İsrail’in A Planı çöktü, B Planı ne kadar dayanır?
İsrail’in Suriye’de SDG üzerinden yürüttüğü stratejinin sekteye uğramasının ardından Tel Aviv, Yunanistan ve GKRY hattına ağırlık veriyor. Doğu Akdeniz’de yeni bir jeopolitik hesaplaşma şekillenirken Ankara’nın hamleleri dengeleri yeniden belirliyor.
Suriye iç savaşının bir ürünü olarak Fırat’ın doğusunda beliren Suriye Demokratik Güçleri (SDG) yapılanması, DEAŞ ile mücadele konsepti kapsamında ABD liderliğindeki koalisyonun askerî ve lojistik desteğiyle zamanla Suriye topraklarının üçte birini kontrol eden bir güce dönüştü. SDG’nin Batı kamuoyunda “seküler bir aktör” olarak sunulması, Tel Aviv’in bölgesel projeksiyonlarıyla doğrudan örtüşüyordu.
Çünkü Esad rejimine karşı direnen muhalif gruplar arasında SDG dışındaki aktörler, Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) dâhil “dinî” tandanslı yapılardı. İsrail, Suriye’de bu aktörler arasında Batı’nın desteğini arkasına alan SDG’yi “partner” olarak seçmeyi uygun buldu. Nitekim son yıllarda İsrail medyasında ve düşünce kuruluşlarında bu yapıya geniş yer ayrılması ile Siyonist kabine üyelerinin aleni destek açıklamaları tesadüf değildi.
O dönem kurgulanan stratejik denklem netti: SDG üzerinden Suriye’de fiilî bir devlet aygıtı oluşturmak, PKK vasıtasıyla Türkiye’nin iç güvenlik hatlarını zorlamak ve Ankara’yı kendi sınırlarına hapsederek Orta Doğu’daki nüfuz alanından soyutlamak... Bu senaryoda Türkiye iç güvenlik ve sınır güvenliğiyle uğraşırken İsrail Başbakanı Netanyahu’nun 9 Ekim 2023’te ilan ettiği "Orta Doğu’yu yeniden şekillendirme" hedefinin önündeki en büyük engellerden biri kalkmış olacaktı.
Eş zamanlı olarak ABD ve İsrail’in İran’a yönelik tazyikiyle Kürt unsurların İran içinde bir ayaklanma başlatması ve Tahran’ın bir iç savaşla çökertilmesi hesaplanıyordu. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 1 Ekim 2024’te dile getirdiği “İsrail’in bir sonraki hedefi Anadolu topraklarıdır, iç cephemizi tahkim etmeliyiz” uyarısı, jeopolitik satrançta yeni bir safhayı başlattı.
MHP Lideri Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’teki tarihî çıkışı ve Öcalan’ın bu çağrıya karşılık vermesiyle gelişen süreç, bölgesel dengeleri somut bir şekilde sarstı. PKK’nın kendini feshetmesi, SDG’nin Suriye’nin merkezî yapısına entegrasyonu yönündeki adımlar ve Washington ile Tel Aviv’in tüm kışkırtmalarına rağmen İran Kürtlerinin geniş çaplı bir kalkışmaya prim vermemesi, İsrail’in bölgesel “A Planı”nı sahada işlevsiz bıraktı.
İsrail’in “B Planı” ve yeni kaotik mimarisi
A Planı’nın çöküşünü gören Tel Aviv, on yılı aşkın süredir işlettiği kulvara; Yunanistan ve GKRY hattına ağırlığını kaydırdı. Bu hat yeni değildi; 2010’lu yıllardan bu yana Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki askerî ve denizsel etkisini dengelemek için kurulmuştu. Değişen hattın varlığı değil, İsrail’in ona yüklediği ağırlıktı. Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” hamlelerinden sonra İsrail de “üçlü ittifak” mekanizmasını güncellemeye gitti.
