09 Haziran 2026

ABD: 2026 Dünya Kupası ve siyasetin gölgesi

ABD’nin 2026 Dünya Kupası öncesi İran, Irak ve Senegal gibi takımlara uyguladığı vize engelleri ile havalimanlarındaki küçük düşürücü aramalar, spor etiğine gölge düşürdü. Küresel sporun barışçıl ve siyaset üstü felsefesini baltalayan bu ayrımcı politikalar, fair play ilkesini açıkça çiğniyor.

İnsanlık tarihi boyunca spor, fiziksel bir rekabet alanı olmanın ötesinde farklı kültürlerin, dillerin ve ideolojilerin ortak bir paydada buluştuğu evrensel bir barış platformu olarak kabul edilmişti. Antik Olimpiyatlar döneminde, savaşan devletlerin bile müsabakalar süresince silah bırakması, sporun insanlığı birleştirici gücüne ve siyaset üstü konumuna felsefi bir temel oluşturuyordu.  Ancak 2026 FIFA Dünya Kupası’na sayılı günler kala, turnuvanın ev sahiplerinden biri olan Amerika Birleşik Devletleri’nin sergilediği tutum, bu kadim felsefenin ve modern spor etiğinin ağır bir darbe almasına neden oldu. Siyasi krizleri, vize ambargolarını ve ayrımcı güvenlik uygulamalarını yeşil sahaya taşıyan Washington yönetimi, sporun evrensel ruhunu kendi jeopolitik çıkarlarına alet ediyor, fair play ve eşitlik ilkelerini açıkça görmezden geliyor.

Spor etiği, en temel anlamıyla Aristotelesçi bir adalet anlayışına ve Kantçı bir ödev ahlakına dayanır. Sporda adalet, tüm katılımcıların aynı kurallara tabi olduğu ve yetenekleri dışında hiçbir dış etkenin (ırk, din, siyasi görüş veya milliyet) başarıyı ya da katılımı belirleyemediği bir “fırsat eşitliği” zemininde yükselir. Spor, insanı kendi dar kimliğinden sıyırıp evrensel bir bütünün parçası yapan felsefi bir katarsistir.

Filozof Albert Camus, “Ahlaka dair ne biliyorsam bunu futbola borçluyum, çünkü futbol topu hiçbir zaman beklenmedik bir yönden gelmez” derken, sahadaki dürüstlüğe ve kuralların öngörülebilirliğine vurgu yapıyordu. Ancak bugün ABD'nin uyguladığı politikalar, futbol topunun yönünü siyasi manevralarla değiştiriyor, kuralları kendi siyasi ajandasına göre yeniden yazıyor. Bir devletin, diplomatik krizlerini küresel bir spor organizasyonuna taşıması, sporun özerklik ilkesine indirilmiş en büyük darbelerden biri olarak dikkat çekiyor.

Vize ve kota skandalları

Turnuvanın başlamasına günler kala ortaya çıkan tablo, spor tarihine kara bir leke olarak geçecek nitelikte. ABD yetkililerinin, diplomatik ve askerî gerilimleri bahane ederek uyguladığı ayrımcı politikalar, turnuvaya katılmaya hak kazanan birçok ülkeyi ve sporcuyu doğrudan mağdur ediyor.

Dünya Kupası tarihinde ilk kez bir ev sahibi ülke, resmî olarak gerilim yaşadığı bir devletin millî takımını ağırlarken spor etiğine tamamen aykırı yöntemlere başvurdu. İran Millî Takımı oyuncularına vize verilirken, aralarında Federasyon Başkanı, yardımcıları ve teknik kadronun “asli” unsurlarının da bulunduğu 13 kişilik idari ekibe vize verilmedi. Bir takımın beyni sayılan teknik ve idari kadronun engellenmesi, doğrudan sahadaki performansı sabote etmeye yönelik siyasi bir müdahale. ABD yönetiminin, İranlı sporcu ve teknik personelin ülkelerindeki zorunlu askerlik görevlerini Devrim Muhafızları çatısı altında yapmış olmasını bir suç unsuru gibi göstermesi, uluslararası hukukun ve sporun gerçekliğinden uzak duruyor. FIFA prosedürlerine göre her ülkeye ayrılan %8'lik bilet kotasının İranlı taraftarlar için iptal edilmesi, taraftarların en doğal hakkının ellerinden alınması demek. Bu durum, turnuvanın kapsayıcılık ve eşitlik ilkesini tamamen yok etti.

