Klnk. Psk. Aslıhan Şenli: “Yapay zekâ terapistin danışanla kurduğu bağı kuramaz”
Haberin Eklenme Tarihi: 18.09.2026 09:56:00 - Güncelleme Tarihi: 18.09.2026 10:10:00“İnsan: Kendimi uzun zamandır iyi hissetmiyorum, depresyonda olabilir miyim?
Chat-GPT: Uzun zamandır iyi hissetmemen, depresyon olasılığını ciddiye almayı gerektirebilir; ancak buradan tanı koymak mümkün değil. Birlikte belirtilerine bakabiliriz. İstersen sana kısa bir 9 soruluk depresyon taraması (PHQ-9) uygulayabilirim. Bu bir tanı testi değildir ama yaşadığın durumun ne ölçüde depresif belirtilerle örtüştüğünü anlamamıza yardımcı olabilir.
İnsan: Evet, uygula.
Chat-GPT: Tabii. PHQ-9, son 2 haftayı değerlendiren kısa bir tarama aracıdır. Tanı koymaz; bir uzmana başvurmanın yararlı olup olmadığı konusunda fikir verebilir.
Her madde için şu seçeneklerden birini yaz:
0 = Hiçbir gün1 = Bazı günler2 = Günlerin yarısından çoğunda3 = Hemen hemen her gün
Son 2 haftayı düşünerek:
Yaptığın şeylere karşı ilginin veya zevkinin azalmasıKendini çökkün, depresif veya umutsuz hissetmenUykuya dalmakta/uyumakta sorun yaşaman veya fazla uyumanKendini yorgun veya enerjisiz hissetmenİştahının azalması veya fazla yemek yemenKendini başarısız hissetmen ya da kendin veya ailen için hayal kırıklığı olduğunu düşünmenBir şeylere odaklanmakta zorlanman (örneğin kitap okumak, televizyon izlemek)Çevrendekilerin fark edebileceği kadar yavaş hareket etmen/konuşman ya da tam tersine aşırı huzursuz olup hareket etmekte zorlanmanÖlmüş olmanın daha iyi olacağını düşünmen veya herhangi bir şekilde kendine zarar verme düşüncesine kapılman
İnsan: 1-3, 2-3, 3-3, 4-3, 5-3, 6-3, 7-3, 8-3, 9-3.
Chat-GPT: Verdiğin cevaplar, uzun süredir taşıdığın yükün oldukça ağır olduğunu gösteriyor. Bunu tek başına taşımak zorunda değilsin. Depresyonda olabilirsin fakat bunun için kötü hissetmene gerek yok sadece bu durumda olan sen değilsin.”
Yukarıdaki diyalog yapay zekâ ve bir insan arasında geçiyor. Yapay zekâ yeni “dert ortağı”mız mı? Psikolojik bağlamda sorduğumuz sorulara verdiği cevaplar ne kadar sağlıklı ve ne kadar uygulanabilir? Klinik psikolog Aslıhan Şenli Tercüman için şimdi bu soruların yatlarını veriyor.
"Yapay zekâ, kişinin anlattığı duruma göre hızlı ve kişiye özel yanıtlar üretiyor"
Günümüzde insanlar kaygılarını, ilişkilerindeki sorunları, yalnızlıklarını, ailevi meselelerini ve hatta en mahrem düşüncelerini yapay zekâ araçlarıyla paylaşabiliyor. Bir psikolog olarak, kişinin bu tür konuları bir yapay zekâya anlatmasının altında hangi psikolojik ve toplumsal ihtiyaçların bulunduğunu düşünüyorsunuz?
