Mansur Tansu: "Patolojiyi kutsayarak yaşıyorum"

Haberin Eklenme Tarihi: 6.07.2026 11:40:00 - Güncelleme Tarihi: 6.07.2026 11:52:00
ATAXIA'nın çıkış noktası, bizzat deneyimlediğiniz bir nörolojik süreç. Bu kişisel deneyimi sanatsal üretime dönüştürme fikri nasıl ortaya çıktı?

Zihnimin, bileğimin alıştığı / bildiği formlarda işleri yapmaya çalışırken sapmaları fark ettim. Zihin başka yönde, formlar başka yönde. Karşıma farklı kompozisyonlar çıktıkça bendeki arızanın izinden gitmeye karar verdim.

Sergide "denge kaybı" fiziksel olmanın ötesine geçip estetik bir dile dönüşüyor Beden ile zihin arasındaki bu koordinasyon ve denge kaybı, sizin sanatsal üretiminizde nasıl bir “zihinsel restorasyon” (mental restoration) imkânı yarattı?

Arızanın peşinden gitmek yeni olanakları açtı. Bir tür sendeki patoloji ile dalga geçmek. Patolojiyi yeninin, daha orijinal olanın arkasına koşarsanız, yaşadığınız duruma üzülmek yerine, hafiften kutsayarak yaşayacağınız yeni bir evren açılıyor önünüzde. Restorasyon burası aslında. Arızayı reddetmek yerine, arızayı merkeze alıp yeni bir hikâye yaratmak.

Çizgileriniz bu sergide daha çok yön değiştiren, çarpışan ve eksenini kaybeden yapılara dönüşüyor. Bu yeni görsel dil, önceki sergilerinizden nasıl ayrışıyor?

Daha derli toplu komposizyonlar, merkezde toplanan döngüler, sükûnet hâkimdi daha önceki çalışmalarıma. Şimdi dağınık, parçalı, telaşlı bir yapı geldi. Bazı zamanlarda telaş, iyidir.

“Kavramcı olarak tanınıyorsam bunda psikolojinin çok büyük payı var”
Psikoloji eğitiminiz ile soyut resim pratiğiniz arasında yıllardır görünmeyen bir bağ var. Bugün dönüp baktığınızda bu iki alan birbirini nasıl besliyor?

Psikoloji eğitimi daha kavramsal, daha derinlikli düşünme olanağı tanıdı bana. Üniversite yıllarında ve sonrasında tiyatro posterleri ile başladım tasarıma. Bilgisayarların olmadığı zamanlardı. Daha fazla işçilik, daha fazla düşünme gayreti… Psikoloji bu düşünme gayretine alan açan bir dünyaya soktu beni. Mezun olup bırakmadım psikolojiyi. Okumalara devam ettim. Kavramcı olarak tanınıyorsam bunda psikolojinin çok büyük payı var.

Çocukluğunuzdan bu yana deneyimlediğiniz kulak çınlamasından hareketle ürettiğiniz “ÇINLAMA / TINNITUS” adlı kinetik ses enstalasyonu serginin kalbinde yer alıyor. Kişisel ve bedensel bir deneyimin, mekâna özgü işitsel bir frekansa dönüşmesi görsel anlatınızı nasıl tamamlıyor?

Tinnitus bende ezeli ve ebedî bir anomali. Ataxia Koleksiyonu üzerinde çalışırken yaşadığım nöral sapmalara zaten eşlik eden bir bu iç ses azabını da dışarı çıkarmaya, duyulur hâle getirmeye karar verdim. Tinnitus daha da genişleyerek, kafamdaki farklı frekansları yakalayıncaya kadar devam edecek. Belki de çınlamanın ritimlerini arka arkaya dizerek daha müzikal bir yapıta ilerleyebilir diye düşünüyorum.

“Bana olan şey, işlerin bende yarattığı karmaşa, günlük hayattan kopuş, delirmenin sınırı”
Serginin disiplinler arası yapısı içinde müzik çok güçlü bir katman oluşturuyor. Mete Çiftçi, Ali Eroğuz ve Murat Gökçe’nin “Sonic Reliefs” serisi için ürettiği, hatta caz listelerine giren eserler, sizin resimlerinizle nasıl bir ortak ritim kuruyor? Görsel olanın işitsel bir kompozisyonla okunması fikri nasıl doğdu?

Eserleri arkadaşlarımın kucaklarına attım. Alın bu işlerle ne yaparsanız yapın, demek gibi bir şey aslında. Bana olan şey, işlerin bende yarattığı karmaşa, günlük hayattan kopuş, delirmenin sınırı… her ne ise o yaşanan şey, size de olsun. Onlar da resmin ifade etmeye çalıştığı ‘çıktı’yı keşfetmeye çalıştılar. Bunu yaparken en iyi oldukları yeteneklerini kullandılar. Bu projeyle birbirimizin yaratıcı evrenlerine kısa ziyaretler gerçekleştirmiş olduk.

HolaHope Hub Galata’daki ön gösterimden sonra, sergi Ayşegül Sarıgül küratörlüğünde Urla DAM’ın çok disiplinli yapısında izleyiciyle buluşuyor. Bu iki farklı mekân ve küratöryel iş birliği, eserlerin izleyiciyle kurduğu diyaloğu nasıl şekillendirdi?

Her iki mekân farklı olanaklara, farklı ziyaretçilere sahip. Galata’da daha çok sanat basınına, farklı disiplinlerden sanatçı çevremize seslendik. Galata’ya sanat yapmaktan zevk alanlar geldi; Urla’ya, çok güzel bir mekânda sanat izlemekten keyif alanlar geldi.

Bu turne tadı iyi geldi bana ve herkese…

“‘Çok duyulu anlatım dili’nin üzerinden devam edeceğim”
ATAXIA gibi hem kişisel bir krizden beslenen hem de görsel, işitsel ve kinetik katmanlarıyla oldukça yoğun ve disiplinler arası bir serginin ardından ufukta neler var? Ses, mekân ve zihin ekseninde kurduğunuz bu çok duyulu anlatı dili, gelecekteki projelerinizde nasıl bir evrim geçirecek?

En vurucu soru en son geldi. Harika. 2021, InDAGroove, 2024 Cognitive Laundry sergilerimde de Ataxia’da yaklaştığım evrene yakın ataklar vardı. InDAGroove projesinde metal yüzeylerden çeşitli düzeneklerle resmin içinden söküp aldığımız seslerle müzik eserleri üretmiştik. Hatta, Volkan Hürsever, Ayhan Öztoplu ve Engin Recepoğulları gibi usta caz sanatçıları ile birlikte konser verdik. Ataxia’da bu disiplinler arası ataklar daha da genişledi. Sonrası bence malum: Söz ettiğiniz “çok duyulu anlatım dili”nin üzerinden devam edeceğim.