ABD'nin etik dışı uygulamaları yalnızca İran ile sınırlı kalmadı, turnuvanın küreselliğine gölge düşüren geniş bir sansür ve baskı dalgasına dönüştü. Bu süreçte FIFA tarafından turnuva için seçilen ve Afrika'da yılın hakemi ilan edilen Somalili Omar Artan, pasaport ve milliyet temelli ayrımcılığa maruz kalarak Miami Havalimanı'ndan ülkeye alınmadı. Benzer şekilde, Irak'ın yıldız futbolcusu Aymen Hussein, Şikago Havalimanı'nda güvenlik adı altında 7 saat boyunca sorgulandı, cep telefonuna el konuldu ve takımın resmî fotoğrafçısının ülkeye girişi reddedilerek üzerinde psikolojik bir baskı kuruldu.

Bu yapılanlar Orta Doğu ülkeleriyle sınırlı kalmadı, turnuvanın diğer katılımcıları da bu önyargılı ve hiyerarşik güvenlik protokollerinden payını aldılar. Senegal Millî Takımı, havalimanı terminaline geçmeden önce tüm uluslararası nezaket kurallarını aşan, olağan dışı ve küçük düşürücü detaylı aramalara tabi tutuldu. Özbekistan Millî Takımı ise New York'taki hazırlık maçında stadyuma giriş yaparken polis köpekleriyle arandı, ev sahibi olmanın verdiği güç asimetrik ve orantısız bir şekilde sergilendi.

FIFA'nın sessizliği ve sporun özerkliği ilkesinin çöküşü

Bu krizin en düşündürücü ve vahim boyutlarından biri de dünya futbolunun patronu olan FIFA'nın sergilediği derin sessizlik. FIFA, kendi tüzüğünde siyasi müdahalelere karşı sıfır tolerans politikasını benimsediğini ve üye federasyonların bağımsızlığını koruyacağını taahhüt ediyor. Ancak söz konusu ABD’nin gücü ve ev sahipliği olduğunda, FIFA adeta bir seyirciye dönüştü.

Somalili bir hakemin, FIFA’nın resmî davetlisi olmasına rağmen bir devlet tarafından keyfi olarak turnuvadan menedilmesi karşısında çatı kuruluşun ses çıkarmaması, küresel spor yönetiminin ne denli kırılgan ve sermaye odaklı hâle geldiğini gösteriyor. Spor organizasyonları, ev sahibi ülkelerin kendi sınır rejimlerini ve ideolojik vizelerini dayatacağı birer diktatörlük alanı olamaz. Eğer bir ülke, Dünya Kupası gibi küresel bir organizasyona ev sahipliği yapıyorsa, turnuvaya katılmaya hak kazanan her sporcuya, hakeme ve taraftara eşit, adil ve onurlu bir muamele göstermekle yükümlü.

ABD'nin 2026 Dünya Kupası öncesinde sergilediği bu dışlayıcı, ayrımcı ve militarist yaklaşım, sporun evrensel ruhuna açılmış açık bir savaş. Sporcuları siyasi rejimlerin birer uzantısı olarak görmek ve onları diplomatik cezalandırma araçlarına dönüştürmek ne uluslararası hukuka ne de insan haklarına sığmıyor. Jean-Paul Sartre'ın vurguladığı gibi, “İnsan, eylemleriyle kendini inşa eder.” Bugün ABD yönetimi de kendi koyduğu antidemokratik kurallarla, sporun birleştirici misyonunu baltalayan bir aktör olarak kendini tarih sahnesinde konumlandırıyor.

2026 Dünya Kupası, sahadaki futboldan ziyade, havalimanlarında saatlerce sorgulanan futbolcularla, vizeleri iptal edilen teknik adamlarla ve kapıdan çevrilen hakemlerle anılacak. Küresel spor kamuoyunun, sporun politikadan arındırılması yönündeki felsefi mirasa sahip çıkması ve ev sahibi ülkelerin bu tür keyfi güç gösterilerine karşı ortak bir duruş sergilemesi artık bir zorunluluk. Sporu, devletlerin savaş arenası olmaktan çıkarıp insanlığın ortak barış sahası hâline getirmek için umarım geç kalmamışızdır.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...