Amerikan askerlerinin Irak’tan çekilmesi ne anlama geliyor?
Haberin Eklenme Tarihi: 28.09.2026 14:29:00 - Güncelleme Tarihi: 28.09.2026 14:31:00Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper ile yaptığı görüşmenin ardından Amerikan askerî güçlerinin 30 Eylül’e kadar Irak’tan çekileceğini duyurdu.
ABD birlikleri 2003 yılından beri Irak’ta bulunuyor. 2007 yılında Irak’taki ABD askerlerinin sayısı 170 bine yükseltildi. 2011 yılında ise asker sayısı önemli ölçüde azaltıldı. 2014 yılında ise yeniden artırıldı. 2021 yılına gelindiğinde silahlı gruplar, kontrol ettikleri bölgelerin kontrolünü kaybetti. O dönemde Irak’ta 2.500 ABD askeri bulunuyordu. Temmuz ayında ABD Başkanı Donald Trump, Irak’taki Amerikan askerlerine artık “ihtiyaç duyulmadığını” açıklamıştı. Pentagon, askerlerin çekilmesinin 2024 yılında imzalanan görev sonlandırma anlaşması uyarınca tamamlanacağını duyurdu. 2024 yılında Irak ve ABD arasında varılan anlaşmayla DAEŞ’e karşı uluslararası koalisyonun aşamalı olarak sona erdirilmesini öngörmekteydi. Bu kapsamda Irak’ın orta kesimindeki üsler boşaltılarak Erbil’e kaydırılmıştı. Hâlihazırda Erbil’deki Harir hava üssünde 2000 aşkın Amerikan askeri bulunuyor.
Mamafih ABD’nin Irak'tan tamamen çekilip çekilmeyeceği belirsizliğini koruyor. Bu bağlamda ABD, Irak'ta askerî danışmanları ve istihbarat personelini tutmaya devam edebilir. ABD Büyükelçiliği’ne bağlı olan Bağdat Uluslararası Havalimanı’ndaki diplomatik destek merkezini Irak hükûmetine devretmeyi planlıyor. Bu adım çekilme süreci açısından sembolik bir anlam taşıyacaktır. ABD-İran Savaşı Orta Doğu’daki küçük üslerin düşük maliyetli füzelere ve İHA’lara karşı savunmasız olduğunu su yüzüne çıkardı. Ayrıca Washington, maliyet hesabı da yapıyor. ABD’nin şu anda bu bölgede askerî varlığını sürdürmek için yeterli gücü ve imkânı bulunmuyor. Fakat Amerikan güçlerinin Irak’tan çekilmesi bir rotasyon olarak ele alınabilir. Çünkü Irak’tan çekilen birlikler, çoğu zaman bölgedeki komşu üslere yönlendiriliyorlar.
ABD güçlerinin çekilmesi ve bu sürece paralel olarak gelişen silahsızlanma adımları Irak’ın geleceği açısından bir dönüm noktasıdır. Silahların kademeli olarak devletin kontrolüne devredilmesi, ülkedeki paralel iktidar yapılarının varlığını zayıflatacaktır. Bu süreç Irak’ın devlet egemenliğini güçlendirecek ve ülkeye büyük yatırımların gerçekleşmesinin önü açılacaktır. Irak Başbakanı Zeydi’nin PKK’nin bulunduğu Sincar’da devlet otoritesinin bütünüyle tesisi ve terör unsurların varlığına son verilmesi konusunda atacağı adımlar Türkiye açısından özellikle önemlidir. Irak’ın devlet egemenliğinin tesis edilmesi bölgesel istikrarın gelişimine büyük bir ivme kazandıracaktır. Bu süreç Kalkınma Yolu Projesi’ni hızlandıracak ve Irak’ın enerji jeopolitiğindeki rolünü pekiştirecektir. 2024 yılında Türkiye ve Irak arasında imzalanan askerî iş birliği, güvenlik ve terörle mücadele konulu mutabakat metni ikili ilişkileri yeni bir safhaya taşıdı. Anlaşma kapsamında Bağdat’ta Ortak Güvenlik Koordinasyon Merkezi kuruldu. Aynı zamanda Başika Ortak Eğitim ve İşbirliği Mekezi ortak eğitim faaliyetlerine önemli katkı sağlıyor. 14 Mart 2024 tarihinde Irak’ın PKK’yı yasaklı örgüt ilan etmesiyle birlikte, Sincar bölgesinde devlet otoritesinin sağlanmasına yönelik eşgüdümlü mekanizmalar tesis edildi. Mevzubahis adımlar Terörsüz Türkiye-Terörsüz Bölge vizyonunun hayata geçirilmesine önemli katkıda bulundu.
