Pekin ve Yeni Delhi yeni bir denge mi kuruyor?
Haberin Eklenme Tarihi: 22.09.2026 14:53:00 - Güncelleme Tarihi: 22.09.2026 14:55:0012 Eylül 2026’da Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin Yeni Delhi’de gerçekleşen görüşmesi; Çin-Hindistan ilişkilerinde son yıllarda görülen kontrollü normalleşmenin yeni bir aşamaya taşındığını gösteren önemli bir diplomatik temas niteliğindedir. Görüşmenin BRICS Zirvesi’nin hemen yanında gerçekleşmesi, ikili ilişkilerin Çin-Hindistan sınır anlaşmazlığı bağlamında okunamayacağını ortaya koyuyor. Xi, Çin’in Hindistan'la ilişkilerini stratejik ve uzun vadeli bir perspektiften ele aldığını vurguladı. İki ülke, rakip konumlardan ziyade ortaklar olması gerektiğini savundu. Modi ise sınır bölgelerinde barış ve istikrarın ikili ilişkilerin gelişmesinin temel koşulu olduğunu belirtti. Dolayısıyla görüşmenin söylemsel düzeyinde iki farklı öncelik belirginleşiyor: (i) Pekin ilişkileri geniş jeopolitik çerçeveye yerleştirirken; (ii) Yeni Delhi güvenlik sorununu ilişkilerin normalleşmesi için temel eşik olarak konumlandırıyor.[1]
Fakat stratejik ve uzun vadeli bakış açısı ifadesi bu nedenle diplomatik nezaket cümlesi olarak değerlendirilmemelidir. Çin dış politikasında uzun vadeli perspektif, belirli bir sorunun kısa vadeli çözümünden ziyade güç ilişkilerinin zamana yayılan biçimde yönetilmesini ifade eden daha geniş bir stratejik mantığa işaret ediyor. Xi’nin kullandığı dilde Çin-Hindistan ilişkilerinin sınır sorunu, ticaret açığı veya vize problemleriyle sınırlı bir ikili dosya olmaktan çıkarılması dikkat çekiyor. Pekin açısından temel mesele, Hindistan’ın yükselen bir güç olarak Çin’le hangi düzeyde rekabet edeceği ve iki ülkenin değişen uluslararası sistem içerisindeki konumlarının nasıl düzenleneceğidir. Bu nedenle Çin’in uzun vadeli yaklaşımının ilk şifresi çatışmayı ortadan kaldırmak değildir, çatışmanın yönetilebilir sınırlar içerisinde tutulmasıdır.[2]
Bu yaklaşımın arka planında 2020 Galwan çatışmasının yarattığı stratejik kırılma bulunuyor. 2020 öncesinde Çin-Hindistan ilişkileri sınır anlaşmazlığına rağmen ticari ilişkilerin büyümesi ve üst düzey diplomatik temasların sürdürülmesi üzerinden yönetildi. Galwan sonrasında ise Yeni Delhi Çin’e ilişkin güvenlik algısını sertleştirdi. Çin yatırımlarına yönelik denetimler artırıldı, bazı Çinli dijital platformlara yönelik yasaklamalar getirildi ve ekonomik ilişkiler ulusal güvenlik perspektifinden daha yoğun biçimde ele alınmaya başlandı. 2024’te sınırda devriye düzenlemeleri konusunda sağlanan anlaşma ve sonrasında askerî gerilimin düşürülmesi bu nedenle sınır yönetimine ilişkin teknik bir gelişme değildir. Bu süreç, iki devletin ilişkilerdeki kopuşun maliyetini fark ederek kontrollü bir yeniden angajman arayışına girdiğini gösteriyor.[3]
Güvenlikten ekonomiye uzanan stratejik hesap
Çin açısından sınırda istikrarın sağlanması daha geniş bir stratejik amaca hizmet ediyor. Himalayalar’da sürekli askerî gerilim yaşanan bir Hindistan, Çin’in batı ve güneybatı çevresinde daha fazla askerî kaynak ayırmasını gerektiriyor. Pekin’in uzun vadeli hesaplaması bakımından Hindistan’la yaşanacak yeni bir sınır kriz ikili ilişkileri bozma potansiyeline sahiptir. Ayrıca Çin’in Hint-Pasifik, Tayvan Boğazı, Güney Çin Denizi ve ABD ile rekabet gibi daha geniş stratejik önceliklerine de kaynak aktarımını zorunlu kılabilir. Bu nedenle Çin için Hindistan’la kontrollü bir istikrar, doğrudan bir ittifak ilişkisi yaratmaktan çok stratejik çevrede yeni bir kriz cephesinin oluşmasını engelleme işlevine sahiptir. Bu durum realist teori açısından güvenlik ikileminin yönetilmesi olarak okunabilir.
