Big Six’in akademi savaşları: Altyapıda centilmenlik dönemi sona erdi

Haberin Eklenme Tarihi: 17.09.2026 17:13:00 - Güncelleme Tarihi: 17.09.2026 17:20:00

İngiltere'nin en büyük akademileri arasındaki gergin ateşkes sona erdi. Uzun yıllar boyunca Premier Lig'in dev kulüpleri arasında, birbirlerinin altyapılarından oyuncu transfer etmeme yönünde gayriresmî bir centilmenlik anlaşması vardı. Bu anlaşma zaman zaman ihlal edilse de “Büyük Altılı” nispeten barış içerisinde bu duruma sadık kaldı. Altyapı dünyasındaki birçok kişi için bu durum, genç yeteneklerin transfer spekülasyonları yerine kişisel gelişimlerine odaklanmalarını sağlayan olumlu bir zemindi.

Ancak artık tüm sınırlar kalktı. Kimileri Rhian Brewster'ın 2015'te Chelsea'den Liverpool'a geçişini ilk büyük kırılma noktası olarak görürken, kimileri de Charlie McNeill'in 2021'de Manchester City'den Manchester United'a transferini örnek gösteriyor. Fakat sektördeki genel mutabakat, Rio Ngumoha'nın 2024'te Chelsea'den Liverpool'a transferinin dengeleri tamamen değiştirdiği yönünde. Kulüpler bonserviste anlaşamayınca Liverpool'un 16 yaşındaki Ngumoha için ödemek zorunda kaldığı 2,8 milyon sterlinlik (performansa bağlı olarak 6,8 milyon sterline çıkabilen) tazminat, başlangıçta caydırıcı bir unsur olarak görülse de oyuncunun sergilediği performans bu rakamın çok daha fazlasına değer olduğunu kanıtladı.

Gelişen bu dinamiklerin ardında yatan nedenleri anlamak için altyapı koçları, yöneticiler ve menajerlerle yapılan görüşmeler, kulüpler arasındaki rekabetin boyutunu göz önüne seriyor. Büyük bir kulübün yetenek avcısı durumu şöyle özetliyor: "Şu anda muazzam bir rekabet var. Herkes şunu fark etti: Genç bir oyuncu için 1 veya 2 milyon sterlin ödemek yüksek bir risk gibi görünebilir ancak oyuncunun Championship veya daha üst seviyeye ulaşması durumunda elde edilecek kâr son derece yüksek. Bu, futbolun içinde ayrı bir sektöre dönüştü."

Manchester City'nin burs teklifini reddeden 16 yaş altı yetenekleri David Eze ve Karim Cassim ezeli rakibi Manchester United’ın kadrosuna katılmaya hazırlanıyor. Manchester City, Arsenal’in genç yeteneği Mishel Nduka'yı transfer etti. Arsenal, Tottenham’dan Elijah Upson'ı ve Liverpool'dan Vincent Joseph'i renklerine bağladı. Tottenham Chelsea’den George Jobling'i kadrosuna kattı. Chelsea ise dokuz aylık altyapı transfer yasağı nedeniyle bu hamlelere karşılık verebilmek için aralık ayını bekliyor.

Bu tür anlaşmalar yeni değil ve mevcut kurallara uygun. Ancak oyuncuların alınıp satıldığı ölçek, bu kadar genç oyuncuları içeren bir sürecin ticarileştirilmesi ve sistemin vicdansız kişiler tarafından kötüye kullanılmasına açık olması, bu kuralların amacına uygun olup olmadığı konusunda soruları gündeme getirdi.

Ticarileşme ve Brexit etkisi

Genç oyuncu transferlerindeki bu tırmanışın temel faktörlerinden biri Brexit oldu. İngiltere AB'den ayrılana kadar, Premier Lig kulüpleri FIFA'nın 18 yaş altı oyuncuların uluslararası transferini yasaklayan kuralına takılmadan, AB pasaportuna sahip 16-18 yaş aralığındaki oyuncuları bölge içi istisna sayesinde serbestçe transfer edebiliyordu. Premier Lig kulüpleri o dönemde 16 ve 17 yaşındaki oyuncuları bölgesel bir istisna kapsamında ülkeler arasında da transfer edebiliyordu. 2021 öncesinde kulüpler AB pasaportlu 16-18 yaş arası yetenekleri kadrolarına katabilirken, Brexit sonrası İngiliz kulüpleri bu haktan mahrum kaldı ve uluslararası pazar %95 oranında daraldı. Bu durum, kulüplerin tamamen yerel 18 yaş altı yeteneklere yönelmesine yol açtı.

