Doç. Dr. Zuhal Baysar: “Sanatçı için uyum, ölümdür”
Haberin Eklenme Tarihi: 26.01.2026 11:54:00 - Güncelleme Tarihi: 26.01.2026 12:13:00Serginin başlığı “Yolun Ortasında Yüzeyin Altında” güçlü bir metafor içeriyor. Bu başlığı seçme sürecinizde sizi en çok hangi fikirler etkiledi ve izleyicinin ilk bakışta ne hissetmesini umuyorsunuz?
Sergi sanatçının mücadelesini baş köşeye oturtuyor, yol ve yolculuk kavramlarına da bu çerçeveden bakıyor. Yolculuk kavramı Batılı düşünürlerde bir yerden bir yere gitmenin ötesinde bir öğrenme, zihni açan ve insanı dönüştüren bir süreç.
Örneğin Charles Baudelaire’de yolculuk ideal ile gerçek arasındaki uçurumun metaforudur. Şiirlerinde yol; bazen davetkâr bir rüya, bazen trajik bir kaderdir. Kaçış, tatminsizlik, gitmek ve kalmak temalarını yoğun bir şekilde işler. Ancak Baudelaire bilir ki fiziksel yolculuk sorunu çözmez, benlik her yere seninle gelir. Buna karşın David le Breton yolu insanın bedenini ve ruhunu yeniden icat etmesi olarak görür. Yıkmak ve yeniden yapmak… Emerson, Baudelaire gibi umutsuz yaklaşmasa da yolculuğu ancak bireyin kendi içine doğru gerçekleştiğinde anlamlı bulur. Onun eşsiz metaforuyla “Dev” insan benliği, egosu, her yere bizimle gelir.
Doğu felsefesinde de yolculuk manevi içsel, varoluşsal bir süreçtir. Taoizm’de Tao yoldur. Aynı şekilde Sufizm’de yolculuk içe doğrudur. Mevlâna “Yol senin yolundur ve yalnız senindir. Başkaları seninle yürüyebilir ama kimse senin yerine yürüyemez” der.
Biz bu sergide yolun kendisine odaklanırken sanat serüvenini ve bireysel büyümeyi ön plana alıyoruz. Yıkmak ve yeniden yapmak, sanatsal sürecin en önemli ama cesaret gerektiren kısmıdır. Sanatçının yaratım sürecine ve eserin asla tam anlamıyla bitmeyeceğine olan derin inançla, varlığın yeniden ve yeniden keşfine çalışıyoruz. Bunun için de yüzeyin altında olup bitenler bizim için önemli. Çünkü yüzeyin altı bütün bu yıkma ve yapma sürecini yaşadığımız yer. Bütün bu süreçte yolda veya yüzeyin altında kalakalmak da var tabii. Emerson’un tarif ettiği o “dev”in etkisiyle kalakalmanın deneyimini de yaşatır bize sanat eseri. Bir eser yaratma çabası ve yapamamanın verdiği umutsuzluk hissi, karadelik gibi bizi içine çeker, keder çöker benliğimize. Kalakalma hali doğru karşılayabildiğimizde tam da ihtiyacımız olan şeydir: Kalakalma durumlarında içe bakmayı, düşünmeyi ve aramayı başarabildiğimizde, karşılaşmaları, rastlantıları yakalamayı başarabiliriz.
“Sergileme süreci eserin daima dönüşüp değişebileceğini kabul etmeyi gerektirir”
Bu sergide varış noktalarından çok yolun kendisine odaklanan bir yaklaşım hissediliyor. Sanatta “süreç” kavramı sizin küratoryal pratiğinizde nasıl bir yere sahip?
Bir sanatçıyı anlamak, eserin plastik meselesini çözmek, sanatçının mücadelesine tanıklık etmek benim için bir sergiyi kurarken büyük bir değer taşıyor. Bu noktada sanatçıyla sürekli iletişim içinde oluyorum. Serginin ruhunu, bağlamını birlikte yakalamak büyük önem taşıyor. Sergileme süreci eserin devamlı bir şekilde dönüşüp değişebileceğini kabul etmeyi gerektirir. Oyun ve deneysellik bence serginin mantığına çok yakın. Özellikle bu sergide daha çok deneysel bir yaklaşım var. Örneğin İlayda Azak, sergide seçtiğimiz bir duvara tebeşirle bir oda resmi çizdi. Bu çizimin içine kendi resimlerini yerleştirdi. Eski tüplü bir televizyonu bu duvar düzenlemesinin önüne konumlandırdık. Video işini orada sergiledik. Bu düzenleme tamamen sergilemeye karar verme aşamasında netleşti. İlk planımızda sadece video işi vardı. Civan Atik, serginin giriş kısmındaki alana enstalasyonunu kurarken heykellerini pleksiglas kutular içinde üst üste yerleştirerek sergiledi. Bu sergileme biçimi de tamamen son anda mekânla ilişkisini gördükten sonra karar verdiğimiz bir şeydi. Sergileme aşamasında sanatçının esere müdahale ettiği böyle çok örnek var. Sanatçıyı ve eserin sürecini tanımak burada önem kazanıyor.