Fakat Pekin’in Hindistan’a yönelik yaklaşımını güvenlik kaygısıyla açıklamak eksik kalacaktır. Çin-Hindistan ticareti son yıllarda önemli ölçüde büyüdü ve 2025’te ikili ticaret 155 milyar doların üzerine çıktı. Hindistan’ın Çin’den yaptığı ithalatın yüksek düzeyi, Yeni Delhi’nin Çin ekonomisine ilişkin yapısal bağımlılığını ortaya koyuyor. Hindistan açısından temel sorun, Çin’le ekonomik ilişkilerin hacmi değildir. Bu ilişkinin asimetrik niteliğidir. Çin Hindistan’ın en önemli ithalat kaynaklarından biri hâline gelirken Hindistan’ın Çin’e ihracatı aynı ölçekte gelişmiyor. Xi’nin 12 Eylül görüşmesinde “ticaretin yeni bir rekor seviyeye ulaştığını” vurgulaması bu nedenle önemlidir. Pekin ekonomik karşılıklı bağımlılığı ilişkilerin istikrarlaştırıcı unsuru olarak sunarken Yeni Delhi ticaret açığı ve piyasa erişimi sorunlarını gündemde tutuyor.[4]
Burada Çin’in uzun vadeli yaklaşımının ikinci şifresi ortaya çıkmaktadır, ekonomik karşılıklı bağımlılığın stratejik istikrar aracına dönüştürülmesi. Çin için Hindistan sınır komşusu veya bölgesel rakip değildir. Dünyanın en büyük ve en hızlı büyüyen ekonomilerinden biridir. Hindistan’ın ekonomik yükselişi Çin açısından hem rekabet hem de pazar potansiyeli yaratıyor. Pekin’in Hindistan’la ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini istemesi, Hindistan’ın Çin’e yönelik güvenlik politikalarının ekonomik alanda tam bir ayrışmaya dönüşmesini engelleme çabası olarak değerlendirilebilir. Bu durum tırmanmanın yerine kontrollü karşılıklı bağımlılık stratejisinin tercih edildiğini gösteriyor. Çin açısından Hindistan’ın Batı ekonomik sistemine tamamen eklemlenmesi, uzun vadede Çin’in Güney Asya’daki ekonomik etkisini azaltabilecek bir gelişmedir.
Çin’in Hindistan hesabı: ABD’ye karşı stratejik özerklik
Pekin’in Hindistan politikasının sadece ikili ilişkiler çerçevesinde değerlendirilmesi, Çin’in asıl jeopolitik hedeflerinden birini görünmez hâle getiriyor. ABD’nin Asya’daki stratejik konumuna karşı daha parçalı ve çok merkezli bir bölgesel düzen oluşturuyor. Çin-Hindistan ilişkilerinin iyileştirilmesi, ABD-Hindistan yakınlaşmasının Çin açısından yaratabileceği stratejik baskıyı azaltabilecek bir sonuç doğurabilir. Hindistan’ın ABD, Japonya ve Avustralya ile Quad içerisindeki iş birliği Çin açısından ciddi bir stratejik sorun oluşturuyor. Pekin, Hindistan’ı ABD liderliğindeki bir Çin sınırlama mimarisinin kalıcı unsuru hâline getirmek istemiyor. Xi’nin Hindistan’la ortak kalkınma, küresel barış ve çok kutupluluk vurguları bu bağlamda okunmalıdır.[5]
Bu noktada Hindistan’ın stratejik özerklik politikası Çin açısından önemli bir fırsat alanı yaratıyor. Yeni Delhi, Soğuk Savaş sonrasında olduğu gibi belirli bir büyük güç blokuna tamamen bağlanmaktan kaçınıyor. ABD ile savunma ve teknoloji alanında ilişkilerini geliştirirken Rusya ile tarihsel stratejik bağlarını koruması, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi Batı dışı platformlarda aktif olması bu yaklaşımın göstergeleridir. Çin’in Hindistan’la ilişkileri yeniden yapılandırma çabasının altında yatan hesaplardan biri, Hindistan’ın bu çok yönlü dış politika tercihinin korunmasıdır. Pekin açısından Hindistan’ın ABD ile ortaklık geliştirmesi başlı başına sorun değildir. Daha kritik mesele, bu ortaklığın Çin karşıtı kurumsal bir ittifaka dönüşmesidir.[6]
Bu nedenle Xi’nin stratejik ve uzun vadeli ifadesi, Hindistan’ın ABD’den uzaklaştırılması şeklinde dar bir hedefe indirgenmemelidir. Realist okuma, Hindistan’ın ABD-Çin rekabetinde tamamen hizalanmış bir aktöre dönüşmesini önleme çabasıdır. Çin’in Hindistan’a sunduğu ilişki modeli, Washington’un güvenlik ortaklığı modelinden farklıdır. Pekin, Hindistan’ın kendi kalkınma ve dış politika tercihlerini sürdürmesini kabul eden fakat iki ülke arasında doğrudan çatışmayı sınırlayan bir ortaklık çerçevesi geliştirmeye çalışıyor. Bu yaklaşım, Çin’in çok kutuplu dünya söylemiyle uyumludur. Çok kutupluluk burada normatif bir uluslararası düzen tasavvuru değildir, Konfüçyüsçülük ile bağdaştırılmış farklılıkların bir aradaki uyumuna atıftır. Ayrıca realist anlamda ABD’nin ittifak ağlarının Asya’daki stratejik etkisini sınırlayabilecek bir güç dağılımı modeli olarak işlev görüyor.
