16 Eylül 2026

Ertuğrul Fırkateyni: Bir facianın hikâyesi

Osmanlı Devleti’nin Japonya’ya gönderdiği Ertuğrul Fırkateyni, 11 aylık yolculuğun ardından dönüşte 16 Eylül 1890 gecesi Kuşimoto açıklarında tayfuna yakalandı. Kayalıklara çarparak batan gemi, yüzlerce denizciyi hayattan kopardı ve geride iki ülkeyi buluşturan bir dostluk hikâyesi bıraktı.

Eylül 1890 gecesi Japonya’nın Wakayama kıyılarında deniz sertleştiğinde, Ertuğrul Fırkateyni’nin mürettebatı önlerindeki birkaç saatin hayatlarını değiştireceğini bilmiyordu. İstanbul’dan yaklaşık 11 ay önce ayrılan gemi, uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından Japonya’daki diplomatik görevini tamamlamış, dönüş için Yokohama’dan hareket etmişti. Kii Yarımadası’nın kayalık kıyıları, güçlü rüzgâr ve yüksek dalgalarla birleşince yolculuk bir deniz felaketine dönüştü.

Ertuğrul, Kaşinozaki Deniz Feneri yakınlarında kayalıklara çarptı. Geminin parçalanmasının ardından denizcilerin bir bölümü karaya ulaşmaya çalışırken hayatını kaybetti. Yakındaki köylerin sakinleri, fenerin ve kayalık kıyının bulunduğu bölgede yaralıları kurtarmak için seferber oldu. Japonya Dışişleri Bakanlığı kayıtlarına göre 69 kişi kurtarıldı; yaklaşık 600 kişinin yaşamını yitirdiği olay, Japon kamuoyunda geniş yankı buldu ve yardım kampanyaları düzenlendi.

Kuşimoto’daki şehitlik, müze ve batık alanı, Osmanlı-Japon ilişkilerinin erken dönemine ait somut izleri koruyor. 1890’da denizin dibine gömülen geminin hikâyesi, 1985’te Tahran’da yaşanan başka bir kurtarma operasyonuyla yeniden hatırlanacak ve iki ülke arasındaki dostluk anlatısının en güçlü sembollerinden birine dönüşecekti.

İstanbul’dan Yokohama’ya uzanan zorlu görev

Ertuğrul Fırkateyni’nin hikâyesi facia gecesinden çok daha önce başladı. Gemi, Sultan Abdülaziz döneminde İstanbul’daki Taşkızak Tersanesi’nde inşa edildi ve 19 Ekim 1863’te denize indirildi. Yaklaşık 79 metre uzunluğundaki, üç direkli ahşap gemi daha sonra İngiltere’ye götürülerek buhar makineleri ve dönemin modern donanımlarıyla yenilendi. Uzun yıllar Osmanlı donanmasında hizmet veren gemi, 1889’da diplomatik bir görev için yeniden gündeme geldi.

Bu görevin arka planında 1887’de İstanbul’a gelen Japon Prensi Komatsu Akihito’nun ziyareti bulunuyordu. Japon prensinin İstanbul temaslarının ardından Sultan II. Abdülhamid, Japon İmparatoru Meiji’ye bir dostluk heyeti gönderme kararı aldı. Osmanlı’nın Japonya’ya gönderdiği Ertuğrul, bu nedenle askerî bir seferden çok diplomatik bir misyon taşıyordu.

Gemi 14 Temmuz 1889’da İstanbul’dan ayrıldı. Planlanan güzergâh üzerinde Süveyş, Aden, Hindistan, Singapur ve Uzak Doğu limanları bulunuyordu. Yolculuk kısa sürede beklenenden çok daha zorlu hâle geldi. Süveyş Kanalı’nda yaşanan kaza geminin dümen ve kıç bölümünde hasara yol açtı. Onarım süreci haftalar sürdü. Hint Okyanusu’nda geminin baş tarafından su alması, Singapur’da bakım ihtiyacını artırdı. Mevsim koşulları ve limanlardaki beklemeler de yolculuğu uzattı.

Ertuğrul, İstanbul’dan ayrıldıktan yaklaşık 11 ay sonra, 7 Haziran 1890’da Yokohama’ya ulaştı. Osman Paşa başkanlığındaki heyet Japon İmparatoru Meiji tarafından kabul edildi. II. Abdülhamid’in gönderdiği mektup, nişan ve hediyeler Japon imparatoruna sunuldu. Böylece aylar süren yolculuğun diplomatik hedefi yerine getirildi.