“Küratör olmanın dışında ve belki de en önce bir eğitimci olarak buradayım”
Üretimin çoğu zaman görünmeyen, paylaşılmayan tarafını serginin merkezine alıyorsunuz. Bir küratör olarak sizi bu “yer altında kalan” üretim alanına çeken şey neydi?
Ben küratör olmanın dışında ve belki de en önce bir eğitimci olarak buradayım. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde uzun yıllardır eğitim veren bir hoca olarak sanatsal yaratımın sancılı sürecini yönetmeyi ve sanatsal disiplini öğretmeye çalışıyorum. Kendi sanatsal serüvenimde de maceranın sonunda ortaya çıkan eserden çok yaşanan sürece ve yere odaklanmanın önemli olduğunu düşünürüm hep. Kendimizle tanıştığımız o “yeraltı” görülmez ancak çok kanlı savaşlar verilir orada. Genç sanatçıların – öğrencilerimin üretimleri hakkında fikir sahibi olabilmem ve işlerinde kılavuzluk edebilmem için benim o yeraltında ne olduğuna dair bilgiye ihtiyacım var. Eserin projenin oluşum sürecinde ne gibi fikirler çıkıyor? Eser neye evriliyor? İşin plastiği ile bağlamı birbirini destekliyor mu? Eserle ve sanatçıyla gerçek karşılaşma yeraltında oluyor.
Küratöryal seçimlerinizde, eserin son halinden ziyade, o eseri doğuran sancıyı (yer altını) görünür kılan kriterleriniz nelerdi?
Rollo May yaratıcılığın en temel etmenlerinden birisinin karşılaşma olduğunu söyler. Dünya ve sanatçı arasındaki bu karşılaşma pasif bir gözlem değil, yoğunlaşma ve tutku doludur. Karşılaşma için kendisine fırsat vermelidir önce. Sonra bir de kaygı vardır. Normalde insanlar bu kaygıdan kaçmak için konformizme ve hazır kalıplara sığınırlar. Sanatçı için uyum, ölümdür. Sanatçı bu kaygıyı kucaklar. İşte tüm bu yaratma eyleminin altındaki sancı, kendiyle ve dünyayla karşılaşma tutkusu ve kaygının birlikteliğiyle olur.
“Sanatçıların her biri kendi meselelerine odaklandı ama yaratma ruhu ortaktı”
Sergide yer alan 15 sanatçı arasında belirgin bir üslup birliğinden çok, ortak bir ruh hâli hissediliyor. Bu birliktelik kendiliğinden mi oluştu, yoksa küratoryal bir yönlendirme söz konusu muydu?
Evet, ortak bir ruh hâli var. Bu sergide yer alan bütün sanatçılar benim öğrencilerim aynı zamanda. Hepsinin sanatsal süreçlerini biliyorum. Konuşmalarımız ve tartışmalarımızda sanatsal yaratımın ne olduğunu, sanatta deneyselliğin önemini, yaratma eyleminin özünü birlikte değerlendirdik. Bu sergi bir yıllık çalışmanın sonunda çıktı. Bu süreçte her biri kendi meselelerine odaklandı ama yaratma ruhu ortaktı. Hepsi bir eserin her daim yeniden ve yeniden evrilebileceğine, bir sanat eserinin katı statik bir nesneden çok dönüşüm ve değişim geçirebilen, sanatçısından çıktıktan sonra bile kendini farklı farklı konumlandırabilen sürprizli bir varlık olabileceğine inanıyordu. Eserin Ebru Önalan’ın giyilebilen heykellerinde olduğu gibi sürprizli, beklenmedik açılımlara olanak sağlayabileceğini, bir ritüelin parçası olabileceğini gördük hep birlikte.
“Sanatçı ve eğitimci olmak birbirini besleyen bir süreç yaratıyor”
Sanatsal yolculuklarının başındaki genç sanatçılarla çalışmak, küratör için de ayrı bir sorumluluk alanı açıyor. Bu süreçte sizin için en belirleyici olan hassasiyet neydi?
