TİKA: İnsani yardımdan sürdürülebilir kalkınmaya
Haberin Eklenme Tarihi: 8.07.2026 09:49:00 - Güncelleme Tarihi: 8.07.2026 09:57:00Bir büyüğüm, TİKA için sıklıkla “TİKAMIZ” ifadesini kullanırdı ve bize de böyle söylememiz gerektiğini anlatırdı. Bu çok kıymetli bir aidiyet bağı. Buradan hareketle, TİKA’nın bugüne kadar küresel ölçekte ve Balkanlar özelinde yürüttüğü genel faaliyetleri bize özetleyebilir misiniz?
Aslında sadece Balkanlar'da değil, dünyanın hemen hemen her yerinde benzer bir projeksiyonla hareket ediyoruz. “Kalkınma iş birliği” dediğimiz, Türkiye'nin farklı alanlardaki kurumsal tecrübelerini hedef ülkelere aktardığımız bir program kapsamında çalışıyoruz. Ülkemizin hangi hususta birikimi varsa, onu muhatap ülkelerimizle paylaşıyoruz.
Kamuoyunda TİKA daha çok restorasyon projeleri veya insani yardımlarla bilinir. Tabii ki bunlar çok göz önünde olan ve büyük ilgi gören işler ancak bütçemizin asıl büyük kısmını, yaklaşık %85'ini kalkınma iş birlikleri oluşturuyor. İnsani yardım ve restorasyon payı ise %15 civarında. Tarımdan sağlığa, idari altyapıların geliştirilmesinden eğitime kadar, Türkiye'nin bakanlıklarında ve kamu kurumlarında hangi tecrübe mevcutsa, muhatap ülkenin sivil toplum örgütlerinden devlet kademelerine kadar neye ihtiyacı varsa onu karşılamaya gayret ediyoruz.
Kalkınma yardımı kavramı halk arasında teknik bir terim olarak kalabiliyor. Sizin bu noktada diğer küresel aktörlerden ayrıştığınız temel bir felsefe var, değil mi?
Çok doğru. Kalkınma iş birliği, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra tahrip olan Avrupa'nın ayağa kaldırılması amacıyla ortaya çıkmış teknik bir kavram. Ancak batılı zihniyetin bu yardımlara yaklaşımı ile bizim felsefemiz arasında çok temel bir fark var. Başkanımız Abdullah Eren’in veciz bir şekilde ifade ettiği şekilde birçok ülke bu yardımları, kendi sınırlarına yönelecek bir göçmen dalgasının önüne geçmek ya da tabiri caizse “kaşıkla verdiğini kepçeyle geri almak” amacıyla, yani pragmatik ve çıkar odaklı stratejilerle yapıyor.
Biz ise “Bir elin verdiğini diğer el görmemeli” ve “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” düsturlarıyla hareket ediyoruz. Etnik köken, din, ırk ve milliyet ayrımı yapmaksızın; daha yaşanabilir, daha adil bir dünyayı hep birlikte inşa etmek amacıyla bu iş birliklerini yürütüyoruz. Yaptığımız şey sadece bir hibe veya para yardımı değil; çocukların, gençlerin ve dezavantajlı kesimlerin hayata karışmasını, üretime katılmasını sağlayan sürdürülebilir bir model.
"Afrika'dan Karabağ'a…"
Faaliyet yelpazenizin ne kadar geniş olduğunu örneklerle anlatabilir misiniz? Çünkü her coğrafyada bambaşka bir dokunuş görmekteyiz.
Tek tek saymaya kalksak binlerce kalem işten bahsediyoruz, saatlerce konuşmamız gerekir. Şöyle örneklendireyim:
- Afrika'da: Afrika'nın ortasında albino siyahi çocuklar için destek merkezi kurarken, diğer taraftan Ürdün'deki Filistin mülteci kampında yaşayan öksüz, yetim ve serebral palsi hastası çocukların rehabilitasyonu için merkezler açıyoruz.
- Balkanlar'da: Kosova'da yaşayan Boşnak azınlığın topraklarında kalıp üretime devam etmesi için tarım projeleri geliştiriyoruz. Onlara üzümsü bitki fideleri vermekle kalmıyor, bu ürünleri meyve suyuna dönüştürebilecekleri tesis altyapısını da kuruyoruz.
- Suriye'de: Güvenli bölgelere geri dönen insanların hayata tutunabilmesi için tarım desteklerinden okul tadilatlarına kadar birçok projeyi yürütüyoruz.
- Azerbaycan'da: Karabağ'da arıcılık faaliyetlerini canlandırmak adına kovan hibesi veriyoruz. Bununla da yetinmeyip arıcılık eğitimi ve ana kraliçe yetiştirme kursları düzenleyerek üretimi sürdürülebilir kılıyoruz.
"Tek bir dokunuşla yüzlerce paydaşın hayatına olumlu anlamda müdahale etmiş oluyoruz"
Bosna Hersek konusuna gelirsek... Savaştan bugüne kadar geçen 30 yıllık süreçte TİKA’nın Bosna’daki varlığı çok güçlü hissedildi. Önümüzde de TİKA'nın son yayınladığı iki değerli kitap duruyor. Bosna Hersek’teki faaliyetlerinizi nasıl özetlersiniz?
