30 Ekim 2026

Elisa: İnsanlığın geleceği için çıkılan yolculukta vicdanın çöküşü

63. Altın Portakal Film Festivali'nde dünya prömiyerini yapan “Elisa”, nükleer savaş sonrası bir dünyada hayatta kalmaya çalışan yedi kişinin hikâyesini anlatıyor. Sinan Sertel'in distopik bilimkurgu filmi, insan doğasını, vicdanı ve geleceğe dair kaygıları sorguluyor.

Nükleer savaşın ve ardından gelen çevre felaketlerinin dünyayı yaşanmaz hâle getirdiği bir gelecek... İnsanlığın varlığını sürdürmek için yeni yollar aradığı bu düzende Solisvita isimli güçlü bir oluşum, korunaklı Kalekentleri kurarak insanları radyasyondan uzak tutmayı ve Geneterna isimli tedaviyle genetik bağışıklık sağlamayı hedefler. Ancak tedavinin yaygınlaşması için son derece nadir bir cevhere ihtiyaç vardır. Bu amaçla farklı uzmanlık alanlarından yedi kişi, 180 günlük su ve erzakla birlikte bir mağaraya gönderilir. Başlangıçta bilimsel bir görev olarak tasarlanan bu yolculuk, dış dünyayla iletişimin kesilmesi ve kaynakların tükenmeye başlamasıyla giderek bir hayatta kalma mücadelesine dönüşür.

 
 
 
 

Sinan Sertel'in yönetmenliğini üstlendiği “Elisa”, seyirciyi felaket sonrasının belirsiz dünyasında, yeraltına sıkışmış bir grup insanın hikâyesine ortak ediyor. Klasik bir kıyamet anlatısının ötesine geçen film; bilim, inanç, iktidar, vicdan ve insanın hayatta kalma içgüdüsü etrafında şekilleniyor. Mağaranın derinliklerinde keşfedilen Erken Hristiyanlık dönemine ait kalıntılar, kadim şapel ve gizemli su kaynağı, hikâyenin yönünü değiştirirken geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir bağ kuruyor. Dışarıdaki dünyanın yıkımıyla başlayan anlatı, zamanla insanın kendi içindeki yıkımı görünür kılan psikolojik bir gerilime dönüşüyor.

2025 yapımı, “Elisa”, 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda dünya prömiyerini gerçekleştirdi. Türkiye yapımı olan filmin senaryosunu Selman Kılıçaslan ve yönetmen Sinan Sertel kaleme alıyor. Hakan Sancaktutan'ın yapımcılığını üstlendiği, Sancak Medya Yapım imzalı TRT ortak yapımının görüntü yönetmenliğinde Cevahir Şahin, kurgusunda Naim Kanat, sanat yönetiminde Reyhan Acar, müziklerinde Ali Saran, ses tasarımında ise Cenker Kökten bulunuyor. Oyuncu kadrosunda Ekin Türkmen, Ulvi Kahyaoğlu, Berfu Öngören, Sabahattin Yakut, Cemil Büyükdöğerli, Serkan Altıntaş, Defne Doğar ve Mehmet Çepiç yer alıyor.

