Millî irade veya hiç!

Haberin Eklenme Tarihi: 29.07.2026 14:15:00 - Güncelleme Tarihi: 29.07.2026 14:17:00

Anayasa taslağı üzerindeki tartışmalar devam ediyor ve etmelidir. Pek çok olumlu maddeler de getiren bu taslağın "asırlara dayanıklı bir anayasa"ya dönüşmesi için en geniş ölçülerde aydınlanmamız lazım.

Çünkü anayasalar, milletlerin siyasi, hukuki ve sosyal kaderini çizerler. Bunun alın yazısından farkı, (demokrasilerde) milletin kendi "yazı"sını, kendi eliyle yazma imkânı bulmasıdır.

Anayasa üzerindeki tenkidlerin kimisi çok yerindedir. Kimi solcuların yaptıkları ise Anayasa düzeltmekten çok, rejim kavgasına benziyor.

Ama anarşiyle kazanmaya kalktıkları rejim kavgasını kaybetmişlerdir. Millet hayatımı kana boğanların saldıkları dehşet ezilmiştir. İtibarları zaten yoktu, şimdi hiç kalmamıştır. Bizi sürüklemek istedikleri batak işçiye de köylüye de işsize de malumdur. Hukuk ve hürriyetin baş düşmanları, hukuk ve hürriyete olan aşklarını boşuna söylüyorlar. İnsan haklarını nasıl bir ara düşmanı iştihasiyle beklediklerini dünya halkı, 1917’lerden beri biliyor.

Onun için Anayasa taslağı üzerinde kıyasıya tartışmaya değer ama onlarla tartışmaya değmez. Onların en akıllıları, işte Fransa'da bile... Seçimi kazandıkları hâlde İktidarı kaybetmişlerdir.

İstedikleri rejimin tutunması, hakla, hukukla, anayasa ile değil, ancak sopa, silah ve zindanlarla olabilir ki.. O kadarını başarmak için Marks'ı, Lenin'ı, Mao'yu diriltmeye lüzum yok. Idi Amin veya Babrak Karmal dahi, sopalı sosyalizmin daniskasını başarabilirler.

Anayasa'yı tenkid edenlere hayretle bakıyorum: 1961 Anayasası gibi bu tasarıda da millî iradenin hakkıyla temail edilmediğinden hiç tasalanmıyorlar. Halbuki:

Bir ülkede "bürokratik irade" hâkimse, adı ve seçim tarzı ne olursa olsun, orada diktatörlük veya muhtemel diktatörlük vardır. Millt irade hakimse, adı kralık veya imparatorluk dahi olsa, o ülkede demokrasi varda. Misal: İngiltere, Japonya, Hollanda.

Millî İrade, dillerden düşürmedikleri "Atatürkçülük"ün de kendisidir. Çünkü, memleketin işgal edildiği şartlarda bile TBMM'ni toplayan ve o Meclis'in alınlığına, "Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir" düsturunu yazdıran Mustafa Kemal'dir. O kadar da değil:

Millî Mücadele dediğimiz, o çetin kader savaşı da ancak 1. TBMM'nin hür iradesi, sert ve ciddi denetimi altında yapılıp kazanılabilmiştir. Zaten düşman sürüleri, Sakarya kıyısında hayal otlamaya gelmişken bile M. Kemal ve Ordu, "Milllî İrade"yi "hâkim ve amil" kılan Meclis'e dayanmayıp da kime dayanabilirlerdi...

Atatürkçülüğü, "halkçılık, devletçilik, laiklik" va gibi her telden çalan, her rejime uyan ve her ağızda değişen birtakım bulanık umdelerde niye arıyorsunuz? Atatürk sadece milliyetçi ve millî iradeci yani "meşruiyetçidir." Zaten bir ülkede her şeyin milliyetçilik ve meşruiyetçilikten çıkacağı, "Sloganlar" ile devlet idare olunmayacağı unutulmamalıdır.

Atatürkçülüğün bu açık ve gerçek anlaşılışına nedense kimse razı olmuyor. Bu kav ramı karmaşık ve belirsiz tutmak çoklarının İşine geliyor? Neden öyle yapıyorlar?

Çünkü, demokrasiye İnanmıyorlar. Sol, millî iradeden yani gerçek demokrasiden nefret ediyor. Bürokrasi de öyle...

Bir kenara çekilip millet hakimiyetinin tecellilerini seyrederse, "dizginler" elden kaçar diye korkuyorlar. Ama, demokrasi dışarıdan dizginlenemez, kontrolü ve dengeyi ancak kendi içinde bulabilir.

Bu taslakta temel kusur. Millî irade ile seçilecek Meclis'in karşısına korkunç yetki ve dokunulmazlıklarla techiz edilmiş birçok bürokratik Kurul ve Konseyler çıkarmasıdır.