10 Haziran 2026

Ankara Zirvesi: NATO’da güç dengeleri yeniden kuruluyor

Ankara NATO Zirvesi hem yeni tehditlerin hem de gelecekteki güç dağılımının da şekilleneceği kritik bir dönemeç olacak. ABD’nin Hint-Pasifik’e yönelişi, Avrupa’nın savunma sorumluluğunu artırırken; Türkiye, yeni NATO mimarisinin merkez aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), 1949 yılındaki kuruluşundan bu yana uluslararası sistemin yapısal değişimlerine adapte olabilme yeteneğiyle tarihin en uzun ömürlü askerî ittifakı olma unvanını koruyor. İttifakın tarihsel evrimine bakıldığında, her büyük stratejik konseptin, küresel güç dağılımındaki tektonik kaymalara verilmiş kurumsal bir yanıt olduğu görülüyor. Soğuk Savaş döneminin çevreleme ve kitlesel karşılık stratejilerinden 1990'ların kriz yönetimi ve alan dışı operasyonlar konseptlerine, oradan da 2010 Lizbon Zirvesi ile belirginleşen kapsamlı yaklaşıma uzanan bu evrim; İttifak'ın varoluşsal krizleri aşma kapasitesini gösteriyor. 2022 Madrid Zirvesi ve kabul edilen Yeni Stratejik Konsept ise Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliyle birlikte NATO'yu fabrika ayarlarına, yani caydırıcılık ve kolektif savunma misyonuna geri döndürdü. Ancak önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek olan Ankara NATO Zirvesi; düşman algısının güncellendiği bir toplantı değil, ittifakın kendi iç dinamiklerindeki yük paylaşımı krizinin ve ABD'nin küresel stratejik önceliklerinin yeniden kalibre edildiği tarihsel bir kırılma noktası olarak tasarlanıyor.

Ankara Zirvesi'nin tarihsel önemini kavrayabilmek için, uluslararası ilişkiler disiplininin "Hegemonik İstikrar Teorisi" ve "İttifak Güvenlik İkilemi" konseptlerine başvurmak önemlidir. Glenn Snyder’ın kavramsallaştırmasıyla, ittifak içindeki devletler sürekli olarak "terk edilme" ve "tuzağa düşürülme" korkusu arasında gidip geliyor. Soğuk Savaş boyunca Avrupa, ABD'nin güvenlik şemsiyesi altında bedavacı (free-rider) bir pozisyon benimsedi; Mancur Olson'un kolektif eyleminde tanımladığı üzere, hegemonun sağladığı kamusal güvenlikten asimetrik olarak faydalandı. Ancak çok kutuplu yeni düzende, ABD'nin temel stratejik odağının Hint-Pasifik bölgesine kayması, Avrupa için terk edilme endişesini somut bir jeopolitik gerçekliğe dönüştürdü. Ankara Zirvesi, tam da bu terk edilme korkusunun kurumsal bir geçiş planlamasına dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğinin test edileceği platform olacaktır.

Bu bağlamda Ankara'daki zirvenin en kritik gündem maddesi, Donald Trump'ın (veya MAGA dış politika vizyonunun) ittifak üzerindeki dönüştürücü baskısı olacaktır. Trump'ın dış politika doktrini, geleneksel liberal enternasyonalist çerçeveden ziyade, transaksiyonel ve neo-merkantilist bir temele dayanıyor. ABD'nin güvenlik garantilerini, Avrupalı müttefiklerin savunma harcamalarındaki artışa doğrudan bağlayan bu yaklaşım, 2014 Galler Zirvesi'nde belirlenen gayrisafi yurt içi hasılanın %2'si oranındaki savunma harcaması hedefinin artık bir tavan değil, bir taban olarak kabul edilmesini dayatır. Trump'ın Ankara Zirvesi'nde bu oranı %3'e çıkarma konusundaki olası baskısı, sadece niceliksel bir talep değildir; Avrupa'nın ABD'ye olan operasyonel bağımlılığını kırmak için kurgulanmış yapısal bir şok terapisidir.