Sanatçıların heyecan ve motivasyonlarının her daim canlı tutulması ve desteklenmesi gerekiyor. Yaratma cesaretini canlı tutmak ve farklı ifade olanaklarını bulmalarına imkân vermek, sergileme yöntemlerini birlikte konuşmaya özen göstermek önemli.
Şunu da söylemek gerekir ki genç arkadaşlarla atölyedeki tartışmalarımız ve benim sanatımda yaşadığım yüzleşmelerim birbirini besliyor. Bazen sanatımda yaşadığım bir sorundan yola çıkarak derslerimde plastik bir mesele geliştiriyorum. Bazen atölyede tartıştığımız bir konu sanatsal çalışmalarıma yansıyor. Sanatçı ve eğitimci olmak birbirini besleyen bir süreç yaratıyor. Sanırım bunun en güzel yanı hiç bitmeyen bir kendini yenilemeye maruz kalmanız. Bu sizi dinç ve heyecanlı tutuyor. Yeni ifade biçimlerine cesurca girişebilmenizi sağlıyor. Genç sanatçıların bana kazandırdığı en önemli şey bu belki de: “Olabilir mi?” sorusunun cevabı: “Neden olmasın?”
“İzleyici yaratım anındaki o samimiyeti ve heyecanı yaşamalı”
Rastlantılar, bekleme hâlleri ve karşılaşmalar serginin önemli kavramları arasında. İzleyicinin mekân içinde bu hâlleri deneyimlemesini özellikle önemsediğiniz anlar ya da geçişler var mı?
Sergi içeri girdiğiniz andan itibaren izleyiciyi bu deneyimin içine çekecek şekilde tasarlandı. Bir an karanlık içinde patlayan ışıklı bir panodan geçip daha sonra “normal” bir sergi salonu gezmeye başlıyorsunuz ama ardından duvara çizilmiş bir ev atmosferinin içinde tüplü bir televizyonda stop-motion bir karakterin macerasını izliyorsunuz. Ardından ise tavandan sarkan örgü heykellerin karşısında kalakalıyorsunuz. Ne anlatıyor? Bir başka köşede artık bir oturma nesnesi olmayan bir koltuğun ses çıkardığını fark edebilirsiniz ayrıca. Yine soru sormanız gerekiyor: Ne sesi bu? Bizim bu sergide istediğimiz sanatçının karşılaşmalarını izleyicinin de deneyimlemesini sağlamak. İzleyici yaratım anındaki o samimiyeti ve heyecanı yaşamalı. Eserlerin heyecanlı devamlılığına tanıklık etmeli.
Küratörlük doğası gereği planlı bir kurgudur. Bu sergide planlı kurgu ile “rastlantı” arasındaki dengeyi nasıl sağladınız? Eserler birbirleriyle konuşurken küratör olarak nerede geri çekilip tesadüflere izin verdiniz?
Rastlantılar sanatçılarla eserleri arasındaki karşılaşmalarda doğdu önce. Serginin bir planı elbette ki vardı. Ancak eserlerin yer alacakları mekânlarla ve birbirleriyle karşılaşmalarında yeni yeni dinamikler doğdu. Yeri geldi sanatçı yeni müdahaleler yaptı, yeri geldi sergileme biçimini değiştirdik. Ebru Önalan’ın bir heykeli giyerek gezmesi fikri vardı önce. Sonra bu fikir, heykellerine sesin de katılmasının iyi olabileceğini akla getirdi ve sonra bu heykellerini bir ritüelin parçası hâline getirmeyi düşündü. Açılışta bir ritüel sergileme fikri böyle doğdu.
Sergi, sanatın kendi gerçekliğini kuran alternatif bir alan yaratma potansiyeline de işaret ediyor. Sizce bugün sanat, içinde yaşadığımız dünyaya nasıl bir “başka ihtimal” sunabilir?
İçinde bulunduğumuz dünyada birçok çıkmazla karşı karşıyayız. Sanatçılar bu noktada alternatif düşünme ve yaratma becerileriyle farklı disiplinlerden uzmanlarla bir araya gelerek, çözüm odaklı multi-disipliner çalışmalar yürütebilirler. Dönem topluca müdahalelerin, disiplinli düzenli ve uzun soluklu çalışmaların yapılması gereken bir dönem. Bu tür projelerin örnekleri var. Ben gelecekte bu çalışmaların artacağını ve sanatçıların, toplumsal projelerde daha fazla yer alacağını düşünüyorum.