Nitekim Aralık 2025’te Kudüs’te gerçekleşen zirve, uzun süredir işleyen bir mekanizmanın Suriye’deki denklem değiştikten sonraki ilk büyük tahkim adımı oldu. Zirvede; askerî, enerji ve istihbarat paylaşımının ötesinde Great Sea Interconnector (Girit’ten İsrail’e uzanacak deniz altı kablolu elektrik bağlantısı) ve IMEC (Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Koridoru) entegrasyonunu içeren stratejik taahhütler imzalandı. Türkiye’nin Pakistan ve Suudi Arabistan ile 7 Ağustos’ta imzaladığı “Mekke Savunma Anlaşması”nın ardından ise Doğu Akdeniz’deki hareketlilik daha da ivme kazandı.
İsrail, ağustos ayı sonunda Yunanistan ile 3,5 milyar dolar değerindeki “Aşil Kalkanı” (Achilles Shield) hava savunma anlaşmasını hayata geçirdi. Çok katmanlı füze savunma mimarisi sunan bu sistem kapsamında, Ege’deki bazı Yunan adalarına SPYDER sistemlerinin konuşlandırılması kararlaştırıldı.
Yunanistan Başbakanı Miçotakis, İsrail’den aldığı güçle 5 Eylül’de yaptığı bir konuşmada, “2030 yılına kadar savunmamızı güçlendirecek çok önemli bir plan tamamlanacak. Bu plan kapsamında Rafale savaş uçakları, Belharra fırkateynleri ve F-35 savaş uçakları bulunacak ve ‘Aşil Kalkanı’ ile gökyüzümüz her türlü tehdide karşı korunacak” diyerek Ankara’ya net bir mesaj verdi.
Bununla da yetinmeyen Miçotakis, Meis Adası’na üç günlük bir çıkarma yaparak Türkiye ile olan gerilimi daha da tırmandırdı. Paris Antlaşması’na göre Meis Adası’nda silah ve asker bulundurmama şartını ihlal eden Miçotakis, pazar günü adadan ayrıldıktan sonra sosyal medya hesabından Ankara’ya yönelik mesajlar paylaştı. Miçotakis, doğrudan Türkiye’den bahsetmeden, “Kimseyi tehdit etmiyoruz ancak kimseden gelen tehdit ve önerileri de kabul etmiyoruz” açıklamasını yaptı.
İsrail, Türkiye ile olan rekabetini Suriye'nin İdlib ilinde yer alan atıl durumdaki Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü'ne 18 Ağustos’ta hava saldırısı düzenleyerek bir üst seviyeye taşımak istedi. Türkiye’nin henüz doğrudan yanıt vermemiş olmasını fırsat bilerek gerilimi Yunanistan ve GKRY vasıtasıyla karadan denize çekme peşinde.
Lübnan’da sürdürdüğü işgalin yanı sıra SDG’nin entegrasyonuyla birlikte Suriye’nin kuzeyinde istediğini alamayan İsrail, güneyde ayrılıkçı Dürziler üzerinden kaos ve işgal politikasını sürdürüyor. Esed’in devrilmesinden sonra Suriye’nin güneyindeki işgal alanını genişleten İsrail Başbakanı Netanyahu, 9 Eylül’de işgal altında tuttukları Suriye topraklarına giderek Şeyh (Hermon) Dağı'ndan Akdeniz'e kadar tüm bölgeyi kontrol altında tuttuklarını savundu ve Türkiye’nin sinir uçlarına dokunmaya devam etti.
Şam’a 25 kilometre kadar yaklaşan İsrail’in bir sonraki hedefi acaba Şam mı olacak? “Sonsuz savaş” stratejisi ile hareket eden Siyonist rejim böyle bir hamlede bulunursa şaşırtıcı olmaz.
