme Tarihi: 18.09.2026 16:28:00 - Güncelleme Tarihi: 18.09.2026 16:31:00Geçtiğimiz ay, uzun süredir ertelediğim Karadeniz seyahatime çıktım. İstanbul’dan Artvin’e kadar Karadeniz boyunca sürüp, dönüşte de Anadolu’nun iç şehirlerini katetmekti niyetim; nitekim öyle de yaptım. Yediğim, içtiğim benim olsun; ben size gördüklerimi ve daha mühimini, göremediklerimi anlatayım.
Erken saatlerde İstanbul’dan yola çıkıp akşamüzeri İnebolu’nun Evrenye köyüne vardım. Tabelaya bakıp "Evrenye ne tuhaf isim" derken, biraz arşiv karıştırıp gördüm ki bir dönem adı Gemiciler yapılmış, daha eskisi ise Evreniye. Sonrasında yol Antik Çağ’ın Sinope’sine, Amisos’tan mülhem Samsun’a, Kerasun’a, Trapezus’a ve nihayet Artvin Livâne’ye kadar uzandı.
Rize’den geçerken gözlerim istemsizce Potamya tabelasını aradı; göremedim. Yerinde "Güneysu" yazıyordu. Oysa potam, Grekçede doğrudan nehir, akarsu demek. Yol üstü bir lokantada usta ile çay eşliğinde laflarken anlattığı mevkiler, köyler elimin altındaki haritada yoktu. Masadaki o sohbet sırasında kendi kendime sordum: Bir köyün, ovanın, derenin, hatta bir dağın zirvesinin asırlık adı kimi, neden bu kadar rahatsız eder de devlet aygıtı bunu değiştirmek için bunca mesai harcar?
Geriye dönüp baktığımızda bu toptancı tasfiye zihniyetinin tohumları İttihat ve Terakki devrinde, Enver Paşa’nın 1916’daki meşhur tamimiyle atıldı. Ermenice, Rumca, Bulgarca ne varsa ordu haritalarından kazınmak istendi. Savaştı, idari kargaşaydı derken o gün tam uygulanamadı belki; ama asıl fırtına Cumhuriyet döneminde, bilhassa 1950’lerin sonunda kurulan Ad Değiştirme İhtisas Kurulu marifetiyle koptu.
Coğrafyanın silinen hafızası
Cumhuriyet bürokrasisi gözüne batan, eskiyi hatırlatan her yere vurdu neşteri. Ertuğrul Bilecik oldu, Tekfurdağı Tekirdağ, Kırkkilise Kırklareli. Sultan Abdülaziz’in hatırasına kurulan koca Elaziz’i beğenmeyip 1937’de "Elazığ"a çevirdiler. 1960 darbesi sonrasında ise vites iyice yükseltildi; Türkiye genelinde yaklaşık 28 bin yerleşim biriminin adı masa başında değiştirildi. Şırnak’ın yüzde 92’si, Artvin’in yüzde 88’i, Hakkârî’nin yüzde 86’sı, Erzincan’ın yüzde 65’i bu operasyondan nasibini aldı. Sadece köyler değil; Cilo Dağı’na "Buzul", Reşko doruğuna "Uludoruk" dediler.
Peki, bu isim alerjisi ne kazandırdı bize? Rumcadan rahatsız olan aklın; Adana’nın, Kastamonu’nun, Giresun’un, Trabzon’un, Konya’nın, Bursa’nın ve bizzat İstanbul’un kökeniyle yüzleşecek cesareti var mı? Bayburt’un, Erzincan’ın, Kars’ın, Van’ın Ermenice; Mardin’in Süryanice; Artvin’in Gürcüce; Erzurum’un Arapça; Hakkârî’nin Kürtçe köklerini nereye koyacağız? İş o raddeye vardı ki sırf sol çağrışım yapıyor diye içinde "kızıl" geçen asırlık Türkmen köylerinin, Alevi mirasını hatırlatan "şıhlar/şeyhler" adlarının dahi üzeri çizildi. 1960’ta beş asırlık Bayezid Meydanı’na "Hürriyet Meydanı" tabelası asmaya kalkan bir akıl tutulmasından bahsediyoruz.
Bizler, Peygamber müjdesine mazhar olan hadis-i şerifte geçtiği için fethettiği payitahtına asırlarca "Kostantiniyye" demekten gocunmayan bir cihan devletinin varisleriyiz. Fethettiği toprağın taşına, suyuna, hafızasına hürmet eden o büyük özgüven nerede; bir köyün Gürcüce, Ermenice veya Kürtçe adından korkup tabela söken bu bürokratik ceberrutluk nerede? Bir yerin ismi sadece bir tabela değil; o toprağın tapu senedi, kültürel katmanı ve insanının kimliğidir. Bir gencin köyünün kadim adını bilmesi onu bu vatana yabancılaştırmaz; bilakis bastığı toprağın bin yıllık derinliğini kavratır. Köklerini kurutarak, her yere birbirinin kopyası jenerik isimler uydurarak kimse ne daha yerli oldu ne de daha millî. Geçmişle dürüstçe yüzleşmenin, coğrafyanın gasp edilen hafızasını iade etmenin ve taşı gediğine koymanın vakti çoktan geldi, geçiyor bile.