Öncelikle yapay zekânın kişiler açısından yargılamayan, kolay ulaşılabilir ve sürekli erişilebilir bir alan sunması. Kişi, özellikle mahrem konularını bir başka insana anlatırken yaşayabileceği utanma, eleştirilme veya yanlış anlaşılma kaygısını yapay zekâ ile konuşurken daha az hissedebiliyor. Yapay zekâ, kişinin anlattığı duruma göre hızlı ve kişiye özel yanıtlar üretiyor. Bu yanıtlar kişinin duymak istediği, kendisini rahatlatan veya kendi düşüncelerini doğrulayan cevaplarla örtüşebiliyor. Dolayısıyla kişi, kendisini daha kolay ifade ettiği ve karşılığında tatmin edici bir yanıt aldığı için bu iletişimi tekrar tekrar kullanmaya yönelebiliyor. Zihin, sürekli olarak kolay ve hızlı olana maruz kaldığında zamanla çaba göstermeye, düşünmeye ve üretmeye daha az ihtiyaç duyuyor. Bu da kişiyi bir tür zihinsel konfor alanına alıştırarak, iletişim kurarken ve ilişkilerinde de daha az çaba gerektiren, daha kolay ve hızlı yolları tercih etmeye yöneltebiliyor.
Toplumsal açıdan baktığımızda ise dijitalleşmenin hayatımızın her alanına daha fazla girmesi bu kullanımı oldukça doğal ve erişilebilir hâle getirdi. Günümüzde insanların yoğun iş ve eğitim temposu içerisinde ruh sağlığı desteğine zaman ayırması her zaman kolay olmayabiliyor. Bunun yanında psikolojik desteğin maddi açıdan herkes için aynı ölçüde ulaşılabilir olmaması da önemli bir faktör.
“Yapay zekâ terapistin danışanla kurduğu empati duygusu ve terapötik bağı kuramaz”
Yapay zekâ, kullanıcının duygularını anlayan, onu sakinleştiren ve destekleyen bir dil kurabiliyor. Kullanıcının bu yanıtları “anlaşıldım” duygusuyla karşılamasını psikolojik açıdan nasıl açıklıyorsunuz? Burada gerçek bir karşılıklılıktan söz edebilir miyiz, yoksa kişinin kendi duygusal ihtiyaçlarının yapay zekânın ürettiği dile anlam yüklemesi mi söz konusu? Böyle bir etkileşim uzun vadede kişinin insan ilişkilerini ve duygusal beklentilerini nasıl etkileyebilir?
Yapay zekâ kişiye kendisini anlaşılmış hissettiren bir dil kurabilir ancak bunu gerçek bir empatiyle karıştırmamak gerekir. Bir terapist, kişiyle zaman içerisinde ilgili kapsamlı bir çerçeve oluşturur; yaşam öyküsünü, ilişkilerini, geçmiş deneyimlerini ve terapi sürecindeki değişimleri birlikte değerlendirir. Terapistin yaklaşımı yalnızca kişinin söylediğine anlık bir karşılık vermek değildir. Kişinin kendisinin göremediği bir noktayı fark etmesine yardımcı olur, sorular sorar ve kişinin kendi cevabını bulmasına rehberlik eder. Yapay zekâ ise kişinin aktardığı bilgiler üzerinden yanıt üretir ve kişiye o anda oldukça tatmin edici gelen cevaplar verebilir. Fakat kişinin kendisini anlaşılmış hissetmesi, uzun vadeli ve karşılıklı bir anlaşılma ilişkisinin kurulduğu anlamına gelmez. Yapay zekâ terapistin danışanla kurduğu empati duygusu ve terapötik bağı kuramaz. Terapide güven ve iyileşme, karşınızdaki kişinin sizin duygularınızı gerçekten hissettiğini bilmekle mümkün oluyor. Yapay zekânın buna yaklaşabilmesi mümkün ancak aynı gerçeklikte değil.
Yapay zekâdan günlük sorunlarda destek almakla depresyon, ağır kaygı veya kendine zarar verme düşünceleri gibi profesyonel müdahale gerektiren durumlarda ona başvurmak arasındaki sınır nasıl çizilmeli? Özellikle kriz anlarında yapay zekânın yetersiz yönlendirmesi hangi riskleri doğurabilir ve kişi profesyonel desteğe nasıl yönlendirilmeli?
Kişinin yaşadığı psikolojik sorunu yalnızca birkaç cümleyle anlatıp, yaşam öyküsü ve koşulları değerlendirilmeden doğru bir çözüm beklemesi mümkün değil. Özellikle depresyon, yoğun kaygı veya travma gibi durumlarda kişiye özgü kapsamlı bir değerlendirme gerekir. Yapay zekâyı sürekli olarak kararlarımızı veren bir araç hâline getirmek, zaman içerisinde kişinin kendi düşünme, değerlendirme ve karar alma becerilerini ikinci plana atmasına neden olabilir. Kriz anlarında, özellikle kendine zarar verme veya intihar riski söz konusu olduğunda yapay zekânın tek başına karar verici olması ciddi bir risk oluşturur. Çünkü böyle bir durumda kişinin risk düzeyini, yaşam koşullarını ve içinde bulunduğu durumu bütüncül olarak değerlendirmek gerekir.
