28 Ekim 2026

Kültür Yolu Festivalleri şehirlerde nasıl bir iz bırakıyor?

Türkiye Kültür Yolu Festivalleri, 2026’da 26 şehre ulaştı. Peki, binlerce etkinlik şehirlerde nasıl bir iz bırakıyor? Uzmanlar, organizasyonun yerel ekonomiye, turizme ve kentlerin marka değerine katkısının yanı sıra kültürel mirasın ve yerel sanatların yaşatılmasındaki rolünü değerlendirdi.

Türkiye Kültür Yolu Festivalleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2021’de İstanbul’da düzenlenen Beyoğlu Kültür Yolu Festivali ile başladı. Tarihî yapıları, kültür kurumlarını ve sanat mekânlarını ortak bir güzergâhta buluşturan proje, kültür ve sanat etkinlikleri aracılığıyla şehirlerin kültürel mirasını görünür kılmayı ve ziyaretçilere farklı kültür rotaları sunmayı hedefledi. İlk yıl 78 mekânda 381 etkinlik düzenlendi, 2 bin 183 sanatçı festivale katıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığının açıkladığı verilere göre organizasyon, 7,8 milyondan fazla ziyaretçiyi ağırladı.

Festivalin kapsamı, 2022’de Ankara, Çanakkale ve Diyarbakır’ın programa dâhil edilmesi ve Konya Mistik Müzik Festivali’nin organizasyon kapsamına alınmasıyla genişledi. 2023’te Nevşehir, Erzurum, Trabzon, İzmir, Gaziantep ve Antalya’nın da eklenmesiyle festival 11 şehre ulaştı. Konserlerden sergilere, sahne sanatlarından gastronomi etkinliklerine uzanan program, farklı şehirlerin tarihî ve kültürel değerlerini daha geniş kitlelerle buluşturdu.

Genişleme, 2024 ve 2025 yıllarında da sürdü. Adana, Şanlıurfa, Bursa, Samsun ve Van’ın 2024’te programa katılmasıyla festival 16 şehirde düzenlendi. 2025’te ise Manisa, Kayseri, Malatya ve Mardin’in eklenmesiyle şehir sayısı 20’ye yükseldi. Kültür ve Turizm Bakanlığının açıkladığı verilere göre 2025 yılı boyunca 20 şehirde 9 bin 645 etkinlik gerçekleştirildi ve 50 bin 400 sanatçı festivale katıldı. Böylece organizasyon, farklı şehirlerin kültürel mirasını ve sanatsal üretimini ulusal ölçekte bir araya getiren geniş kapsamlı bir etkinlik ağına dönüştü.

2026 yılında Türkiye Kültür Yolu Festivalleri 26 şehirde düzenleniyor. 25 Nisan’da Şanlıurfa’da başlayan festival takvimi, 15 Kasım’da Adana’da sona erecek. Festivalin farklı şehirlere yayılması, kültür ve sanat etkinliklerinin turizme ve yerel ekonomiye katkısının nasıl ölçülebileceği sorusunu da gündeme getiriyor. Ziyaretçilerin konaklama ve yeme-içme harcamalarından yerel esnafın gelirine, kültürel mirasın korunmasından şehirlerde kalıcı kültür-sanat olanaklarının gelişmesine kadar pek çok başlık, organizasyonun etkisini değerlendirmek açısından önem taşıyor. Yerel sanatçıların ve geleneksel sanatların programlarda ne ölçüde yer bulduğu, festival döneminde şehre gelen ziyaretçilerin sonraki yıllarda yeniden kenti tercih edip etmediği de bu etkinin boyutlarını anlamaya yardımcı oluyor. Bu çerçevede festivallerin başarısı, yalnızca etkinlik ve katılımcı sayılarıyla değil, kültürel yaşama ve şehirlerin uzun vadeli gelişimine sağladığı katkılarla da ele alınmalı.

Bu katkıların başında, festivallerin kültürel mirasla kurduğu ilişki geliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültürel Etkinlikler Planlama ve İletişim Daire Başkanı Vekili Belgin Ulusoy, organizasyonun yalnızca etkinlik sayılarıyla değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekerek kültürel mirasın korunmasından toplumun sanata erişimine, şehirlerin tanıtımından yerel ekonomiye uzanan farklı başlıklara işaret ediyor.