II. Abdülhamid’in Japonya açılımı ve İslam dünyası boyutu

Ertuğrul seferi, iki devlet arasındaki diplomatik temas açısından ele alındığında dönemin uluslararası dengelerinden bağımsız düşünülemiyor. XIX. yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti, Avrupa merkezli güç dengeleri içinde yeni diplomatik kanallar arıyordu. Japonya ise Meiji dönemindeki dönüşümüyle Asya’da yükselen bir güç olarak Osmanlı yönetiminin ve kamuoyunun dikkatini çekiyordu.

II. Abdülhamid döneminin dış politikasında halifelik makamının uluslararası bir diplomasi unsuru olarak kullanılması da önemliydi. Chiba Üniversitesi’nden Jun Akiba’nın araştırmasına göre II. Abdülhamid, Ertuğrul ile Japonya’ya bazı ulemanın gönderilmesini ve İslam hakkında temaslar kurulmasını düşünmüştü. Ancak bu plan gerçekleşmedi.

Araştırmalar ayrıca Ertuğrul’un güzergâhının Hindistan ve Güneydoğu Asya’daki Müslüman topluluklarla temas açısından önem taşıdığını gösteriyor. Osmanlı halifesinin bayrağını taşıyan bir donanma gemisinin Müslüman nüfusun bulunduğu limanlara uğraması, İstanbul açısından diplomatik ve sembolik değer taşıyordu. Ertuğrul seferinin dinî boyutu tarih yazımında farklı yorumlarla ele alınıyor. Selçuk Esenbel, seferi II. Abdülhamid döneminin Pan-İslamcı dış politika arayışları ve Asya'daki Müslüman topluluklarla ilişkiler bağlamında değerlendirirken, Japon tarihçi Jun Akiba'nın İstanbul Müftülüğü Arşivi’ndeki belgelere dayanan araştırması konuya farklı bir boyut kazandırıyor. Akiba'nın ortaya çıkardığı belgeler, Abdülhamid'in Ertuğrul aracılığıyla Japonya'ya ulema göndermeyi ve İslam'ı tanıtmayı planladığını gösteriyor. Ancak bu dinî heyet hiçbir zaman Japonya'ya ulaşmadı.

Dolayısıyla Ertuğrul’un Japonya görevi iki farklı diplomatik zemini bir araya getiriyordu. Bir tarafta Meiji Japonya’sıyla doğrudan devletler arası yakınlaşma, diğer tarafta Abdülhamid döneminin halifelik merkezli dış politika anlayışı bulunuyordu.

Kayalıklarda geçen saatler: Bir köyün denize karşı verdiği mücadele

Ertuğrul’un Japonya’daki görevi tamamlandıktan sonra geminin İstanbul’a dönüşü planlandı. Ancak fırtınalı hava şartları, geminin teknik geçmişi ve bölgenin kayalık kıyıları bir araya geldiğinde dönüş yolculuğu ölümcül bir seyir hâline geldi.

16 Eylül gecesi gemi Kaşinozaki çevresindeki kayalıklara sürüklendi. Japonya Dışişleri Bakanlığı, kazanın güçlü rüzgâr ve yüksek dalgalar altında gerçekleştiğini, geminin karaya oturduktan sonra battığını kaydediyor.

Felaketin hemen ardından Kuşimoto çevresindeki insanlar harekete geçti. Denizden gelen yardım çağrılarına ulaşabilmek için köylüler ve deniz fenerinde çalışanlar ağır hava koşullarına rağmen kıyıya indi. Yaralılar köylere taşındı, yiyecek ve giysi temin edildi, hayatını kaybedenlerin cenazeleri toplandı.

Can kaybına ilişkin kaynaklarda farklı rakamlar bulunuyor. Japonya Dışişleri Bakanlığı yaklaşık 600 kişinin hayatını kaybettiğini belirtirken, Türkiye Dışişleri Bakanlığı kayıtlarında 581 ölüm bilgisi yer alıyor. Türkiye’deki bazı resmî kaynaklar ve haber arşivlerinde ise 587 sayısı kullanılıyor. Ortak nokta ise facianın yüzlerce denizcinin hayatına mal olduğu ve 69 kişinin kurtarıldığıdır.

Kurtarılan 69 denizci önce tedavi için Kobe’ye götürüldü. Ardından Japon İmparatorluğu, kazazedelerin Osmanlı topraklarına gönderilmesi için Hiei ve Kongō adlı savaş gemilerini görevlendirdi. İki gemi, kurtulan denizcileri taşıyarak İstanbul’a doğru yola çıktı ve 1891’in başında Osmanlı başkentine ulaştı.