“Yapay zekâ ile konuşurken rahat hissetmemiz, o ortamın bir terapi odasıyla aynı gizlilik ve mahremiyet koşullarına sahip olduğu anlamına gelmez”
İnsanlar yapay zekâya terapi odasında söylemekte zorlanabilecekleri düşünceleri, ilişki sorunlarını ve kişisel sırlarını oldukça rahat aktarabiliyor. Kişinin mahrem bilgilerini bir yapay zekâ sistemine aktarması, psikolojik açıdan nasıl bir güven ilişkisi oluşturuyor? Kullanıcının “Karşımdaki beni tanımıyor, dolayısıyla rahatça anlatabilirim” düşüncesi hangi avantajları ve riskleri barındırıyor? Bu noktada kişilerin dijital mahremiyet konusunda hangi farkındalıklara sahip olması gerekiyor?
Yapay zekânın kişiyi yargılamadığı ve her an ulaşılabilir olduğu düşüncesi, insanların yüz yüze söylemekte zorlandıkları konuları daha kolay paylaşmalarını sağlayabiliyor. Bu açıdan kişi için anlık bir rahatlama alanı oluşturabilir. Kişiler yapay zekâya özel hayatları, ilişkileri, aileleri ve ruhsal durumlarıyla ilgili ne kadar çok bilgi aktardıklarının farkında olmalı. Dijital ortama aktarılan her bilgi, kişinin mahremiyetinin bir parçasıdır. Bu nedenle yapay zekâyı kullanırken gereksiz kişisel ve kimlik belirleyici bilgileri paylaşmamak, özellikle çok hassas bilgileri aktarırken temkinli olmak önemli. Yapay zekâ ile konuşurken rahat hissetmemiz, o ortamın bir terapi odasıyla aynı gizlilik ve mahremiyet koşullarına sahip olduğu anlamına gelmez.
Yapay zekânın psikolojik destek alanında giderek daha fazla kullanılması, psikologların rolünü ve terapi deneyimini gelecekte nasıl değiştirebilir? Yapay zekâ; duygu günlüğü tutma, kişinin seans öncesinde düşüncelerini düzenlemesi, günlük stresini takip etmesi veya terapinin belirli bölümlerinde yardımcı bir araç olarak kullanılabilir mi? Sizce insanın insanla kurduğu terapötik ilişkinin yerini hangi noktaya kadar teknolojiyle desteklemek mümkün ve geleceğin psikoterapi modelinde yapay zekânın sağlıklı sınırı nerede çizilmeli?
Yapay zekânın psikoloji alanında giderek daha fazla kullanılacağını ve terapötik süreci destekleyen bazı işlevler üstlenebileceğini düşünüyorum. Duygu günlüğü tutmak, kişinin seans öncesinde düşüncelerini toparlamasına, günlük stresini takip etmesine veya terapide ele alınacak konuları fark etmesine yardımcı olmak gibi alanlarda bir araç olarak kullanılabilir. Ancak psikoterapinin temelini oluşturan insani ve terapötik ilişkinin yapay zekâyla karşılanabileceğini düşünmüyorum. Terapist yalnızca bilgi veren ya da öneride bulunan kişi değildir; danışanı zaman içerisinde tanır, söylediklerinin yanı sıra söyleyemediklerini de fark etmeye çalışır, sahici bir duygusal bağ kurar. Yapay zekâ bu iletişim biçimini taklit edebilir ancak insanın kurduğu terapötik ilişkinin yerini alamaz.
Bu nedenle geleceğin psikoterapi modelinde sınırın, yapay zekâyı psikoloğun yerine koymak değil, psikoloğun değerlendirmesi ve gözetimi altında süreci destekleyen bir yardımcı araç olarak kullanmak şeklinde çizilmesi gerektiğini düşünüyorum.