Festivalin tarihî mekânların ve kültürel değerlerin korunmasındaki rolüne değinen Ulusoy, organizasyonun geldiği noktayı şöyle anlatıyor:

“Türkiye Kültür Yolu Festivalleri, 2021 yılında tek bir şehirde başlamış olup 2026 yılı itibarıyla 7 bölgede 26 şehre ulaşarak dünyanın en uzun soluklu ve en kapsamlı kültür-sanat maratonlarından biri hâline gelmiştir. Festival, şehirlerin tarihî mekânlarını, müzelerini ve ören yerlerini etkin bir şekilde kullanarak bu yapıların ve unsurlarının kuşaktan kuşağa aktarılmasına ve kayıt altına alınmasına öncülük etmektedir.”

“7’den 70’e her kesimin kültür ve sanata erişimini kolaylaştırmaktadır”

Toplumun farklı kesimlerini kültür ve sanatla buluşturmak, Ulusoy’un üzerinde durduğu başlıklardan biri. Ücretsiz etkinliklerin ve farklı yaş gruplarına yönelik programların bu erişimi kolaylaştırdığını belirterek şöyle diyor: “Etkinliklerin büyük bir kısmının kapsayıcı programlar ve ücretsiz etkinliklerle sunulması, toplumun 7’den 70’e her kesiminin (çocuk köyleri, gençlik alanları vb.) kültür ve sanata erişimini kolaylaştırmaktadır. Bu durum, sanatı elit bir kesimin tekelinden çıkararak toplumun her katmanına yaymaktadır.”

Şehirlerin tanıtımında kültürel kimliklerinin ziyaretçilere deneyim yoluyla aktarılması ve yerel değerlerin öne çıkarılması da önem taşıyor. Ulusoy, özellikle gastronomi alanındaki çalışmalara dikkat çekiyor: “Festival, illerin sadece turistik birer uğrak yeri olmaktan çıkıp hissedilen, deneyimlenen ‘marka şehirler’ hâline gelmesini sağlamaktadır. Özellikle 2026 yılında hayata geçirilen ‘Lezzet Noktası’ projeleri ve gastronomi danışma kurulları ile yerel mutfak kültürleri sistematik bir mirasa dönüştürülerek turizm çeşitliliği artırılmaktadır.”

Etkinliklerin düzenlendiği mekânlar da bu yaklaşımın önemli bir parçası. Tarihî alanlar, yalnızca programlara ev sahipliği yapan yerler değil, aynı zamanda şehrin geçmişini ziyaretçilere aktaran unsurlar olarak öne çıkıyor. Ulusoy, bu konuda şöyle diyor: “Festival etkinliklerinin kapalı stadyumlar veya modern salonlar yerine; kentin antik kalıntıları, kervansarayları, tarihî meydanları, sokakları ve endüstriyel miras alanlarında düzenlenmesi sağlanır. Böylece mekânın kendisi tarihî anlatının aktif bir parçası hâline gelir. Başarılı bir şehir festivali programı, kentin geçmişini bugünün estetik diliyle buluşturan, yerel halkın gurur duyduğu ve ziyaretçilerin o kentin ruhunu ‘deneyimleyerek’ öğrendiği bütüncül bir kültürel tasarımla hayata geçirilir.”

“Şehirlerin turizm dinamiklerini ve yerel ekonomilerini dönüştüren büyük ölçekli birer kültür ekonomisi projesi…”

Festivallerin ekonomik boyutuna da değinen Ulusoy, organizasyonun yalnızca sanat etkinliklerinden ibaret olmadığını, şehirlerin ekonomik hareketliliğiyle de bağlantılı olduğunu belirtiyor: “Türkiye Kültür Yolu Festivali, sadece birer sanat etkinliği olmanın ötesinde, şehirlerin turizm dinamiklerini ve yerel ekonomilerini dönüştüren büyük ölçekli birer kültür ekonomisi projesi olarak kurgulanmaktadır.”