Aynı zamanda Birinci Kategori akademilerin sayısının artması (2012-13'te 20 iken 2026-27'de 31'e yükseldi) ve Kâr ve Sürdürülebilirlik Kuralları (PSR) da bu süreci tetikledi. Altyapıdan yetişen oyuncuların satışından elde edilen gelir PSR kapsamındaki mali tablolara "net kâr" yazıldığı için kulüpler genç yetenekleri olabildiğince erken yaşta ve düşük maliyetle kadroya katmayı hedefliyor.

EPPP standart tazminat matrisi

Akademi oyuncularının transferlerinde kulüplerin ödemekle yükümlü olduğu standart EPPP (Elit Oyuncu Performans Planı) tazminat tarifesi şu şekildedir:

Yaş Grubu Kategori 1 Akademi Kategori 2 Akademi Kategori 3 Akademi
U9 5.000 £ 5.000 £ 5.000 £
U10 10.000 £ 8.750 £ 7.500 £
U11 15.000 £ 12.500 £ 10.000 £
U12 45.000 £ 30.000 £ 15.000 £
U13 60.000 £ 40.000 £ 20.000 £ 
U14-U16 80.000 £ (yıllık) 50.000 £ (yıllık) 25.000 £ (yıllık)

Premier Lig'in Kâr ve Sürdürülebilirlik Kuralları (PSR) çerçevesinde kulüpler, üç sezonluk bir dönemde toplam 105 milyon sterlinden fazla zarar edemiyor. Transfer harcamaları muhasebede sözleşme süresine yayılarak (amortisman) kaydedilirken, bir oyuncunun satışından elde edilen gelir doğrudan o yılın kârına yazılıyor. Akademi oyuncularını özel kılan da tam olarak bu nokta: Satın alınmış bir oyuncunun defter değeri sözleşmesi boyunca amorti edildiğinden, satışından elde edilen kârın bir kısmı bu maliyetten düşülüyor. Ama kulübün kendi akademisinde yetişen bir oyuncu için başlangıçta ödenmiş bir transfer ücreti olmadığından defter değeri sıfır kabul ediliyor. Bu da böyle bir oyuncunun satışından elde edilen bedelin tamamının doğrudan kâr olarak yazılması anlamına geliyor. Bu durum akademi oyuncusu satışlarını kulüpler için özellikle cazip hale getiriyor, çünkü bilançoda düşülmesi gereken önceden ödenmiş bir bedel olmadan saf kâr üretiyorlar. Nitekim bu uygulama, Futbolcular Sendikası (PFA) Genel Müdürü tarafından da sert biçimde eleştirilmişti.

Bu teşvikin pratikteki karşılığını geçtiğimiz sezon Chelsea teknik direktörü Enzo Maresca de doğrudan dile getirmiş, Premier Lig kulüplerinin PSR kuralları yüzünden akademi oyuncularını satmak zorunda kaldığını söylemişti. Bazı hukuk ve finans uzmanları ise bu teşvikin, muhasebe dönemi kapanışlarına denk gelen zamanlamalarla kulüpler arasında karşılıklı akademi oyuncusu "takas"larına bile yol açtığını not ediyor.

Sonuçta bir akademi oyuncusu artık yalnızca sahadaki potansiyeliyle değil, bilançoya yapacağı katkıyla da değerlendiriliyor. Bu da kulüpleri oyuncuları olabildiğince erken ve olabildiğince düşük bedelle elde etmeye (ileride yüksek fiyatla satmak üzere) itiyor.

Sistemin açıkları ve beş aşamalı inceleme süreci

Premier Lig kurallarına göre bir oyuncunun transferi 254 ile 261. maddeler arasında tanımlanan "beş aşamalı süreç" ile denetlenir. Bağımsız hukuk firmalarınca yürütülen bu süreçte, aileye usulsüz teklif yapılıp yapılmadığı ve ilk temasın nasıl kurulduğu incelenir. Ancak kulüpler ve menajerler bu denetimleri aşmak için çeşitli yöntemler uygular:

  • Kayıt silme manipülasyonu: Ebeveynler, transfer görüşmeleri önceden tamamlanmış olmasına rağmen sistemde "iz bırakmamak" adına resmi kayıt sildirme mektubundan sonra birden fazla kulübe e-posta göndererek tarafsız bir arayış içindeymiş izlenimi verir.
  • İletişim gizliliği: Scout'ların e-posta veya mesaj yoluyla yazılı iz bırakmamaları yönünde uyarıldığı, görüşmelerin tek kullanımlık hatlar ve aracılar üzerinden yürütüldüğü ifade edilir.

