31 Ekim 2026

Kültürel hafızanın izinde: Küme Vakfı “Hafıza” temalı çalıştay ile yayıncılığın ve arşivciliğin geleceğine ışık tuttu

Küme Vakfı, ODAK programı kapsamında 31 Ekim 2026 tarihinde “Hafıza” temalı kapsamlı bir çalıştay düzenledi. Çalıştay, kültür sanat yayıncılığı ve arşivciliğin geleceğine ışık tuttu. Dijital hafıza kaybı tehdidinden kütüphanelerin dönüşümüne kadar kültürel mirası korumanın yolları masaya yatırıldı.

Matbuattan dijitale uzanan kültür sanat yayıncılığı, toplumsal hafızanın ve medeniyet inşasının en temel kurucu unsuru olmaya devam ediyor. Ancak bu ekosistem günümüzde dağıtım tekellerinden yapay zekâ yanılsamalarına, algoritmik tahakkümden veri kayıplarına kadar tarihin en karmaşık krizleriyle karşı karşıya bulunuyor. Tüm bu varoluşsal meseleleri masaya yatıran Küme Vakfı, ODAK programı kapsamında 31 Ekim 2026 tarihinde “Hafıza” temalı kapsamlı bir çalıştay düzenledi. Yayıncılık dünyasının duayenlerini, kültür-sanat profesyonellerini, akademisyenleri ve arşiv yöneticilerini bir araya getiren etkinlikte; kitabın fiziksel direnişinden kütüphanelerin üçüncü mekân olarak dönüşümüne kadar sektörel geleceğin stratejik yol haritası çizildi.

Gelenekten geleceğe ihtisas yayıncılığı ve insan faktörü

Çalıştayın ilk oturumunda, Türkiye'nin mimari ve yapısal hafızasını oluşturan ihtisas yayıncılığının dinamikleri, Yapı Endüstri Merkezi (YEM) Yayınları örneği üzerinden derinlemesine irdelendi. 1968’de aralarında mimar ve mühendislerin de bulunduğu on kişilik bir tasarımcı grubu tarafından ticari kârlılık amacı gütmeksizin kurulan YEM, yapı kalitesini artıracak bilgiyi topluma sunmayı hedeflemişti. Konuşmacılar, yayıncılığın rasyonel bir ticaretten ziyade, büyümeyen çocukların inatla peşinden koştuğu, Doğan Hasol, Cengiz Bektaş ve Bülent Erkmen gibi ustalarla yoğrulan idealist bir hayal olduğunu vurguladı.

Sektörün dağıtım sorunları, matbaa maliyetleri ve kâğıt krizleri gibi lojistik engellerinin yanı sıra, çalıştayda en çok dikkat çeken konulardan biri teknolojik dönüşümün getirdiği yapısal riskler oldu. Yapay zekânın akademik editoryal süreçlere dâhil olmasının yarattığı tehlikeler somut bir örnekle açıklandı. YÖK onaylı, Edirne mimarisi üzerine hazırlanan bir tezin kitaplaşma sürecinde, yapay zekâ veya yüzeysel araştırma kaynaklı bir hata olarak “Selimiye Camii'nin inşaatında 750 ton taş kullanıldığı" verisi yer almış; ancak uzman bir editörün dikkati sayesinde bu miktarın camiye mi, yoksa tüm külliyeye mi ait olduğu sorusu gündeme getirildi. Benzer şekilde, yapay zekânın dil standartlarında çoğunluğun kullandığı yanlış ifadeleri referans alması, kültür yayıncılığında insan denetiminin ve editoryal bağlamın asla vazgeçilemez olduğunu kanıtladığı vurgulandı.

Kitaptan sahneye 360 derecelik yaratıcı ekosistem

Yayıncılık krizlerine karşı çalıştayda sunulan en vizyoner çözüm modellerinden biri, Ankara merkezli Kron ekosisteminin disiplinler arası yaklaşımı oldu. 10.000 metrekarelik devasa bir kapalı alanda 13 farklı alt markayı bünyesinde barındıran bu yapıda kitap; rafa kaldırılan donuk bir kâğıt destesi olmaktan çıkarılarak sinema, belgesel, tiyatro ve dijital sanatlara ilham veren çok yönlü bir üretim zincirinin başlangıç noktası olarak kurgulanıyor.

Panelde aktarılan örneklere göre, distopik bir kurgu eserin içerisindeki 50 diyaloğun her biri için ressamlara özel tablolar sipariş edilerek süreç çok boyutlu bir sanat projesine dönüştürülüyor. Bu eser için özel müzik besteleri yapılıyor; resimler tamamlandığında kitabın resimli özel baskısı ile birlikte dev bir sergi açılması, eserlerin sahnede icra edilmesi ve nihayetinde bir tiyatro oyununa uyarlanarak turneye çıkması planlanıyor. 1973’te yazılıp ancak günümüzde ortaya çıkan bir başka eserin sergilenip kısa filme ve tiyatroya aktarılması, kültür yayıncılığının disiplinler arası bir vizyonla geleceğe nasıl entegre edilebileceğini somutlaştırması bakımından oldukça önemli.