Ekonomik katkının yanı sıra uzun vadeli gelişim hedefleri de önem taşıyor. Ulusoy, stratejik yaklaşımda yalnızca daha fazla şehre ulaşmanın değil, yerel değerleri korumanın ve sürdürülebilirliği sağlamanın da belirleyici olduğunu vurguluyor:

“Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin stratejik gelişiminde; coğrafi genişlemeden öte nitelikli derinleşme, sürdürülebilirlik ve yerel dinamiklerin küresel entegrasyonu temel eksenleri oluşturmaktadır. Festivallerin yayıldığı coğrafyalarda (örneğin Yaşayan Miras unsurları, geleneksel el sanatları, yöresel mutfak ve inanç turizmi değerleri) sadece sergilenen birer öğe olmaktan çıkarılıp, yaşayan ve aktarılan birer hafıza alanı olarak korunması sağlanmaktadır. Sanatın ve kültürel etkinliklerin toplumun tüm kesimlerine 7’den 70’e eşit ve kapsayıcı bir şekilde ulaştırılması, toplumsal aidiyet duygusunu pekiştirmektedir.”

Ulusoy’un değindiği bir diğer hedef, Türkiye’nin tarihsel ve kültürel birikimini uluslararası ölçekte daha görünür kılmak. Bu doğrultuda şunları söylüyor:

“Türkiye’nin zengin tarihsel birikimini uluslararası alanda rekabet edebilir birer cazibe merkezine dönüştürmek; uluslararası sanatçıları, küratörleri, medya mensuplarını ve küresel kültür turistlerini Anadolu’nun zenginlikleriyle buluşturmayı hedeflemiştir. Bu doğrultuda Türkiye Kültür Yolu Festivali sadece geçici eğlence veya konser dizileri olarak değil, şehirlerin kimliğini tazeleyen, yerel kalkınmayı tetikleyen, kültürel belleği koruyan ve Türkiye’yi küresel kültür sanat haritasının merkezine yerleştiren sürdürülebilir bir ‘kültür politikası altyapısı’ olarak kalıcı kılmaktır.”

Festivallerin kültürel mirası koruma ve şehirleri tanıtma işlevinin yanı sıra, Türkiye’nin müzik kültürünü ve sanatsal çeşitliliğini ne ölçüde yansıttığı da önem taşıyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü Başkanı Öğr. Gör. Murat Burçin Derçin, festival başarısının kültürel içerik ve temsil çeşitliliğiyle de değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

“Türkiye’nin sanatsal birikimini, tarihsel zenginliğini ve kültürel çeşitliliğini geniş kitlelere ulaştırabilecek önemli organizasyonlar”

Türkiye’nin sanatsal birikiminin geniş kitlelere ulaştırılması açısından festivallerin önemli fırsatlar sunduğunu belirten Derçin, şöyle diyor: “Türkiye Kültür Yolu Festivalleri, doğru bir kültür politikasıyla planlandığında Türkiye’nin sanatsal birikimini, tarihsel zenginliğini ve kültürel çeşitliliğini geniş kitlelere ulaştırabilecek önemli organizasyonlardır. Ancak bir festivalin başarısını yalnızca etkinlik sayısı, konserlere katılan kişi sayısı, sahne büyüklüğü veya programda yer alan tanınmış sanatçılar üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Asıl mesele, Türkiye’nin çok katmanlı müzik kültürünün, geleneksel sanatlarının ve yerel kültürel mirasının bu organizasyonlarda ne ölçüde temsil edildiğidir.”

“Geleneksel müzik, kültürel kimliğimizin temel unsurlarından biridir”

Festival programlarında geleneksel müziğe yer verilmesi, kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılması açısından önem taşıyor. Derçin, bu birikimin icra edilerek ve öğretilerek yaşatılabileceğine dikkat çekiyor: “Geleneksel müzik, yalnızca geçmişten günümüze ulaşmış melodilerden ibaret değildir. Her ezginin arkasında bir yaşam biçimi, toplumsal hafıza, coğrafya, dil ve kültürel deneyim bulunmaktadır. Bu mirasın korunması, yalnızca eserlerin arşivlenmesiyle değil; icra edilmesi, öğretilmesi, anlaşılması ve yeni kuşaklar tarafından yaşatılmasıyla mümkündür.”