NATO’da güvenilirlik krizi ve geçiş planlaması

Trump yönetiminin bu dayatması, ittifak içerisinde tek başına bir mali kriz değildir; aynı zamanda bir çeşit güvenilirlik krizi yaratma potansiyeli taşır. Eğer Avrupa hedeflenen ekonomik taahhütleri yerine getiremezse ve ABD başkanı 5. Madde'nin uygulanabilirliğini şarta bağlayan söylemlerine devam ederse, NATO'nun genişletilmiş caydırıcılık konsepti teorik olarak çökecektir. Thomas Schelling'in caydırıcılık teorisinde belirttiği gibi, caydırıcılığın çalışması için misilleme tehdidinin kesin ve inandırıcı olması gerekiyor. Trump'ın stratejik belirsizlik yaratan bu hamleleri, her ne kadar Avrupa'yı savunma sanayii yatırımlarına zorlamak gibi bir rasyonalite taşısa da Moskova veya Pekin tarafından Batı ittifakının çözülmesi olarak algılanma riskini barındırıyor. Bu nedenle Ankara Zirvesi'nde ABD delegasyonunun talepleri ile Avrupalı müttefiklerin kapasite sınırları arasında çok hassas bir denge diplomasisi yürütülmesi gerekecektir.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin 9 Nisan 2026 tarihinde Washington'da gerçekleştirdiği konuşmada ittifakın "sağlıksız karşılıklı bağımlılıktan sağlıklı bir ortaklığa" geçmesi gerektiğini vurgulaması, bu asimetrik yapının sürdürülemez olduğunun en üst düzey itirafıdır. Rutte'nin bahsettiği zihniyet dönüşümü; Avrupa'nın ontolojik güvenlik paradigmasını değiştirmesini talep ediyor. Atlantic Council Seçkin Araştırmacısı Hans Binnendijk'in bu dönüşümü yönetmek için önerdiği "NATO Geçiş Planlama Grubu" mekanizması, teorik tartışmaları operasyonel bir zemine oturtmayı hedefleyen son derece pragmatik bir kurumsal inovasyondur.

Binnendijk'in analizinde yer alan tespitler, Avrupa'nın mevcut kapasite inşasındaki temel zafiyeti, yani merkezi koordinasyon eksikliğini açıkça ortaya koyuyor. Avrupa güçleri, Ukrayna Savaşı’nın ivmesiyle yeni bir dengeleme süreci başlattı, ulusal savunma bütçelerini artırmış ve sanayi üretim hatlarını genişletti. Almanya'nın 100 milyar euroluk özel fonu veya Polonya'nın GSYİH'sinin %4'ünü aşan devasa silah alımları bunun kanıtıdır. Ancak kurumsalcı yaklaşımların öngördüğü entegrasyon gerçekleşmedi. Avrupa'nın bu çabaları, uyumlu bir atmosferden ziyade, birbirinden bağımsız çalan aktörlere benziyor. Ulusal savunma sanayilerinin korumacılığı ve standardizasyon eksikliği, üretilen askerî gücün ortak bir sinerji yaratmasını engelliyor.

Daha da kritik olan sorun, modern müşterek harekâtın temelini oluşturan kolaylaştırıcı yetenekler konusundaki mutlak ABD hegemonyasıdır. Binnendijk'in haklı olarak altını çizdiği üzere; stratejik hava taşımacılığı (C-17 filoları), katmanlı entegre füze savunması, hava yakıt ikmali, operasyonel istihbarat, hedef tespiti ve uydu/uzay teknolojileri (C4ISR) gibi son derece yüksek maliyetli ve teknoloji yoğun alanların neredeyse tamamı ABD tarafından sağlanıyor. ABD'nin bu yetenekleri Hint-Pasifik cephesine kaydırmak amacıyla Avrupa'dan çekmeyi planlaması, Avrupa ordularını eksik bırakma potansiyeline sahiptir. Avrupa'nın bu askerî kabiliyetleri satın alması veya üretmesi sadece mali bir mesele değil, on yıllar alacak bir Ar-Ge ve doktrinasyon sürecidir.

Binnendijk, eğer ABD kuvvetlerini ve bu kolaylaştırıcı unsurları Avrupa'nın kapasite inşası temposuna bakmaksızın aniden çekerse, ortaya çıkacak kritik boşlukların NATO'nun caydırıcılığını sıfırlayacağı konusunda uyarmaktadır. Mevcut NATO Savunma Planlama Süreci (NDPP), bürokratik hantallığı ve konsensüs arayışı nedeniyle bu acil duruma yanıt verebilecek çevikliğe sahip değildir. Bu nedenle Ankara Zirvesi'nde ABD, Avrupa ve Kanada temsilcilerinden oluşan ve doğrudan icra yetkisine sahip bir geçiş planlama grubunun kurulması elzemdir. Bu grup, süreci rasyonel, öngörülebilir ve takvime bağlanmış bir yapıya kavuşturarak, Moskova'ya karşı oluşabilecek zafiyet algısını bertaraf etmeyi amaçlıyor.

NATO 2.0’a geçiş: Yeni iş bölümü ve Türkiye’nin stratejik konumu

Kurulacak geçiş planlama grubu, birtakım soruları beraberinde getiriyor. Hangi ABD katkıları, kalıcı olarak Avrupa'ya devredilecek? Burada beklenen, konvansiyonel kara gücü ve taktik hava desteği gibi alanların tamamen Avrupalı müttefiklere (özellikle Almanya ve Polonya'ya) devredilmesidir. Peki hangileri ABD'nin elinde kalacak? Nükleer şemsiye erken uyarı uydu sistemleri ve stratejik istihbarat gibi küresel güç projeksiyonu gerektiren unsurlar ABD'nin kontrolünde kalmaya devam edecektir. Bu durum, Avrupa'nın tam otonomisinden ziyade, iş bölümüne dayalı otonomi yaratacaktır.

