ABD-İsrail entegrasyonu “Önce Amerika” değil
Eski CIA subayı Joe Kent'in "US-Israel integration is far from ‘America First’" makalesinden çevrilen bu yazıda, ABD-İsrail savunma iş birliğinin Amerikan ulusal güvenliğine yarattığı riskler vurgulanıyor. Kent, askerî teknolojilerin başka uluslara devredilmesinin tehlikelerine dikkat çekiyor.
Ulusal güvenliğimizin bileşenlerini, çıkarlarımızı paylaşmayan uluslara dış kaynak olarak veremeyiz ve bize sunulan program tam da bunu öngörüyor.
İran'a karşı yürütülen savaş, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri açısından sahada bazı taktik zaferlerle sonuçlanmış olabilir. Ancak İsrail, Amerikan kamuoyunu kazanmakta başarısız olduğu gibi, İsrail'i hararetle destekleyen Amerikalı liderler de bu sınavdan geçemiyor.
Bu azalan popülerlik, İsrail'in her yıl ABD'den aldığı 3,8 milyar dolarlık askerî yardımı tehlikeye atabilir. Üstelik İsrail'e sunduğumuz destek yalnızca bu 3,8 milyar dolarla sınırlı değil. Dünya sahnesinde İsrail’e paha biçilemez bir diplomatik kalkan sağlamakla kalmıyor, belirli krizler sırasında doğrudan ABD askerî desteği veriyoruz. Ayrıca İran'daki savaş, büyük ölçüde İsrail'in bölgesel gündemini destekler niteliktedir ve Amerikan vergi mükellefine şimdiye dek tahminen 50 milyar dolara mal olmuştur.
Tüm bu etkenler nedeniyle Amerikalıların büyük çoğunluğu, İsrail'e verdiğimiz desteğe giderek artan bir kuşkuyla yaklaşıyor.
Değişen bu ruh hâlinin önüne geçmek isteyen İsrail ve ABD Büyükelçisi Mike Huckabee gibi Amerikalı müttefikler, İsrail'e verilen yıllık yardımın algısını yeniden şekillendirmeye girişiyor. Huckabee'ye göre, geleneksel Mutabakat Muhtırası (MOU) kapsamındaki ödemeler yerine Tel Aviv'e verilecek her şey artık "ticarete dayalı" olacak. Bu söylem değişikliğinin amacı, İsrail'in Amerikan yardımına muhtaç olduğu ve vergi mükellefinin Gazze ve Lübnan'dan gelen korkunç görüntülerin faturasını ödediği algısını ortadan kaldırmak.
Elbette işin bir de püf noktası var.
224. Bölüm: Yardımdan entegrasyona
Bu püf nokta, devasa Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası'nın (NDAA) içine ustaca gizlenmiş olan "ABD-İsrail Savunma Teknolojisi İşbirliği Girişimi" başlıklı 224. Bölüm. Bu girişim, İsrail ve Amerika arasındaki geleneksel yardım ilişkisini teknoloji, araştırma-geliştirme ve savunma üretiminin pek çok boyutunu kapsayan derin bir ortaklığa dönüştürmekle kalmıyor, İsrail'in ABD’nin teknoloji geliştirme süreçlerine ve "veri füzyonuna" benzeri görülmemiş bir şekilde erişmesine olanak tanıyor.
İsrail Başbakanı Netanyahu tarafından da alenen onaylanan 224. Bölüm, İsrail'i ABD'den en fazla yardım alan ülke konumundan ABD savunma ve istihbarat aygıtının tam üyesi hâline getiriyor.
Karşı istihbarat ve stratejik mesajlaşma açısından değerlendirildiğinde ise 224. Bölüm girişimi, önceki düzenlemeden çok daha tehlikeli bir ulusal güvenlik riski barındırıyor. İsrail'i kritik savunma teknolojilerinin üretimine dâhil ederek, temel hedefleri ABD'den farklı olan bir ulus için erişim ve kontrol mekanizmaları yaratmış oluyoruz.
Hâlbuki temel teknolojilerin geliştirilmesi süreci yalnızca Amerikalılarla sınırlı tutulmalıdır. Başka herhangi bir ülkenin hassas askerî teknolojilerimize erişimine izin vermenin tehlikeleri apaçık ortada. Bu teknolojilere yerleştirilebilecek arka kapılar ve casus yazılımlar, ABD politikasını etkilemek amacıyla İsrailliler tarafından kesinlikle kullanılacaktır.