Derçin’e göre konserlerin yanı sıra atölye, söyleşi ve uygulamalı eğitimlerin düzenlenmesi; üniversiteler, konservatuvarlar ve yerel kültür kuruluşlarıyla iş birlikleri kurulması, kültürel aktarımı güçlendirebilir.

“Kültür Yolu Festivalleri’nin en önemli fırsatlarından biri…”

Derçin’in öne çıkardığı bir diğer konu, farklı bölgelerin kültürel birikiminin festivaller aracılığıyla buluşturulması. Trabzon’un kemençe ve horon geleneği gibi yerel değerlerin yanı sıra Türkiye’nin diğer bölgelerinin kültürlerinin de programlarda yer alması gerektiğini belirtiyor: “Bence Kültür Yolu Festivalleri’nin en önemli fırsatlarından biri, şehirlerin yalnızca kendi kültürlerini tanıtması değil, birbirlerinin kültürel zenginliklerini de keşfetmesini sağlamasıdır. Örneğin Trabzon’da düzenlenen bir festivalde Karadeniz’in kemençesi ve horonu kadar Ege’nin zeybek geleneğine, Diyarbakır’ın müzik kültürüne ve Güneydoğu Anadolu’nun gastronomik zenginliğine de yer verilebilmelidir.”

Şehirler arası kültürel değişim programlarının geliştirilmesini öneren Derçin, bu yaklaşımın festivalleri kalıcı bir paylaşım ağına dönüştürebileceğini ifade ediyor: “Kültür Yolu kavramının gerçek anlamı da burada ortaya çıkıyor: Yalnızca şehirlerin içinde etkinlikler düzenlemek değil, şehirler arasında kültürel yollar açmak.”

“Yerel sanatçılar kültürel zenginliği oluşturan temel aktörlerdir”

Festivaller, yerel müzisyenler ve genç sanatçılar için yeni dinleyicilere ulaşma fırsatı sunuyor. Derçin, bu fırsatın kalıcı bir kazanıma dönüşmesi için sanatçıların programlarda yalnızca sembolik olarak yer almaması gerektiğini vurguluyor: “Kültür festivalleri, yerel müzisyenlerin, geleneksel sanatçıların ve genç yeteneklerin daha geniş kitlelerle buluşması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Ancak bu fırsatın gerçek bir kazanıma dönüşebilmesi, yerel sanatçıların programlarda yalnızca sembolik olarak yer almasına değil, etkinliklerin planlanmasında ve uygulanmasında etkin bir konumda bulunmasına bağlıdır.”

Derçin’e göre şehirler arası kültürel etkileşim, sanatçıların kendi bölgeleri dışında da sahne almasını sağlayabilir. Üniversiteler ve konservatuvarlarla kurulacak iş birlikleri ise genç sanatçıların deneyim kazanmasına ve geleneksel müziğin yeni kuşaklara aktarılmasına katkıda bulunabilir.

“Ekonomik etki ölçülürken beklentilerle sonuçlar ayrılmalı”

Festivallerin kültür turizmi ve uluslararası tanıtım açısından önemli bir potansiyel taşıdığını belirten Derçin, ekonomik katkının somut verilerle değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor: “Festivallerin turizme ve yerel ekonomiye katkısını değerlendirirken beklentilerle ölçülmüş sonuçları birbirinden ayırmak gerekir. Festival dönemindeki ziyaretçi sayısı, otellerin doluluk oranları, konaklama süresi, restoran ve yerel işletmelerin gelirleri, ulaşım hareketliliği ve kültürel mekânlara yapılan ziyaretler birlikte incelenmelidir.”

Derçin, büyük konserlerin yanı sıra geleneksel müzik dinletileri, kültürel miras rotaları, atölyeler, gastronomi programları ve yerel sanatçı buluşmalarının ziyaretçilere daha kapsamlı bir kültürel deneyim sunabileceğini ifade ediyor.