Diğer sorular ise Avrupa içi sorumluluk taksimiyle ilgilidir: Öncelik sırası ne olacak? Her devredilen işlev için hangi Avrupalı ülke sorumluluk üstlenecek? Burada bölgesel ihtisaslaşma devreye girmelidir. Örneğin, İskandinav ve Baltık güvenliğinde İngiltere'nin liderliği, Doğu kanadının kara savunmasında Polonya'nın rolü ve lojistik/merkezî koordinasyonda Almanya'nın merkez işlevi üstlenmesi planlanmalıdır. Son olarak "NATO'nun komuta yapısı nasıl yeniden şekillenecek?" meselesi ise ABD'li SACEUR'ün (Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı) yetkilerinin bir kısmının Avrupalı generallere devredilmesini veya Avrupa Kolordusu (Eurocorps) ile NATO komuta kademesi arasındaki entegrasyonun derinleştirilmesini zorunlu kılıyor. Binnendijk'in de ifade ettiği gibi bu geçiş; çekilmeyi hızlandırmak için değil, oluşacak güç boşluğunu yönetmek içindir.

Bu hususta gerçekleştirilecek devasa yapısal dönüşüm tartışmaları Ankara'da yapılırken, ev sahibi Türkiye'nin jeopolitik ontolojisi ve ittifak içindeki asimetrik önemi daha da belirginleşiyor. Türkiye, NATO'nun güneydoğu kanadı olmasının çok ötesinde, Karadeniz, Kafkaslar, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz jeopolitik havzalarının kesişim noktasında bir merkez ülke konumundadır. Klasik jeopolitik teorisyenlerinden Nicholas Spykman'ın Kenar Kuşak Teorisi bağlamında Türkiye, Avrasya anakarasını çevreleyen en kritik kilit taşıdır. Ankara Zirvesi, Türkiye'nin salt bir bariyer ve aktif bir güç yansıtma ve dengeleme aktörü olduğunun tescilleneceği yerdir.

Sonuç olarak, Ankara NATO Zirvesi, ittifakın salt bir gövde gösterisi yapacağı bir halkla ilişkiler faaliyeti değildir. Zirve, transatlantik ilişkilerin geleceğinin masaya yatırıldığı ontolojik bir değişimdir. ABD'nin stratejik ağırlık merkezini Hint-Pasifik'e kaydırması tarihsel ve yapısal bir zorunluluktur ancak bu kaymanın Avrupa jeopolitiğinde yaratacağı fay hatlarını yönetmek, doğrudan siyasi bir irade meselesidir. Trump'ın yük paylaşımı ve GSYİH oranları üzerinden kurduğu baskı, Avrupa'yı otonomiye zorlayan sert bir rüzgardır. Sağlıksız karşılıklı bağımlılık, artık yerini Binnendijk'in "Geçiş Planlama Grubu" önerisinde vücut bulan akılcı, planlı ve sorumluluk sahibi bir işbölümüne bırakmak zorundadır. Bu bağlamda, hem askeri kapasitesi hem de benzersiz jeopolitik konumuyla Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleşecek bu zirve, NATO'nun İttifak 2.0 mimarisinin kurulacağı tarihi bir eşik olarak literatüre geçecektir.

Kaynaklar

Schelling, T. C. (1966). Arms and influence Yale University press. New Haven.

"NATO needs to define the substance of its 1.5 percent pledge", Atlantic Council, https://www.atlanticcouncil.org/dispatches/nato-needs-to-define-the-substance-of-its-1-5-percent-pledge/, (Erişim Tarihi: 09.06.2026). 

"Why NATO’s Defence Planning Process will transform the Alliance for decades to come", Atlantic Council, https://www.atlanticcouncil.org/in-depth-research-reports/issue-brief/why-natos-defence-planning-process-will-transform-the-alliance-for-decades-to-come/, (Erişim Tarihi: 09.06.2026). 

Rutte, M. (2026, April 9). Speech by NATO Secretary General Mark Rutte followed by a conversation moderated by Rachel Hoff, Reagan Institute Policy Director at the Reagan Institute’s Center for Peace Through Strength [Speech transcript]. North Atlantic Treaty Organization. https://www.nato.int/en/news-and-events/events/transcripts/2026/04/09/speech-by-nato-secretary-general-mark-rutte-at-the-reagan-institutes-center-for-peace-through-strength

Binnendijk, A., Germanovich, G., McClintock, B., & Heintz, S. (2020, October 22). At the vanguard: European contributions to NATO's future combat airpower (Report No. RR-A311-1). RAND Corporation. https://www.rand.org/pubs/research_reports/RRA311-1.html

"Five ideas to make the upcoming NATO Summit in Ankara a success", Atlantic Council, https://www.atlanticcouncil.org/dispatches/five-ideas-to-make-the-upcoming-nato-summit-in-ankara-a-success/, (Erişim Tarihi: 09.06.2026). 

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...