Jeopolitik hesaplaşmanın geleceği
Peki İsrail’in B Planı başarılı olacak mı? Tel Aviv’in konjonktürel ortaklıklarını stratejik bir sıkışma yaşadığı anda ne kadar hızlı terk edebildiğinin somut örneği karşımızda duruyor. Nitekim Ankara’nın kararlı diplomatik hamleleri, sahada kurduğu yeni güç dengeleri ve iç cepheyi tahkim eden adımları karşısında İsrail, büyük yatırımlar yaptığı SDG kartını nasıl bir gecede oyun dışı bırakmak zorunda kaldıysa önümüzdeki dönemde benzer bir akıbeti Yunanistan da yaşayabilir.
Belli bir aşamada ABD gibi küresel bir aktörün kendi makro çıkar dengeleri gereği devreye girmesiyle İsrail’in Atina’yı da yalnız bırakması kaçınılmaz olabilir. Hatırlayalım, 2015’te İsrail, Yunanistan ve GKRY tarafından hayata geçirilmek istenen EastMed projesine (Doğu Akdeniz’deki doğal gazı Yunanistan üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması) Türkiye; Mavi Vatan doktrini ve Libya ile 2019'da imzaladığı deniz yetki alanı mutabakatı ile cevap vermişti. EastMed projesi her ne kadar “üçlü ittifak” tarafından 2020’de imzalanmış olsa da Türkiye’nin hamleleri ve ABD’nin projeden desteğini çekmesiyle rafa kalktı.
Diğer taraftan Yunanistan’ın bu denklemde Türkiye karşısında tutunabilme şansı neredeyse bulunmamaktadır. Türkiye; insansız hava araçlarından katmanlı hava savunma sistemlerine, millî muharip uçak projelerinden denizaltı ve gemisavar füze teknolojilerine kadar savunma sanayisinde yakaladığı tarihsel yükselişle askerî ve teknolojik bağımsızlığını teyit etmiş durumdadır. Ankara’nın bir yandan yerli ve millî savunma gücünü sahaya yansıtması, diğer yandan “Mekke Savunma Anlaşması” gibi küresel ve bölgesel çapta derinliği olan askerî-stratejik ittifakları hayata geçirmesi —örneğin Türkiye’nin Libya ile yaptığı deniz yetki anlaşmasını Suriye, Lübnan ve Mısır ile de tesis etmesi— Yunanistan’ın silahlanma hamlelerini de Doğu Akdeniz’de İsrail ile birlikte kurmak istediği dengeyi de işlevsiz kılabilir.
Bunlara mukabil jeopolitik gerçeklik gösteriyor ki Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki stratejik derinliği ve başarısı, iç cephenin sağlamlığından ve bölge aktörleriyle kurduğu yeni parametrelerden geçmektedir. Ankara’nın içeride “Terörsüz Türkiye” süreci ve yakın coğrafyasında sağlamaya çalıştığı “Terörsüz Bölge” gibi tarihsel hamleleri kökleştikçe, Mekke Savunma Anlaşması gibi küresel ölçekte ağırlığı olan güvenlik paktları derinleştikçe İsrail’in çevreleme stratejileri hükümsüz kalacaktır. Doğu Akdeniz’deki dengelerin kaderi, Türkiye’nin içeride ve yakın coğrafyasında sağladığı bölgesel denklemden bağımsız değildir.
Tam da bu yüzden denilebilir ki İsrail’in “B Planı” da çökmeye mahkûmdur. İsrail’in himayesine güvenerek Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dengelemeye çalışan Atina yönetimi, bu vekalet stratejisinin sonunda diplomasi ve deniz yetki alanları sahasında çok daha dar bir alana sıkışabilir ve Türkiye karşısında tamamen yalnız kalabilir.

Olmak ya da Olmamak - Tiyatro, Hayat ve İnsan
Sanatın 6. dalı tiyatro, sahnede sadece bir oyun sunmuyor aynı zamanda hayatı ve insanı da anlatıyor. Dünyaca ünlü yazar William Sheakspeare’nin “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” sözünden ilham aldığımız podcast serimizde; tiyatroyu, alanının uzman isimleriyle konuşuyoruz..

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.