BRICS’ten Küresel Güney’e: Rekabet ve iş birliğinin yeni zemini
BRICS boyutu bu stratejinin daha geniş bir boyutunu ortaya çıkarmaktadır. 2026 BRICS Zirvesi’nin Yeni Delhi’de düzenlenmesi, Xi’nin Hindistan ziyaretinin ikili diplomasi olarak kalmasını engelledi. Çin ve Hindistan burada iki rakip Asya gücü olarak boy göstermedi. BRICS'in temsilcileri ve Küresel Güney içerisinde önemli aktörler olarak konumlanıyor. Bu durum Çin açısından önemli bir söylemsel avantaj sağlıyor. Çin, Hindistan’la ilişkilerini Batı-Doğu ikiliğinin dışına taşıyarak iki ülkeyi gelişmekte olan dünyanın temsilcileri olarak tanımlayabiliyor. Hindistan ise bu çerçeveyi kendi stratejik özerklik politikasını güçlendirmek için kullanıyor. Dolayısıyla BRICS, Çin-Hindistan rekabetini ortadan kaldırmayan fakat rekabetin gerçekleştiği siyasal zemini genişleten bir platformdur.
Yeni ve derin bir rekabet alanı potansiyeli ise Küresel Güney’in liderliğidir. Çin uzun süredir kendisini gelişmekte olan ülkelerin kalkınma deneyimlerini temsil eden büyük bir güç olarak sunuyor. Hindistan ise son yıllarda kendisini Küresel Güney’in sesi olarak daha görünür biçimde konumlandırıyor. Yeni Delhi’nin G20 döneminde Küresel Güney söylemini öne çıkarması, Çin’in bu alandaki diplomatik etkisiyle örtüşen bir alan yarattı. Akademik literatürde Çin ve Hindistan’ın Küresel Güney üzerindeki liderlik iddialarının esnek ve pragmatik stratejiler üzerinden geliştiği vurgulanıyor. Dolayısıyla Xi’nin Hindistan’la ortak kalkınma söylemi ikili ilişkilerin iyileştirilmesine ve Çin’in Küresel Güney içerisindeki liderlik konumunu Hindistan’la rekabet hâlinde yeniden üretme amacı da taşıyor.
Çin’in Hindistan politikasının üçüncü önemli şifresi bu nedenle rekabet ile iş birliğinin birlikte yürütülmesidir. Pekin’in Hindistan’ı tamamen bir rakip olarak tanımlaması, iki ülke arasındaki ekonomik ve diplomatik alanı daraltıyor. Hindistan’ı bütünüyle ortak olarak tanımlaması ise sınır anlaşmazlığı, Hint Okyanusu, Güney Asya ve ABD ile ilişkiler gibi alanlardaki çıkar çatışmalarını göz ardı etmek anlamına geliyor. Xi’nin "Rakip değiliz, ortağız"[7] şeklindeki söylemi bu açıdan ilişkilerin maddi gerçekliğinden çok ilişkilerin nasıl çerçevelenmek istendiğini gösteriyor. Söylemsel düzeyde rakipliğin geri plana itilmesi, stratejik düzeyde rekabetin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Tam tersine Pekin, rekabeti doğrudan çatışmaya dönüşmeden yönetebileceği bir ilişki biçimi oluşturmaya çalışıyor.