Derçin’e göre festivallerin başarısı, yalnızca kalabalık etkinliklerle değil, geleneksel sanatların yaşatılması, genç sanatçıların desteklenmesi ve şehirler arasında kalıcı kültürel bağlar kurulmasıyla da ölçülmeli. Bu yaklaşımını şu sözlerle özetliyor: “Kültür Yolu, yalnızca bir şehirde düzenlenen etkinliklerin adı olmamalı; Türkiye’nin farklı şehirlerini, insanlarını ve kültürel hafızalarını birbirine bağlayan gerçek bir kültür köprüsüne dönüşmelidir.”

“Festivaller yalnızca sanatsal ve kültürel etkinlikler sunmakla kalmaz”

Derçin’in ardından, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ayvacık Meslek Yüksekokulu Öğr. Gör. Dr. Tarık Yalçınkaya, şehirlerin tanıtımı ve destinasyon markalaşmasının uzun vadeli etkilerini ele aldı. Çanakkale Kültür Yolu Festivali üzerine yürüttükleri araştırmanın bulgularından hareketle organizasyonun turizm potansiyelini değerlendiren Yalçınkaya, şöyle diyor: “Kültür festivalleri, şehirlerin tarihî ve kültürel değerlerini daha geniş kitlelere tanıtarak destinasyon markalaşmasına önemli katkılar sağlama potansiyeline sahiptir. Festivaller yalnızca sanatsal ve kültürel etkinlikler sunmakla kalmaz; aynı zamanda ziyaretçilerin yerel kültürü deneyimlemesine, şehirle duygusal bağ kurmasına ve destinasyona ilişkin olumlu bir imaj geliştirmesine imkân tanır.”

Dr. Yalçınkaya, bu etkinin kalıcı hâle gelmesi için festivallerin şehirlerin özgün kimliğiyle bütünleşmesi gerektiğini belirterek şöyle devam ediyor: “Ancak bir festivalin kalıcı bir markalaşma etkisi yaratabilmesi için şehrin özgün kimliğiyle bütünleşmesi ve uzun vadeli bir tanıtım stratejisinin parçası olması gerekir. Festivallerin başarısı yalnızca etkinlik dönemindeki katılımla değil, destinasyonun bilinirliğine ve ziyaretçilerin yeniden gelme isteğine sağladığı katkıyla da değerlendirilmelidir.”

“Araştırmamızda festivalin yerel kültürün tanıtılmasına ve yerel ekonominin canlandırılmasına katkı sağladığı sonucuna ulaştık”

Dr. Yalçınkaya, Çanakkale Kültür Yolu Festivali üzerine Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ayvacık Meslek Yüksekokulunda, TÜBİTAK 2209-A Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destekleme Programı kapsamında gerçekleştirilen araştırmanın bulgularını da paylaşıyor. 2023 yılında Turist Rehberliği Programı öğrencisi Damla Nur Çaylan tarafından yürütülen ve Yalçınkaya’nın akademik danışmanlığını üstlendiği çalışmada festivalin yerel kültürün tanıtılmasına, sosyal etkileşimin artırılmasına ve yerel ekonominin canlandırılmasına katkısı incelendi.

Araştırmanın sonuçlarını aktaran Yalçınkaya, “Araştırmamızda festivalin yerel kültürün tanıtılmasına, sosyal etkileşimin artırılmasına ve yerel ekonominin canlandırılmasına katkı sağladığı sonucuna ulaştık. Katılımcıların değerlendirmeleri, festivalin Çanakkale'nin tanınırlığını ve destinasyon markalaşmasını destekleme potansiyeline sahip olduğunu gösterdi. Bununla birlikte, bu etkinin henüz tam anlamıyla yerleşmediği ve güçlenmesi için zamana ihtiyaç duyulduğu da ifade edildi” diyor.

Festivalin turizm potansiyelinden daha fazla yararlanılabilmesi için programın daha erken duyurulması, yerel kültürel değerlerin daha görünür kılınması ve gençlere yönelik etkinliklerin çeşitlendirilmesi gerektiğini belirten Dr. Yalçınkaya, araştırmanın yerel işletmelere ekonomik katkı ve şehir dışından ziyaretçi çekme potansiyeline de işaret ettiğini vurguluyor.