Bu kuralların neden bu kadar sıkı tutulduğunu anlamak için yakın tarihe bakmak yeterli. 2017'de Liverpool, henüz 11 yaşındaki bir Stoke City oyuncusuna usulsüz teşvikler sunmakla suçlanmıştı. Soruşturma sonucunda kulübe okul çağındaki oyuncuları transfer etmesi 12 ay boyunca yasaklandı ve 100.000 sterlin para cezası verildi. Böylesi vakalar, sistemin neden bu denli katı prosedürlere ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

Mevcut düzenlemelerin ve tazminat matrisinin elit kulüpler arasındaki transfer savaşını engellemekte yetersiz kaldığı; sistemin aşırı ticarileşerek çok genç yaştaki oyuncular üzerindeki baskıyı artırdığı vurgulanıyor.

Bana kalırsa bu tablonun en çarpıcı yanı, hiçbir aktörün aslında "kuralları çiğnemiyor" olması. Brexit sonrası oluşan kısıtlama da PSR'nin akademi satışlarını saf kâr sayması da beş aşamalı koruma süreci de…Hepsi meşru ve kamuoyunca bilinen düzenlemeler. Asıl sorun tek bir kötü niyetli aktörden değil, üç ayrı düzenlemenin bir araya gelince ortaya çıkardığı teşvik yapısından kaynaklanıyor. Dışarıdan yetenek bulma kapısı büyük ölçüde kapanmış, akademiden yetenek satmak finansal olarak son derece cazip hâle gelmiş, bunu denetleyen mekanizma ise tasarlandığı dönemin ölçeğinde kalmış durumda. Bu üçü bir araya gelince, dokuz-on yaşındaki bir çocuğun bile fiilen bir "varlık" gibi değerlendirildiği bir piyasa ortaya çıkıyor.

Dikkat çekici olan, düzenleyicilerin bu sonucu öngörememiş olması değil; her düzenleme kendi hedefine hizmet ediyor olması. (Brexit göç politikasıyla, PSR kulüp maliyetlerini sınırlamakla, koruma süreci de usulsüz teşvikleri önlemekle ilgiliydi). Asıl dikkat çekici olan, bu üç politikanın kesişim noktasında doğan yan etkinin kimsenin doğrudan sorumluluğunda görünmemesi. Bu, düzenleyici müdahalelerin klasik bir sorunu: Bir pazarı kapatmak başka bir pazarda baskı biriktirir, parayı bir noktada sınırlamak başka bir noktada "verimli" bir kaçış yolu yaratır.

Çocukların refahı açısından bakıldığında da iki gerçeklik aynı anda geçerli görünüyor. Bir yandan, üst düzey bir akademiye erken yaşta katılmak birçok genç için gerçek bir fırsat: Daha iyi tesisler, daha güçlü eğitim desteği, profesyonel bir kariyere daha sağlam bir yol demek. Kulüplerin rekabet yüzünden altyapıya daha fazla yatırım yapması kötü bir şey değil. Öte yandan, dokuz yaşında taranmaya başlayan, on dört yaşında pazarlık masasına oturan ve on altı yaşında milyonlarca sterlinlik tazminat anlaşmazlıklarına konu olan bir çocuğun, bu sürecin öznesi değil nesnesi hâline gelme riski de gerçek. Ebeveynlerin süreç karşısında "daha bilinçli" davranıp kendi çocukları adına pazarlık yapması kısa vadede aileler için anlaşılır bir tepki olsa da sistemin bütününde çocuğun çıkarını asıl kimin koruduğu sorusunu daha da belirsizleştiriyor.

Bana göre, bu eğilim gerçekten endişe verici bulunuyorsa, asıl müdahale noktası koruma sürecini sıkılaştırmak değil, PSR'nin akademi satışlarına saf kâr muamelesi yapan muhasebe mantığını yeniden değerlendirmek olurdu. Çünkü sistem şu hâliyle kulüpleri tam da eleştirilen davranışa genç oyuncuları erken ve ucuza elde edip yüksek bedelle satmayı açıkça ödüllendiriyor. Usulsüz teşvik karşıtı kuralları sıkılaştırmak, altta yatan mali teşviki değiştirmeden, muhtemelen tarafları sadece daha dikkatli ve daha az iz bırakan yöntemlere itmekle sonuçlanır. Elbette bunun karşısında da haklı bir itiraz var. PSR'nin gevşetilmesi ya da akademi satışlarının farklı muhasebeleştirilmesi, kulüplerin gençlik yatırımına ayırdığı kaynağı da azaltabilir. Kolay bir çözüm yok. Ama tartışmanın odağının yalnızca "Kim kimin oyuncusunu kaçırdı?" sorusundan, "Bu sistem çocukları nasıl bir konuma sokuyor?" sorusuna kayması gerektiğini düşünüyorum.

Not: Bu yazının bazı bölümleri The Athletic’den alıntılanmıştır.