Stratejik mesajlaşma açısından ise 224. Bölüm, Trump yönetimi ve destekçileri için bir kabusa dönüşme potansiyeli taşıyor. Amerika'daki kamuoyu İsrail aleyhine dönüşürken, bu girişim İsrail'in Amerikan hükûmeti üzerinde gereğinden fazla nüfuz sahibi olduğu yönündeki hâkim anlatıyı beslemekten başka bir işe yaramayacak.
Planın daha kaygı verici bir boyutu da İsrailli üreticilerin ABD'de Amerikalı ortaklarla üretim tesisleri kurmasına olanak tanımasıdır. Bu durum, ABD'nin tarihi silah transferi anlayışıyla doğrudan çelişiyor. Zira Amerika'nın verdiği silah paketleri geleneksel olarak tamamıyla ABD'de, Amerikalı üreticiler tarafından üretilir. 224. Bölüm ise İsrail'e Amerika'da fiilen istihdam yaratma imkânı verecek. Bu, pek çok kongre üyesini ve Amerikan kamuoyunu etkileme potansiyeli taşıyan önemli bir husustur.
İsrail savunma şirketlerinin ve taşeronlarının hâlihazırda ABD'de faaliyet yürüttüğü doğru. Ancak bu şirketler, Amerikalı rakipleriyle rekabet etmek zorunda ve Pentagon nezdinde Amerikalı savunma şirketlerinin sahip olduğu erişimden yoksunlar. 224. Bölüm, ABD-İsrail ortak silah sistemleri üretimine kapı aralayarak İsrailli şirketlere Pentagon içinde emsalsiz bir avantaj tanıyacaktır.
Önce Amerika mı, önce İsrail mi?
İsrail'in ABD'de askerî teknoloji üreterek Amerikan istihdamına katkı sağlayacağı fikri, ilk bakışta kulağa hoş gelebilir. Sonuçta kim daha fazla istihdam fikrine karşı çıkabilir ki? Ancak bu argüman, İsrail'e verdiğimiz 3,8 milyar dolarlık askerî yardımı meşrulaştırmak için kullanılan safsatayla aynı temele dayanıyor: İsrail yanlısı lobilerin öne sürdüğü gibi, söz konusu yardım büyük ölçüde Amerikan silah sistemlerine harcanıyor; dolayısıyla bu aslında bir yardım değil, Amerikan sanayisine yapılan bir yatırım.
Öncelikle, Amerikan silah sistemlerini üretmek amacıyla yabancı bir ülkeye milyarlar vermemiz gerektiği fikri bir safsatadır. Büyükelçi Huckabee gibi İsrail destekçileri İsrail’e verdiğimiz 3,8 milyar dolar Amerikan ekonomisine geri döneceğini söylüyorlar. Yani Amerikan silah sistemlerini finanse etmek için yabancı bir ülkeye para vermeliyiz diyorlar. Ama bu argüman çok saçma. O 3,8 milyar doları doğrudan kendi envanterimiz için silah sistemlerine yatırabilir ya da bu envanteri Amerikan yardımına muhtaç olmadan satın alabilecek ülkelere satabiliriz.
Kaldı ki savunma sektöründeki kârların büyük bölümü Amerikan istihdamına veya Amerikalı topluluklara gitmiyor. Elde edilen bu gelirler, CEO’ların kârlarına ve hisse geri alımlarına akıyor. Bu konuyu bizzat Başkan Trump da gündeme taşımıştı.
Üstelik İsrail'in İran, Gazze veya Lübnan'daki eylemleri Amerika'yı nasıl daha güvenli ve müreffeh kılmıştır? İsrail'den aldığımız bazı istihbaratlar değerli olmakla birlikte, bu kaynağa giderek derinleşen bağımlılığımız kendi istihbarat kapasitemizi köreltiyor.
Biz egemen bir milletiz. Ulusal güvenliğimizin bileşenlerini, çıkarlarımızı paylaşmayan uluslara dış kaynak olarak veremeyiz. Çünkü o uluslar her seferinde kendi çıkarlarını ön plana alacaktır. Hiçbir hükûmet, başka bir ülkenin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önünde tutmaz. Zira bu akılsızlık olur. İki ülke arasındaki farklılıkları berrak bir gözle görerek buna uygun davranıldığı sürece, İsrail makul bir ortak olmaya devam edebilir.
Amerika'nın ihtiyaçları önceliğimiz olmak zorunda.
Kaynak: https://responsiblestatecraft.org/us-israel-integration/

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.