Dört şifre, tek strateji: Rekabeti yönetmek
BRICS 2026 Zirvesi değerlendirildiğinde Xi’nin “stratejik ve uzun vadeli bakış açısı” ifadesinin dört temel şifresi ortaya çıkıyor. Birincisi sınır istikrarıdır. Çin yeni bir Galwan benzeri krizin ortaya çıkmasını istemiyor. İkincisi ekonomik karşılıklı bağımlılığın korunmasıdır. Pekin Hindistan’ın Çin ekonomisinden tamamen ayrışmasını önlemeye çalışıyor. Üçüncüsü Hindistan’ın stratejik özerkliğinin devamıdır. Çin, Yeni Delhi’nin ABD liderliğinde kurumsallaşmış bir Çin sınırlama mimarisinin parçası hâline gelmesini istemiyor. Dördüncüsü ise Küresel Güney ve çok kutupluluk söylemidir. Çin, Hindistan’ı Güney Asya’daki rakibi ve ABD merkezli uluslararası düzenin dönüşümünde kritik bir aktör olarak değerlendiriyor.[8]
Sonuç olarak 12 Eylül 2026 Xi ve Modi görüşmesi, Çin-Hindistan ilişkilerinde yakınlaşma kavramından daha dikkatli biçimde okunmalıdır. Burada görülen süreç bir ittifaklaşma değildir. Stratejik rekabetin kontrollü biçimde yönetilmesine yönelik bir diplomatik yeniden düzenlemedir. Çin’in stratejik ve uzun vadeli söylemi, Hindistan’ı Çin’in yanında konumlandırmaktan çok Hindistan’ın Çin karşıtı bir stratejik blokta kesin biçimde yer almasını engelleyen bir ilişki mimarisi kurmaya yöneliktir. Hindistan da Çin’le ekonomik ve diplomatik bağlarını yeniden geliştirirken sınır güvenliğini temel koşul olarak koruyor. Bu nedenle ortaya çıkan ilişki modeli rekabetçi karşılıklı bağımlılık olarak kavramsallaştırılabilir. İki devlet birbirlerini stratejik rakip olarak görmeye devam ederken ekonomik, diplomatik ve küresel yönetişim alanlarında iş birliği kanallarını açık tutuyor.
Notlar
[1] "India-China relations, from conflict to cautious thaw", Reuters, https://www.reuters.com/world/china/india-china-relations-conflict-cautious-thaw-2026-09-12, (Erişim Tarihi: 22.09.2026).
[2] "2026/1 “Between Rivalry and Rapprochement: The Trials and Trajectory of India-China Relations” by Manoj Kewalramani", ISEAS, https://www.iseas.edu.sg/articles-commentaries/iseas-perspective/2026-1-between-rivalry-and-rapprochement-the-trials-and-trajectory-of-india-china-relations-by-manoj-kewalramani, (Erişim Tarihi: 22.09.2026).
[3] "The Alternating Fortunes of India-China Dialogue Post-Galwan", ORF, https://www.orfonline.org/research/the-alternating-fortunes-of-india-china-dialogue-post-galwan? (Erişim Tarihi: 22.09.2026).
[4] "India's Modi and China's Xi push business links, border peace as ties revive", Reuters, https://www.reuters.com/world/china/chinas-xi-lands-delhi-brics-summit-indian-tv-channels-report-2026-09-12, (Erişim Tarihi: 22.09.2026).
[5] "The India–China reset will continue at the BRICS summit", Chatham House, https://www.chathamhouse.org/2026/09/india-china-reset-will-continue-brics-summit, (Erişim Tarihi: 22.09.2026).
[6] "BRICS and India's policy of strategic autonomy", Hindustan Times, https://www.hindustantimes.com/ht-insight/international-affairs/brics-and-indias-policy-of-strategic-autonomy-101788930781275.html, (Erişim Tarihi: 22.09.2026).
[7] "Xi, Modi conduct in-depth exchange of views, agree China, India should be partners", The State Council People's Republic of China, https://english.www.gov.cn/news/202609/12/content_WS6aa545dfc6d00ca5f9a0d28f.html, (Erişim Tarihi: 22.09.2026).
[8] "The India–China reset will continue at the BRICS summit", Chatham House, https://www.chathamhouse.org/2026/09/india-china-reset-will-continue-brics-summit, (Erişim Tarihi: 22.09.2026).