Bosna Hersek'te bugüne kadar görev yapmış tüm koordinatörlerimiz, memurlarımız ve başkanlarımız çok büyük hizmetler ortaya koydular. Öyle ki, Bosna Hersek'in büyük şehirlerinde, merkezlerinde TİKA’nın el atmadığı neredeyse hiçbir büyük ya da sembolik yapı kalmadı diyebiliriz. Artık kılcal damarlara, en ücra köylere kadar uzanıp eksikleri tamamlamaya çalışıyoruz. Köprülerden, camilere, sivil toplum örgütlerine ve Srebrenitsa annelerine kadar her noktada milyonlarca dolarlık kalkınma iş birliği yürüttük.
Burada şunu vurgulamak gerekir: Biz bir yapıyı restore ederken sadece o binayı onarmış olmuyoruz. Arkasında çok katmanlı bir fayda zinciri var:
- Tarihî miras: 500-600 yıllık Osmanlı-Türk mirasını ihya ederek ecdat yadigarı eserleri görünür kılıyoruz.
- İşlevsellik: Cami, han, hamam veya köprüleri yeniden işlevselleştirerek halkın kullanımına sunuyoruz.
- Ekonomik canlılık: Restorasyon sürecinde ustasından aşçısına, demircisinden mühendisine, ressamından mimarına kadar yüzlerce yerel iş koluna istihdam ve gelir sağlıyoruz.
- Sürdürülebilir turizm: Bu tarihî yapıları ayağa kaldırarak ülkenin turizm potansiyelini artırıyoruz. Bu sayede otelciden garsona kadar tüm hizmet sektörü uzun yıllar boyunca sürdürülebilir bir gelir elde ediyor.
Kısacası, tek bir dokunuşla yüzlerce paydaşın hayatına olumlu anlamda müdahale etmiş oluyoruz.
Tam da bu noktada geçtiğimiz yıl çok önemli ve tarihî bir kurumsal başarıya daha imza attınız. Srebrenitsa’daki katliamın en yakın tanığı olan o eski akümülatör fabrikası, TİKA’nın ve Srebrenitsa Anıt Merkezi’nin ortak çalışmasıyla “Srebrenitsa Soykırım Kurbanlarını Anma Müzesi”ne dönüştürüldü ve soykırımın 30. yılında ziyarete açıldı. Bu müzenin kurulum süreci ve barındırdığı hafıza mekânları hakkında neler söylersiniz?
Bu proje, TİKA olarak bizim için bir müze inşasının ötesinde insanlık tarihine karşı duyduğumuz sorumluluğun bir nişanesi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın himayelerinde 2021 yılında başlattığımız bu süreç, titizlikle yürütülen 3 etaplı bir çalışmanın ürünü oldu. İlk aşamada katliamın yapıldığı o fabrikanın çatısını ve gerekli tadilatlarını tamamladık; son etapta ise müze projemizin uygulamasını bitirerek buruk da olsa bu 30. yıl anma törenlerine yetiştirmenin huzurunu yaşadık.
Bu müze gerek Avrupa'da gerekse dünyadaki soykırım müzeleri arasında çok sarsıcı ve özel bir yere sahip. Çünkü burada soykırım kurbanlarından geriye kalan kişisel eşyalar, 1992-1995 yılları arasındaki savaşı gözler önüne seren video ekranları, katliam sonrasını, toplu mezarları ve otopsi süreçlerini anlatan çok çarpıcı bölümler yer alıyor.
En acısı da müzede ölüme gönderilen insanları taşıyan otobüslerin sergilendiği bölümler ile katledilen 700’ün üzerinde şehidimizin fotoğrafları bulunuyor. Srebrenitsa, dünya tarihine kara bir leke olarak geçti ve bu acıyı dünyaya anlatmak dün olduğu gibi bugün de yarın da hayati bir önem taşıyor. Türkiye Cumhuriyeti adına, TİKA olarak şehitlerimizin anısını yaşatacak ve bu tür soykırımların bir daha tekrarlanmaması için dünyaya bir duruş sergileyecek bu projede yer almaktan onur duyuyoruz.
"Hafızayı diri tutacak anlamlı projelere imza atıyoruz"
Masamızda duran bu kitaplar da aslında o “küçük” gibi görünen ama devasa anlamlar taşıyan kültürel projelerin bir parçası mıdır peki?
Kesinlikle. TİKA olarak büyük altyapı projelerinin yanında, hafızayı diri tutacak çok zarif ve anlamlı projelere de imza atıyoruz. Bu elimizdeki kitap, Srebrenitsa soykırımından kurtulmuş bir büyüğümüzün, bir canlı şahidin ilk elden tanıklıklarını içeriyor. Orada nasıl bir etnik temizlik yapıldığını, insanların neler yaşadığını ve uluslararası mahkemelere uzanan hak arama süreçlerini belgeleyen çok önemli bir kaynak.
Bu eserin yazılmasından Türkçeye kazandırılmasına kadar emek vermek asla küçük bir iş değil. Bu, gelecek nesillere, gençlere ve çocuklara hakikati anlatacak, yüzlerce yıl önümüzü aydınlatacak tarihî bir belge. Rahmetli Aliya İzzetbegović’in de ifade ettiği gibi, “Unutulan soykırım tekrarlanır.” Bu yüzden hafızayı diri tutmak bizim için çok kıymetli.
Önümüzdeki hafta sonu ben de Bosna Hersek'e giderek Srebrenitsa’daki anma törenlerine ve Marş Mira (Barış Yürüyüşü) etkinliklerine bizzat katılacağım. Türkiye’den bu anmalara katılmak isteyen sivil toplum kuruluşlarına destek vermeye ve eş zamanlı olarak bölgede onlarca faaliyeti sürdürmeye devam ediyoruz.