Mağaranın derinliklerinde insan doğasının açığa çıkışı

Filmin karakterleri, farklı uzmanlık alanlarının yanı sıra hayata ve geleceğe ilişkin birbirinden farklı düşünceleri temsil ediyor. Ekin Türkmen'in canlandırdığı Zeynep, ekibin arkeoloğu olarak mağaradaki tarihî kalıntıları incelerken eşi Emre'yi canlandıran Cemil Büyükdöğerli, Geneterna projesinin baş araştırmacısı olarak görev yapıyor. Ulvi Kahyaoğlu'nun hayat verdiği teknisyen Gürkan, Berfu Öngören'in canlandırdığı doktor Meryem, Mehmet Çepiç'in oynadığı eski komutan Mahir ve Serkan Altıntaş'ın canlandırdığı ekonomist Efe, mağaradaki yaşamın farklı sorumluluklarını üstleniyor. Sabahattin Yakut'un Refik karakteriyle gruba dâhil olması dengeleri değiştirirken Defne Doğar'ın canlandırdığı Nihan, hikâyenin en kırılgan ve etkileyici karakterlerinden biri olarak öne çıkıyor. Konuşamayan ve düşüncelerini yazarak ifade eden Nihan, çevresinde yaşananların farkında olan, yetişkinlerin dünyasındaki acımasızlığı sessizce gözlemleyen bir çocuk. Refik'in ona hediye ettiği ve ismi Elisa olan Japon balığını yaşatmaya çalışması da giderek umutsuzlaşan dünyada yaşamı koruma çabasının küçük ama anlamlı bir simgesine dönüşüyor. Filmin de bu balığın ismini taşıması, ölüm ile yaşam, yıkım ile yeniden canlanış arasındaki bağın taşıdığı umuda bir gönderme yapıyor.

Filmin olay örgüsüne baktığımızda; son yaşam belirtisi taşıyan bu mağaradaki topluluğun dış dünyayla bağlantının kopması ve su kaynaklarının azalması, ekip üyelerinin birbirlerine duyduğu güveni ortadan kaldırıyor ve bu karakterler arasında büyük bir çatışmayı ortaya koyuyor. Bu çözülmenin ilk büyük kırılma noktası Emre'nin intiharı oluyor. Geneterna projesinin ticarileştirilmesine karşı çıkan Emre'nin ölümü, grubu lidersiz bırakırken mağaradaki güç mücadelesini de derinleştiriyor. Geçmişteki güzel günlere duyduğu özlemle simülasyon gözlüğüne sığınan Mahir'in intiharı ise yıkımın insanlar üzerindeki psikolojik etkisini başka bir boyuta taşıyor. Meryem ile Efe'nin hikâyesinde de geleceğe dair iki farklı yaklaşım karşı karşıya geliyor. Hamile olan Meryem, radyasyon nedeniyle bebeğinin anomalili doğma ihtimaline rağmen dünyadaki yaşamın devam etmesini bir mucize olarak görüyor. Efe ise bu ihtimali kabullenemiyor. Bebeğin anomalili doğmasıyla birlikte bu çatışma daha da keskinleşiyor. Böylece film, insanlığın geleceğini kurtarma iddiasıyla yola çıkanların kendi çocuklarının geleceği karşısında nasıl farklı tercihler yapabildiğini sorguluyor.

Zeynep'in arkeolog kimliği, hikâyenin gizem unsurunu besleyen en önemli araçlardan biri hâline geliyor. Mağaranın duvarlarındaki sembolleri ve Erken Hristiyanlık döneminden kalan izleri inceleyerek suyun yerini bulmaya çalışan Zeynep, geçmişin bilgisiyle bugünün çaresizliği arasında bir köprü kuruyor. Bu sırada suyun bulunması için yürütülen çalışmalar, Gürkan'ın ilaçlarını kullanmayı bırakmasıyla daha da karmaşık bir hâl alıyor. Ruhsal dengesi bozulan Gürkan'ın geçmişten kalan bir duvarı yıkması, ekibi gizli bir tünele ve nihayet yeraltındaki su kaynağına ulaştırıyor. Ancak suyun radyasyon ölçümünde yüksek değer çıkması, buldukları kaynağın kullanılamayacağını ortaya koyuyor. Filmin Çankırı Tuz Mağarası'nda kurduğu yeraltı atmosferi, karakterlerin sıkışmışlığını ve dış dünyadan kopuşunu güçlü biçimde destekliyor. Öte yandan özel koruyucu kıyafetlerle ancak dışarı çıkabilen karakterlerin karşılaştığı yıkım, felaketin boyutunu mağaranın sınırlarının ötesine taşıyor: Ölü insan ve hayvan bedenleri, bitki ve ağaçtan yoksun toprak, radyoaktif kalıntılarla dolu bir dünya…

