Cem Kartal: “Âdem bizim simülasyonumuz aslında”
Haberin Eklenme Tarihi: 27.07.2026 15:25:00 - Güncelleme Tarihi: 27.07.2026 15:27:00"Âdem" fikri ilk olarak nasıl doğdu? Sizi bu romanı yazmaya iten temel soru neydi?
Özellikle son birkaç yıldır yapay zekâ ile alâkalı herhangi bir şey duymadan gün geçirmek imkânsız. Bundan birkaç yıl önce Microsoft’un denediği Tay adlı yapay zekâ birkaç saat içinde doğrusal mantık ve yüklenen veriler sayesinde Hitler’i övmeye başlamıştı. Ya da otonom sürüşlerde denemeleri yapılan yapay zekâ uygulamaları daha az riskli görerek çocuklara çarpmanın mantıklı olduğu sonuca vardı. İşte temel çıkış noktam tam olarak burası, yani yapay zekânın vicdan eksikliği oldu.
“Bugüne teknoloji ile değil, insan beyni ile ulaştık”
Kitaptaki "İnsanlığı geleceğe taşıyacak olan teknoloji mi, yoksa insanın kendisi mi?" sorusu oldukça vurucu. Kitabın merkezindeki yapay zekâ "Âdem", sizin için bir teknoloji ürünü mü, yoksa insanı anlamaya çalışan bir karakter mi?
Teknoloji ile medeniyetin karıştırılması epeydir devam eden bir kavram kargaşası. Bugün, örneğin Çin’deki teknolojik gelişmeleri “medeni” ilerlemeler olarak görüyor birçok insan. Oysa bahsettiğimiz “medeniyet” bireysel mülkiyetin veya hukukun eksik olduğu bir yer. Medeniyeti kültürel gelişmeden çıkarıp teknolojik ilerlemeye götürdüğünüzde ortaya çıkan çarpıtma bu işte. Bugüne teknoloji ile değil, insan beyni ile ulaştık. Hâliyle Âdem benim için sadece bir teknoloji ürünü ve insanı anlama gibi bir kapasitesi olduğunu düşünmüyorum. Aslında; sadece Âdem’in değil, yapay zekânın böyle bir kapasiteye ulaşabileceğini hiç sanmıyorum.
Romanınızda böylesine geniş ölçekli bir bilim kurgu evreni kurmayı tercih ettiniz. Bir yazar olarak bu süreç size en çok ne öğretti?
Yapay zekânın insanlığa birçok olumlu katkısı olduğu gibi negatif etkileri de olabileceğini söyleyebilirim. Daha esprili bir cevap vermek gerekirse, “Terminatör” filmindeki Sarah Connor’un haklı olduğunu öğrendim.
"Hikâyede ilk insan yok ama onu simüle eden Âdem var"
Romanın birinci babına "Ve Adem'e isimlerin hepsini öğretti" (Bakara, 31) ayetiyle başlayıp yıldızlar arası yolculuktaki en kritik aktöre "Âdem" ismini veriyorsunuz. Bu referansları insanlığın geleceğini emanet ettiğimiz dijital bir zihinle bağdaştırma fikri zihninizde nasıl şekillendi?
Oradaki esinlenmede Jean Baudrillard’ın simülasyon teorisine atıf var diyebiliriz. Bir noktada aşkın dünyanın simülasyonu olarak yaşadığımız gezegeni simüle etmeye çalışan birileri var hikâyede. Belki biraz fazla spekülatif olacak ama kendi istedikleri simülasyonu “yaratmaya” çalışıyorlar. Hikâyede ilk insan yok ama onu simüle eden Âdem var. Bakara suresindeki ayete atıf bununla alakalı.
Eserde hikâyeyi soyut bir evren yerine Türkiye, Rusya ve Almanya ittifakı ile çok uluslu şirketlerin acımasız suikastlarına dayandırıyorsunuz. Karakterlerin etrafındaki istihbarat savaşlarını kurgularken, uzay macerasını günümüzün katı jeopolitik gerçekleriyle harmanlamayı neden tercih ettiniz?
Böyle bir çalışmanın gerçekte yapıldığında ne gibi sonuçlarla karşılaşabileceğini düşündüm aslında. Özellikle çok uluslu şirketler; bunlara Globalizm taraftarı da diyebiliriz, doğal olarak Âdem ve onun çevresinde geliştirilen teknolojiyi ele geçirmeye çalışacaktı. Merkezi Türkiye olan hikâyede; çok da Avrasyacı kalmadan, bulunabilecek en iyi iki müttefikin Rusya ve Almanya olacağını düşündüm. Hâliyle uzay teknolojisine sahip Rusya, makine teknolojisine sahip Almanya ve fikrin sahibi Türkiye ortaklığı üzerinden devam etti hikâye.
Jeopolitik gerçeklerin başlangıç bölümünde bulunmasının bir diğer nedeni biraz da her şeyin suçlusu olarak yapay zekâyı göstermeme ihtiyacı. Bir önceki soruda da bahsettiğim gibi Âdem bizim simülasyonumuz aslında. Bizden tamamen ayrı ve hiç bilmediğimiz bir şey değil. Aynı vicdansızlık ne yazık ki jeopolitik nedeniyle her gün gözümüzün önünde yaşanıyor.
“Âdem"i okuyanların kitabı bitirdiğinde zihinlerinde hangi sorunun ya da duygunun kalmasını istersiniz?
Doğrusu insanların kitabı okuduktan sonra neler sorabileceğini veya neler hissedebileceğini hiç düşünmedim. Sadece “Güzel bir romandı” demelerini isterim diyebilirim.