Dergiciliğin üç boyutlu zaman işlevi ve algoritma tehdidi

İkinci oturumun merkezinde, kültürel hafızanın kayıt altına alınmasında dergiciliğin stratejik gücü yer aldı. Sınırlı bir ekiple yola çıkıp bugün 400'e yakın yazarın katkı sunduğu Kron Sahne Sanatları Dergisi ile 2020 pandemisinde dijitalde filizlenip merhum Süleyman Saim Tekcan'ın tavsiyesiyle basılı bir arşive dönüşen Kreatif Endüstriler Dergisi'nin yolculukları, matbu dergiciliğin entelektüel misyonunu ortaya koydu.

Çalıştayda dergilerin zamanla kurduğu ilişki üç ana boyutta formüle edildi: Sanatsal bir deneyimin anlık etkisini belgeleyen “sentronik” (eş zamanlı) işlev; olan biteni fotoğraflayıp yıllar sonra başvurulacak temel referans kaynağını yaratan “art süremli” (geçmişe dönük) hafıza işlevi ve sahnedeki deneyimlerin gelecekteki yeni projelere ilham vererek bir ekol oluşturmasını sağlayan “ön süremli” (geleceğe dönük) yol açıcı işlev.

Ancak dijital mecraların ve sosyal ağların kültür yayıncılığı üzerindeki dönüştürücü baskısı da ciddi bir eleştiri konusu oldu. Özgür ifade için kurulan platformların zamanla algoritmaların tahakkümü altına girdiği; bu algoritma kültürünün, insanları sistemin onaylayacağı popüler içerikler üretmeye mecbur bırakarak bir “samimiyet ideolojisi” yarattığı ve entelektüel özgürlüğü kısıtladığı ifade edildi.

Dijital kırılganlık ve “Karanlık Çağ” riski

Üçüncü oturum, dijital çağda kişisel ve kurumsal arşivlerin karşı karşıya kaldığı varoluşsal tehlikelere ayrıldı. 1910 doğumlu bir ticaret müfettişinin kişisel arşivinden çıkan, dönemin siyasi figürlerine ve mimar ailelerine ait 3500'den fazla fiziksel belge ve fotoğrafın Türkiye Cumhuriyeti'nin erken dönem tarihine nasıl ışık tuttuğu çarpıcı bir örnek olarak paylaşıldı. Hâlbuki günümüzde iletişim ve entelektüel üretim tamamen e-posta hesaplarına ve akıllı telefonlara hapsedilmiş durumda. Birlerden ve sıfırlardan oluşan, uluslararası standartlarda yedeklenmeyen bu dijital arşivlerin; gelecekteki araştırmacılar için hiçbir veri bırakmayarak bugünü belgesiz bir “Karanlık Çağ” olarak tarihe geçirme riski taşıdığı konusunda acil uyarılarda bulunuldu. Dijital ortamda üretilen kitap ve makalelerin, veri kaybı ihtimaline karşı muhakkak fiziksel olarak da basılıp kütüphanelerde derlenmesi gerektiği vurgulandı.

Kütüphanelerin ‘üçüncü mekân’ olarak yeniden doğuşu

Kültür politikalarındaki sığ niceliksel raporlamaların (örneğin pandemi döneminde tek bir oyun oynamayan kurumların yüzde yüz başarı iddia etmesi) eleştirildiği çalıştayda, nitelikli bir sosyokültürel dönüşüm için kütüphanelerin yapısı masaya yatırıldı. 1850'li yıllarda başlayan küresel hareketlenmelerle kütüphanelerin sadece sessiz çalışma odaları olmaktan çıkıp; bireylerin eğlendiği, podcast kaydettiği, sosyalleştiği ve sanatsal pratikler gerçekleştirdiği “üçüncü mekânlara” dönüştüğü hatırlatıldı. Türkiye'de kütüphanelerin bu katı ve kısıtlayıcı sınırlarından kurtulması gerektiği, hatta sağlık sistemindeki aile hekimliği modeline benzer bir “Aile Kütüphanecisi” sisteminin kurularak bireylerin okuma alışkanlıklarının ve kültürel taleplerinin mahalle bazında düzenli takip edilmesi gerektiği önerildi.

Atatürk Kitaplığı'nın açık erişim öncülüğü

Kurumsal hafızanın topluma nasıl kazandırılabileceği konusunda Atatürk Kitaplığı'nın arşivcilik vizyonu örnek vaka olarak sunuldu. Müze ve kütüphane koleksiyonlarını eşgüdümlü yöneten kurumun, arşiv belgelerini karanlık depolara hapsetmek yerine halka açtığı belirtildi. Örneğin 1912 yılına ait gazeteler sergilenirken, haber metinlerinin yanına dönemin tarihî itfaiye teçhizatlarının veya devlet adamlarının gerçek fotoğraflarının yerleştirilmesi, bağlamsal ve interaktif sergiciliğin en başarılı örneklerinden biri olarak gösterildi. Türkiye'nin ilk sinemacılarından kalan binlerce belgelik kişisel arşivlerin dijitalleştirilip açık erişime sunulmasının, evrensel standartlarda bir şeffaflık dönemi başlattığına dikkat çekildi.

Küme Vakfı'nın düzenlediği “hafıza” temalı çalıştay; kitap, dergi, tiyatro ve arşivcilik alanlarının birbirinden kopuk sektörler olmadığını, aksine toplumun “kurumsal hafızasını” inşa eden organik bir ekosistem olduğunu somut verilerle kanıtladı. Türkiye'nin entelektüel mirasını korumak; bu mirası teknolojik algoritmalara veya ticari popülizme terk etmeden, geçmişin belgelerini günümüzün modern tasarım vizyonuyla harmanlayan yapısal kurumlara emanet etmekten geçiyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...