Umudun tükendiği yerde vicdanın sınavı

“Elisa”nın finali, hayatta kalma mücadelesini insanın ahlaki sınırlarına ilişkin sert bir sorgulamaya dönüştürüyor. Efe, projeyi genel merkeze teslim etmek ve arkadaşlarını gözden çıkarmak pahasına kendi kurtuluşunu güvence altına almaya çalışıyor. Zeynep'in intiharının ardından kolyesinde taşıdığı zehri bebeğe vererek onun ölümüne sebep oluyor. Kaçmaya çalışırken hikâye boyunca ekibe yol gösteren Refik'i arabayla eziyor. Daha önce iki kez hayatını kurtaran Gürkan'ı da ölümün eşiğinde görmesine rağmen geride bırakıyor. Sabah olduğunda Meryem'in bu gerçekle karşılaşmasının ardından intihar etmesi, mağaradaki yıkımı daha da ağırlaştırıyor. Böylece ekipten geriye Nihan kalıyor. Babası Emre'nin intiharından önce kendisini öldürmeyi düşündüğüne tanık olan küçük kızın tabletine yazdığı "Keşke babam beni öldürseydi" cümlesi, filmin en sarsıcı anlarından birini oluşturuyor. Efe dış dünyaya ulaşarak hayatta kalırken Nihan, Japon balığı Elisa'yla birlikte mağaranın derinliklerinde, suyun başında ölüme terk ediliyor.

Filmin en güçlü taraflarından biri, bilim kurgu türünü günümüzün gerçek endişeleriyle ilişkilendirebilmesi. Nükleer savaş, çevre felaketleri, radyasyon, genetik müdahaleler ve su kıtlığı gibi meseleler, geleceğe ilişkin uzak ihtimaller olarak kalmıyor; bugünün dünyasında karşılığı bulunan sorunların büyütülmüş bir izdüşümüne dönüşüyor. Solisvita'nın kurduğu düzen, insanlığın kurtuluşunu vaat eden teknolojik gücün nasıl bir iktidar aracına dönüşebileceğini düşündürüyor. Korunaklı Kalekentlerin ardındaki eşitsizlik, yaşamın temel kaynaklarının belirli güç odaklarının kontrolüne girmesi ve insanların hayatta kalabilmek için birbirlerini gözden çıkarması, filmin toplumsal eleştiri boyutunu güçlendiriyor. Bazı karakterlerin kararları ve hikâyedeki sert kırılmalar daha geniş bir hazırlık alanıyla işlendiğinde dramatik etki derinleşebilirdi. Buna rağmen filmin temel meselesini taşıyan gerilim, seyirciyi son ana kadar anlatının içinde tutuyor.

Sinan Sertel, “Elisa” ile Türk sinemasında bilim kurgu ve distopya alanında dikkate değer bir işe imza atıyor. Geleceğin dünyasını kurarken mağara gibi sınırlı bir mekândan yararlanması, hikâyenin klostrofobik etkisini artırırken karakterlerin iç dünyalarına odaklanmasına da imkân tanıyor. Filmin bilimsel bir keşif arayışından insanın kendi özüyle hesaplaşmasına uzanan anlatısı, türün imkânlarını toplumsal ve felsefi sorularla buluşturuyor. Özellikle suyun, yaşamın ve umudun giderek birbirinden ayrılamaz hâle geldiği hikâyede, insanlığın geleceğine ilişkin karamsar tablo güçlü bir finalle tamamlanıyor. Yurt dışındaki distopik bilim kurgu örnekleriyle aynı ölçekte bir dünya kurma iddiası taşıyan “Elisa”, TRT ortak yapımı olarak Türk sinemasının tür çeşitliliğine katkı sunan, cesur ve başarılı bir deneme. Film, seyirciyi gelecekte nasıl bir dünyada yaşayacağımızdan önce, o dünyada nasıl insanlar olarak kalacağımız üzerine düşünmeye davet ediyor.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...