Medeniyetin şifalı sesi
Haberin Eklenme Tarihi: 25.03.2026 16:02:00 - Güncelleme Tarihi: 25.03.2026 16:06:00İslam-Türk medeniyetinin sanat anlayışı ne sanat için ne de toplum içindir. Bu topraklarda müzik; ontolojik arayışların, tecellilerin, Elest Bezmi’nin hasretinin tercümanı hâline gelmiştir. Herhâlde bu yüzden olsa gerek, bin derde deva olarak nitelendirilmiştir.
17. yüzyıla damgasını vuran seyyahımız Evliya Çelebi, Edirne’deki II. Bayezid Külliyesi içerisinde bulunan “Şifahane” için bu sebeple; “Hastalara deva, dertlilere şifa, divanelerin ruhuna gıda ve def’i sevda” demiştir. Çünkü dönemin Avrupa’sında akıl hastaları zincire vurulur hatta yakılırken, Osmanlı dünyasında onların tedavisi müzik, su sesi ve güzel kokularla yapılmıştır.
Akıl hastaları her dönemde cemiyetin içerisinde olmuş. Bazen tekkelerin müdavimleri iken bazen “meczup” olarak adlandırılıp kendilerinde bir hikmet aranmış. Zira cezbeye kapıldıklarına inanılıp, hakikatin neşvesini aldıkları düşünüldüğünden “perdenin onlardan kaldırıldığı” düşünülmüş. Hatta deliyi bile velilikle beraber yâd etmişler. Tımarhane tabiri dahi tımarın “okşamak” mânâsından isimlendirilmiş.
Nasıl ki bir hava değişimi insanı bedenî ve ruhî olarak etkiliyorsa, müzik de aynı şekilde tesir eder diye düşünülürmüş eskiden. Bu yüzden Osmanlılar musikiyi hastalıkların tedavisinde kullanmayı denemişler. Makamlar, o dönemin insanına bir çağrışımda bulunurmuş. Mesela Hüseynî makamı gayet pastoral olmakla birlikte, Hicaz makamı rahatlık ve rehavet verirmiş. Bu yüzden çocuklara ninniler Hicaz makamında okunurmuş ki rahatlasın da uyusun. Askerî cesareti teşvik eden Rast ve ailesi de bu sebeple mehterde tercih edilmiş.
İşte II. Bayezid Külliyesi’nde bulunan Şifahane’nin mantığı da buradan gelmekte olup hastanenin akustiğine bu hikmetle ehemmiyet verilmiş. Hastaneye gelen hanende ve sazendeler (müzisyenler) haftanın belli günlerinde şifahaneye gelip müzik çalıyor, havuzun etrafında onları dinleyen hastalar da bu şekilde rahatlıyor ve hastalıklarını daha rahat yenmeleri sağlanıyormuş. Burada yalnız müzik değil, bilhassa psikolojik hastalıkları olanlara halı dokumak gibi bazı meşguliyetler de veriliyormuş.
Demek ki İbn Sina Kitabü’ş-Şifa eserinde, “tedavinin en iyi ve en etkili yollarından biri hastanın aklî ve ruhî güçlerini artırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele için cesaret vermek, hastanın çevresini sevimli hâle getirmek, ona en iyi musikiyi dinletmek ve onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir” diye boşuna dememiş.
Makam makam tedavi
Önceleri Şam’da Selçukluların Nureddin Hastanesi, Kayseri’de Gevher Nesibe Tıp Medresesi ve Maristanı, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası ve Amasya Darüşşifası’nda tatbik edilen müzikle tedavi usûlü, Osmanlı zamanında Fatih Darüşşifası, II. Bayezid Darüşşifası ve Süleymaniye Darüşşifası’nda geliştirilmişti.
Bilhassa Edirne’deki Bayezid Darüşşifası bu işin merkezî konumu hâline gelmişti. Sultan II. Bayezid’in Mimar Hayreddin’e yaptırdığı külliyenin bir parçası olan Darüşşifa, akustiği ve planlaması müzik ile tedaviye uygun şekilde yapılmıştı. Buradaki musikiyle tedavi konusunda bilgi aktaran Evliya Çelebi, haftanın üç günü on kişiden oluşan sazende ve hanende ekibinin merkezî binada hastalara fasıllar sunduklarını belirtmektedir. Ayrıca saz müziğinin yanında su sesi dinletildiği; sümbül, reyhan, lâle gibi güzel kokular kullanılıp hastaların rahatlatılmasının sağlandığı aktarılmaktadır sırlı seyyahımızın kaleminden.