Japon halkının tepkisi de kısa sürede ülke geneline yayıldı. Kazazedelerin ve hayatını kaybeden denizcilerin ailelerinin ihtiyaçlarına katkı sağlamak amacıyla bağış kampanyaları düzenlendi. Japonya Dışişleri Bakanlığı, olayın Japon kamuoyunda geniş biçimde haberleştirildiğini ve yardım toplandığını kaydediyor. Böylece denizde yaşanan trajedi, iki toplum arasında insani bir bağın oluşmasına da zemin hazırladı.

Denizin dibinden çıkan tarih: Binlerce parça yeniden gün yüzünde

Ertuğrul’un hikâyesi, 1890 gecesinde sona ermedi. Gemi enkazı, yaklaşık bir asır boyunca Japonya kıyılarında tarih araştırmacılarının ilgisini çekmeye devam etti. 2007’den itibaren Türk, Japon ve uluslararası sualtı arkeologlarının yürüttüğü çalışmalarla batık sistematik biçimde incelenmeye başladı.

Institute of Nautical Archaeology kayıtlarına göre ilk kapsamlı kazı sezonlarından birinde 144 dalış gerçekleştirildi ve 1000’den fazla obje çıkarılıp kayıt altına alındı. Çalışmalar ilerledikçe geminin günlük yaşamına, donanımına ve askerî yapısına ilişkin çok sayıda parça ortaya çıkarıldı.

Kazılarda çiviler, bakır alaşımlı parçalar, seramikler, cam malzemeler, silah ve mühimmat unsurları, mutfak eşyaları ve geminin büyük parçaları bulundu. 2018’de yapılan açıklamalarda toplam çıkarılan eser sayısının 8 bin 327’ye ulaştığı bildirildi. Bu parçalar, Osmanlı denizciliğinin XIX. yüzyıl sonundaki teknik yapısını incelemek açısından önemli veriler sağladı.

Batıkta bulunan bazı mühimmat parçaları da araştırmacıların dikkatini çekti. Enkaz alanından çıkarılan toplar ve mühimmatın belgelenmesi, geminin silah sisteminin daha ayrıntılı incelenmesine imkân verdi. Kazıların bir başka değeri ise geminin günlük hayatını görünür kılmasıydı. Bir savaş gemisinin teknik donanımı kadar mutfak kazanları, kişisel eşyalar ve küçük metal parçalar da denizcilerin nasıl yaşadığını anlamaya yardımcı oldu.

Japonya’da Ertuğrul’un battığı alan da zaman içinde tarihî bir mekâna dönüştü. Kuşimoto’daki Ertuğrul Şehitliği ve Türk Müzesi, olayın hatırasını yaşatırken 2020’de batığın bulunduğu alan ve Kaşinozaki Deniz Feneri çevresi Japonya’nın ulusal tarihî alanları arasına alındı.

1890’dan 1985’e uzanan bir vefa hikâyesi

Ertuğrul faciasının iki ülke ilişkilerindeki sembolik karşılığı, 95 yıl sonra Tahran’da yeniden gündeme geldi. 1985’te İran-Irak Savaşı sırasında Irak’ın İran hava sahasındaki uçakları hedef alacağını açıklaması üzerine Tahran’da bulunan yüzlerce Japon vatandaşı ülkeden çıkış arayışına girdi. Türkiye, Türk Hava Yolları’na ait özel uçaklarla Japon vatandaşlarının tahliyesini gerçekleştirdi. Japonya Dışişleri Bakanlığı, bu olayı Ertuğrul faciasıyla birlikte Türkiye-Japonya dostluğunun önemli sembollerinden biri olarak anıyor.

1890’da Japonya kıyılarında Osmanlı denizcilerini kurtaran Japonların hikâyesi ile 1985’te Türk uçaklarının Tahran’dan Japon vatandaşlarını çıkarması, iki ülkenin resmî anlatısında karşılıklı dayanışmanın iki ayrı halkası olarak yer aldı. Bu nedenle Ertuğrul’un hikâyesi, bir deniz kazasının sınırlarını aşarak diplomasi, insani yardım, denizcilik ve ortak tarih alanlarının kesiştiği bir mirasa dönüştü.

Bugün Kuşimoto kıyılarında dalgalar kayalıklara vururken denizin altında hâlâ Ertuğrul’dan parçalar bulunuyor. Şehitliğin başındaysa iki ülkenin insanları yıllardır aynı hikâyeyi hatırlıyor. İstanbul’dan yola çıkan yüzlerce denizcinin Japonya’ya taşıdığı diplomatik görev, dönüş yolunda büyük bir felaketle yarıda kaldı. Denizin aldığı canların ardından kurulan dostluk ise aradan geçen 136 yılda iki ülkeyi birbirine bağlayan güçlü bir hatıraya dönüştü.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...