Çanakkale’nin mevcut turizm kimliğiyle festival arasındaki ilişkiyi değerlendiren Dr. Yalçınkaya, “Bu nedenle Kültür Yolu Festivali'nin şehre tek başına yeni bir turizm kimliği kazandırmasından ziyade, mevcut turizm kimliğini zenginleştiren ve farklı ziyaretçi gruplarına ulaşılmasını sağlayan tamamlayıcı bir turizm ürünü olarak konumlandırılması gerektiğini düşünüyorum” değerlendirmesinde bulunuyor.

Festival programlarında yerel sanatçılara, zanaatkârlara ve şehrin kendine özgü kültürel değerlerine daha fazla yer verilmesinin önemini vurgulayan Dr. Yalçınkaya, bu yaklaşımın Çanakkale’nin yalnızca tarihî mirasıyla değil, yaşayan kültürüyle de tanıtılmasına katkı sağlayabileceğini belirtiyor.

“Ekonomik etkiyi anlamak için farklı göstergeler birlikte incelenmeli”

Festivallerin turizm ve yerel ekonomi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesinde somut göstergelerin birlikte ele alınması gerektiğini belirten Dr. Yalçınkaya, “Bir festivalin kalıcı turizm etkisini değerlendirmek için ziyaretçi sayılarının yanı sıra konaklama süresi, turizm harcamaları, yerel işletmelerin gelirleri, destinasyon bilinirliği, ziyaretçi memnuniyeti ve yeniden ziyaret niyeti gibi göstergelerin birlikte ele alınması gerekir” diyor.

Dr. Yalçınkaya, festival sayesinde şehri tanıyan ziyaretçilerin sonraki yıllarda yeniden gelip gelmediğinin ve kenti festival dönemi dışında da ziyaret etmeyi tercih edip etmediğinin izlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Araştırmanın sınırlarını da açıklayan Yalçınkaya, “Bununla birlikte çalışmamız nitel bir araştırma olduğundan, festivalin turizm gelirleri veya ziyaretçi sayıları üzerindeki etkisini sayısal olarak ölçmedik. Bu nedenle kalıcı etkileri belirlemek için farklı yıllara ait verilerin karşılaştırıldığı izleme çalışmalarına ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.

Uzmanların görüşleri, Türkiye Kültür Yolu Festivalleri’nin şehirler için kültürel mirasın korunmasından yerel ekonomiye kadar uzanan farklı etkiler taşıdığını gösteriyor. Belgin Ulusoy kültürel mirasın korunmasına ve yerel değerlerin yaşatılmasına dikkat çekerken Murat Burçin Derçin, yerel sanatçıların desteklenmesinin ve farklı şehirlerin kültürlerinin birbiriyle buluşmasının önemini vurguluyor. Tarık Yalçınkaya’nın Çanakkale’de yürüttükleri araştırmaya ilişkin değerlendirmeleri ise festivallerin turizme ve yerel ekonomiye katkısının zaman içinde izlenmesi gerektiğini gösteriyor. Tüm bu görüşler, festivallerin etkisini değerlendirirken etkinlik ve ziyaretçi sayılarının yanı sıra şehirlerin kültürel yaşamında ve yerel ekonomisinde nelerin değiştiğine de bakılması gerektiğine işaret ediyor.

2027’de Balıkesir, Denizli, Hatay, Kocaeli, Muğla ve Tekirdağ’ın da programa katılmasıyla Türkiye Kültür Yolu Festivalleri’nin 32 şehre ulaşması planlanıyor. Yeni şehirlerin eklenmesi, daha fazla insanın Türkiye’nin farklı kültürel değerleriyle tanışması açısından önemli bir fırsat. Bu süreçte her şehrin kendi kültürünü, sanatçılarını ve geleneklerini ne kadar öne çıkarabildiği de belirleyici olacak. Festival için şehre gelen ziyaretçilerin daha sonra yeniden gelmesi, yerel sanatçıların yeni izleyicilere ulaşması ve kültür-sanat etkinliklerinin festival takvimi dışında da sürmesi, bu buluşmaların kalıcı bir karşılık bulduğunu gösterebilir. Önümüzdeki yıllarda Kültür Yolu’nun başarısı, ulaştığı şehir sayısının yanı sıra yerel kültüre, sanatçılara ve şehirlerin turizmine sağladığı katkıyla da değerlendirilecek.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...