Osmanlı şair hekimlerinden Şuurî Hasan Efendi’nin Tadilü’l-Emzice adlı eserinde ise, hastalıkların müzik makamları ile olan irtibatı ve hangi makamın neye iyi geldiği anlatılmaktadır. Buna göre; Rast Makamı, havale ve felç illetine devadır. Irak Makamı, har mizaçlılara ve hafakana faydalıdır. İsfahan Makamı, zihni açar, zekâyı artırır, hatıraları tazeler. Zengule Makamı, kalp hastalıklarının devasıdır. Rehavi Makamı, baş ağrısına devadır. Buselik Makamı, kulunç ve bel ağrılarının ilacıdır. Zirefkent Makamı, sırt ve eklem ağrılarının ve kuluncun tedavisinde faydalıdır. Büzürk Makamı, ateşli hastalıklara iyi gelir, zihni temizler, vesvese ve korkuyu uzaklaştırır, fikre yön verir. Hicaz Makamı, idrar zorluğuna iyi gelir. Uşşak Makamı kalp, karaciğer, sıtma ve mide hastalıklarının ilacıdır. Neva Makamı, gönül okşayıcıdır. Kötü düşünceleri uzaklaştırır, ırku’n-nisa’ya iyi gelir (kadın hastalıkları). Hüseynî Makamı, ferahlık verir. Çocukların kalp ve ruhlarının iltihabını söndürür; ateş düşürür.
Farabî de asırlar evvel makamların insan psikolojisinde hangi tesirleri bıraktığını açıklamış. Mesela Rast, neşe ve huzura sebebiyet verirken, Rehavi sonsuzluk, Küçek hassasiyet, Büzürk çekinme, sakınma hassalarını harekete getirirmiş. İsfahan hareket kabiliyeti ve güven, Neva lezzet ve ferahlık, Uşşak gülmeyi teşvik eder; Zirgüle uyku, Saba cesaret ve kuvvet, Hüseynî sükûnet ve rahatlık verirken, Hicaz alçakgönüllülük hissini geliştirirmiş.
Müzik ile tedavi konusunda çok da fazla bir bilgi sahibi olduğumuz söylenemez. Ancak günümüzde de bu tür tedavi usullerinin kullanıldığını görmekteyiz. Bilhassa Hollanda bu tür uygulamaların labaratuar çalışmalarını yapmakta. Müzik dinlettikleri hayvanların dinletilmeyenlere oranla daha verimli süt verip daha sakin olduklarını kayıt altına almaktadır.
Yine İsveç’teki Göteborg Üniversitesi’ne bağlı Sahlgrenska Tıp Fakültesi’nde yapılan bir araştırmada, müziğin hastalıkların tedavisinde ilaçlarla birlikte kullanılması tecrübe edilmiş ve ilk tetkiklerde de umut verici neticeler elde edilmiştir. Bu projenin başında bulunan Björn Vickhoff, “çeşitli müzik türlerinin vücutta yarattığı etkinin ne olduğunu ve ayrıca beyin ile ilgili hastalıklarda uygulanan tedavilerin yanında müziğin ne gibi bir reaksiyon oluşturduğunu gözlemleme fırsatı bulacaklarını” ifade etmiş ve ilaçları destekleyici bir tedavi usulü olarak müziğin kullanılmasını teklif etmişti.
Ayrıca İngiltere’nin başkenti Londra’da konferans veren Darüşşifa Müzik Araştırma ve Uygulama Topluluğunun kurucularından Prof. Dr. Levent Öztürk, Osmanlı dönemindeki müzik, su ve güzel kokuyla nasıl tedaviler geliştirdiğini anlattıktan sonra İngilizler tarafından büyük ilgi ve beğeni toplamış ve bu yöntemin modern tıpta da kullanılabileceğine dair İngiliz bilim adamlarıyla istişarelerde bulunmuştu.
Diğer taraftan Öztürk, Almanya’da yaşayan müzik terapisti Duygu Duran Orlowski ile zekâ geriliği olan bir çocuğun uyku problemini çözmek için bir çalışma yürütmüş ve başarılı sonuçlar alarak müzikle terapi üzerine uluslararası sağlık dergisinde makaleler yayımlanmıştı. Böylelikle hiç ilaç kullanmadan uyku düzenini sağlayarak büyük bir başarıya imza atan Öztürk, Almanya’daki diğer doktorların da dikkatini çekmeyi başarmıştı.
Astanalı psikologlardan olan Kumısjan Mukaşeva da, benzer şekilde Kazak geleneksel müzik aleti kobızı, bu defa depresyon tedavisinde kullandı. Çocukluğunda gittiği bir müzik okulunda kobız çalmayı öğrenen Mukaşeva, müzikle tedavi usulünden haberdar olunca kendi hastalarına bunu tatbik etmeyi denemiş ve yaklaşık 20 yıldır da insanları bu şekilde tedavi etmeye devam etmektedir. Dede Korkut’un icat ettiği müzik aleti olarak bilinen kobızı çalan Mukaşeva, kobız sesinin insanları kötü enerjiden temizlediği görüşünde.
Bunun gibi birçok farklı ülkede hem hastaların moral ve motivasyonunun yükseltilmesinde hem de spesifik birtakım hastalıklara doğrudan uygulanan bir tedavi olarak müzik tercih edilmekte ve gün geçtikçe de kullanılma oranı artmaktadır. Zira insanın yalnız bedenden ibaret olmadığı, en kritik hastalıklarda bile motivasyonun ne kadar ehemmiyetli olduğu her an daha iyi anlaşılmaktadır.