ABD çöküyor mu, yeni bir güç dönemine mi hazırlanıyor?
Haberin Eklenme Tarihi: 11.02.2026 19:13:00 - Güncelleme Tarihi: 11.02.2026 19:21:00Dünyanın en büyük askerî gücü, en büyük ekonomisi ve en önemli siyasi/diplomatik gücü olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), son yıllarda iç siyasette yaşanan sert kutuplaşma ortamı ve bazı radikal grupların siyasette etkili hâle gelmesi, küresel ekonominin giderek Asya’ya kayması ve Çin’in güçlenmesi vs. gibi sebeplerle giderek gelişen çok kutupluluk düzeni ve Donald Trump başkanlığında Washington’ın kendi ulusal çıkarlarını müttefiklerini de kırıp dökerek gerçekleştirmeye çalışması gibi sebepler temelinde zor günlerden geçmektedir.
Bu gelişmeler -ABD’nin yıkılacağı anlamına gelmese de- geçtiğimiz günlerde kısaca ASPI olarak bilinen Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü’nün hazırladığı “Kritik Teknolojiler Takibi” raporunda ortaya çıkan ve ABD’nin en ciddi rakibi Çin Halk Cumhuriyeti’nin dünyadaki 74 öncü teknolojinin 68’inde birinciliğini gösteren rakamlar, ABD’nin geleceği hakkında karamsar görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Hatta kimi uluslararası gözlemcilere göre, ABD; Trump’ın otoriter tarzı, iç siyasetteki sert kutuplaşma ortamı ve diplomasi yerine askerî güçle işleri çözmeye meyleden siyasi kültürü ile büyük ve sorunlu bir Türkiye imajı çizmektedir.
Ancak hem Türkiye hem de ABD için bu derece karamsar olmak bence yersizdir. Sorunlu ve krizli jeopolitik dönemlerde, büyük devletler, güçlü liderler ve istisnai politikalara meyledebilmektedirler. Bu, İkinci Dünya Savaşı’nda ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt’in 4 dönem başkanlığı ve Soğuk Savaş döneminde ABD’nin zaman zaman iç siyasette SSCB yanlısı komünist gruplara yönelik sert politikalarıyla örneklendirilebilir. Keza Vietnam Savaşı gibi bir vaka da ortadadır. Ancak Amerikan demokrasisi, bu tecrübelerin hepsinden gerekli dersleri çıkarak çıkmış ve her zaman yaşam, düşünce, mal-mülk ve din-vicdan özgürlüklerine dayalı liberal sistemini geliştirmeyi başarmıştır.
Liberal hegemonyanın direnci ve Trump sonrası yeniden denge arayışı
Bugün bazı sorunlara rağmen Amerikan kapitalizmi neredeyse dünyanın her yanında etkili olmuş ve Sovyet tipi kumanda ekonomisi Vietnam, Rusya ve Çin’de bile uygulanmaz olmuştur. Bu anlamda, büyük resme bakıldığında, ABD’nin ideolojik mücadelesi -Francis Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” yaklaşımı kadar iyimser olamasak da- başarıyla devam etmekte ve kapitalist ekonomik model ve seçimle iş başına gelen devlet yöneticisi alışkanlığı dünyada giderek yayılmaktadır. Tesadüf değildir ki dünyadaki en otoriter rejimlerde bile seçimler meşruiyet sağlayıcı ve faydalı bir unsur olarak görülmektedir. Bu bağlamda, Trump anomalisini, Çin’in hızlı yükselişine neden olduğu düşünülen küreselleşmeye yönelik tepkileri dindirmeye yönelik bir tür “geçiş dönemi” olarak düşünmek yerinde olabilir.
ABD, bu süreçten gerekli dersleri çıkararak, Monroe Doktrini’ne Trump Eki doğrultusunda kendi yarımküresine hükmetmeli; Avrupa, Orta Doğu ve Asya’daki müttefikleriyle uyumlu büyük stratejiler geliştirmeli, müttefiklerine karşı yaklaşımlarında daha nazik ve dikkatli olmalı ve en önemlisi iç siyasetinde oluşturacağı huzur ortamıyla dünyaya örnek olmalıdır. Bunlar, Trump sonrasında yerli yerine oturacak ve ABD’yi yeniden küresel liderliğe taşıyacak unsurlardır.
Trump dönemi ise “iyiliksever hegemon” (benevolent hegemony) yaklaşımı ve liberal müdahalecilik perspektifinin hem ABD hem de müttefikleri için gayet gerekli olduğunun anlaşılması açısından öğretici, hatta faydalı olacaktır. Trump sonrasında başa geçecek bir Demokrat veya Cumhuriyetçi Başkan, müttefiklik ilişkilerini yeniden toparlayacak ve ABD’yi yeniden üniversitelere yüksek araştırma fonları ayıran, bilim ve teknolojide öncü bir devlet hâline getirecektir. O yüzden bu dönemi bir tepkisellik süreci olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Zira ABD; dinamik toplumu, muazzam doğal kaynakları, güçlü aile yapısı, dindar ve ahlaklı toplumuyla hâlen çok başarılı ve güçlü bir modeldir.