ABD’nin Irak’tan çekilmesi sonrası değişen bölgesel güç dengeleri
2026 yılının Temmuz ayında, Irak Başbakanı ez-Zeydi’nin ABD ziyareti sırasında, iki ülkenin devlet kurumları ile iş dünyası arasında toplam değeri 60 milyar dolar olan anlaşmalar yapılmıştı. Anlaşma paketinin merkezinde, Irak’tan Suriye üzerinden Akdeniz’e uzanan petrol güzergâhı yer alıyordu. Trump yönetiminin Irak’ta birkaç önceliği vardır. Bu önceliklerden biri Irak-Suriye hattında yeni ekonomik ve güvenlik mimarisi inşa etmektir. Hürmüz’de yaşanan kriz alternatif enerji yollarının önemini ortaya koydu. ABD, Hürmüz’e olan bağımlılığı ortadan kaldırmak için orta ve uzun vadede alternatif güzergâhlara yöneldi. Trump, Hürmüz Boğazı faktörünü enerji piyasası üzerinde etki yaratmak için bir araç olarak kullanıyor. Diğer öncelik ise İran tarafından desteklenen Şii milis gruplarının silahsızlandırılması ve dağıtılmasıdır. Trump yönetimi bu konuda Başbakan Ali Zeydi’den somut adımlar bekliyor.
ABD’nin Irak’tan çekilmesi güç dengesinin tamamen yeniden şekillenmesi anlamına gelebilir. Bu durumun İran açısından ise fırsat olarak görülmesi sorunsalı da var. Bu süreç doğru yönetilmezse İran’ın jeopolitik alan kazanmasıyla sonuçlanabilir. Bu durum İran’ın Şii etki eksenini güçlendirmesine olanak tanıyabilir. Irak’ta İran’a bağlı etkili siyasi ve silahlı güçler faaliyet gösteriyor. Mevzubahis grupların manevra alanı genişleyebilir. Bu nedenle Irak’ta devlet egemenliğinin tam teşekkülü tesisi hayati önem taşıyor. Sincar bölgesindeki PKK terör unsurlarının ve İran destekli vekil güçlerin silahsızlandırılması bu bakımdan önemlidir. Başbakan ez-Zeydi silahlı gruplara silahlarını teslim etmeleri için son tarih olarak 30 Eylül’ü işaret ediyor. Ancak İran ile bağlantılı gruplar, silahlarını teslim etmek istemediklerini çoktan açıklamışlardı. Bu durum ABD’nin çekilmesinden sonra en büyük sınav hâline gelebilir. Aynı zamanda Netanyahu yönetimindeki İsrail’in bölgeyi istikrarsızlaştırmak için uygun bir zemin aradığı da unutulmamalıdır. Çünkü Irak’taki istikrarsızlık ortamı Suriye’yi doğrudan etkiliyor. İsrail’in Irak ve Suriye’de tahakküm kurmak için DAEŞ kartını etkin bir şekilde kullandığı defalarca görüldü. Bu nedenle Irak’ın devlet egemenliğini inşa etmesi ve yatırımlar yoluyla istikrara kavuşması elzemdir. Bu bağlamda bölgede yeni istikrarsızlık dalgasının oluşmasını engellemek için bölgesel sahiplenmenin ve caydırıcılığın ehemmiyeti bir daha anlaşılıyor.
7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın genişletilmesi öngörülebilir bölgesel güvenlik mimarisinin inşasına olanak tanıyacaktır. Devlet otoritesini tesis etmiş Irak ve Suriye’nin Mekke Savunma Paktı’na katılması bu bakımdan önem ihtiva ediyor. Bu durum bölge dışı küresel aktörlerin müdahalesi olmaksızın, bölgesel oyuncuların kurumsallaşmış iş birlikleri vasıtasıyla kendi güvenlik mimarilerini inşa etme ve bölgesel istikrarı sürdürme kapasitesine sahip olduğunu kanıtlayacaktır. Tarihsel ve jeopolitik veriler, bölgesel güvenlik mimarisinin dışsal küresel aktörlerin müdahaleleriyle yapılandırılmasının istikrarsızlığı derinleştiren ve sürdürülemez bir model olduğunu ortaya koyuyor. Bölge dışı jeopolitik müdahaleler güvenliği daha da kırılgan hâle getiriyor. Bu çerçevede bölge devletleri arasındaki ortak güvenlik mekanizmalarının ve otonom kriz yönetimi kapasitesinin işlevsel hâle getirilmesi zaruridir.