Kanserde 2026 eşiği: Küresel gelişmeler ve çocukluk çağı kanserleri
Haberin Eklenme Tarihi: 23.02.2026 14:34:00 - Güncelleme Tarihi: 23.02.2026 14:41:0021. yüzyılın ilk çeyreği kanser tedavisinde paradigmanın değiştiği bir dönem olarak kayda geçti. “Tek tip kemoterapi” anlayışından, tümörün genetik haritasına göre şekillenen akıllı tedavilere uzanan bu yolculukta artık daha seçici ilaçlar, hastaya özel kanser aşıları, hücresel tedaviler ve yapay zekâ destekli klinik karar sistemleri konuşuluyor.
ABD’deki Dana-Farber Cancer Institute tarafından 2026 başında paylaşılan değerlendirme, özellikle akut miyeloid lösemi ve pankreas kanseri gibi tedavisi zor alanlarda hedefe yönelik ilaçların yarattığı ivmeye dikkat çekiyor. RAS inhibitörleri, menin inhibitörleri, protein yıkıcı (degrader) moleküller ve radyoligand tedaviler gibi yeni nesil yaklaşımlar, bazı kanser türlerinde sağkalımı anlamlı biçimde uzatabilecek potansiyele sahip.
Öte yandan uzmanlar, kamuoyunda sıkça dile getirilen “Kanserin ilacı bulundu” söylemine temkinli yaklaşıyor. Kanser tek bir hastalık değil; yüzlerce alt tipi olan, genetik ve biyolojik olarak birbirinden farklı tabloların ortak adı. 2026 itibarıyla gelinen noktada, “tek bir mucize ilaçtan” değil; belirli kanser alt tiplerine yönelik giderek daha hassas ve etkili tedavilerden söz etmek daha doğru.
Tüm bu ilerlemeler, yalnızca yetişkinlerde değil, çocukluk çağı kanserlerinde de büyük önem taşıyor. Çünkü erken tanı ve uygun tedavi zinciri, çocuklarda yaşam şansını belirleyen kritik bir faktör. Bu küresel bilimsel ivme, çocukluk çağı kanserleri açısından da ayrı bir önem taşıyor. 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanseri Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Savaş Kansoy, çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık üçte birini löseminin oluşturduğunu vurguluyor. Özellikle ilk 5 yaşta daha sık görülen lösemide uzun süren hâlsizlik, sık enfeksiyon ve nedeni açıklanamayan morlukların dikkatle izlenmesi gerektiğini belirtiyor. Bugün dünyada bir yandan ileri moleküler tedaviler konuşulurken, diğer yandan erken tanının ve farkındalığın hâlâ hayat kurtardığı gerçeği değişmiyor.
Bugün dünyada bir yandan ileri moleküler tedaviler konuşulurken, diğer yandan erken tanının ve farkındalığın hâlâ hayat kurtardığı gerçeği değişmiyor. İşte bu noktada, kanser tedavisindeki dönüşümü ve kişiselleştirilmiş yaklaşımı sahadan aktaracak uzman görüşleri devreye giriyor.
Türkiye Kanser Kontrol Önleme ve Araştırma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı, Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Berrin Pehlivan, 2026 eşiğinde konuşulan dönüşümün yalnızca ilaç tedavileriyle sınırlı görülmemesi gerektiğini vurguluyor. Radyoterapide de kişiselleştirilmiş uygulamaların gündemde olduğunu belirten Prof. Dr. Pehlivan, “Artık radyoterapinin de tümörün genetik haritasına göre verilip verilmeyeceği, hangi doz ve şemayla uygulanacağı tartışılıyor. Bu alandaki çalışmaları yakından takip ediyoruz. Radyoterapinin bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri de giderek daha fazla değerlendiriliyor; bu da bizim açımızdan tedavinin boyutunu değiştiriyor” diyor.
“Radyoterapiyi es geçmek olmaz…”
Radyasyon onkolojisinin kanser tedavisinin temel bileşenlerinden biri olduğunun altını çizen Prof. Dr. Pehlivan, birçok hastada cerrahiyle birlikte ya da cerrahinin yerine geçebilen, ağrısız ve non-invaziv seçenekler sunabildiklerini ifade ediyor. “Radyoterapiyi es geçmek olmaz. Bugün pek çok noktada cerrahinin yerini alabildiğimiz durumlar var” değerlendirmesinde bulunuyor.
Toplumdaki “kanser hep ileri evrede yakalanıyor” algısının gerçeği tam yansıtmadığını da belirten Prof. Dr. Pehlivan’a göre, bu yaklaşım hastalığa dair umutsuzluğu besliyor. “Oysa hâlâ cerrahi ve radyoterapiyle tedavi ettiğimiz çok geniş bir hasta grubumuz var. Erken evre kanserlerde yüzde 80-90’lara varan tedavi oranlarından söz ediyoruz” diyor.
“Asıl başarıyı getiren kombine tedaviler”
Prof. Dr. Pehlivan, kamuoyunda sıkça gündeme gelen “mucize tedavi” tartışmalarına da temkinli yaklaşıyor: “Ne immünoterapi, ne aşılar ne de akıllı ilaçlar tek başına kanseri çözebilir. Kanser, çok sayıda mekanizmanın bir araya gelmesiyle gelişen bir hastalık. Bu nedenle asıl başarıyı getiren kombine tedavilerdir.”
Son dönemde yurt dışında ses getiren deneysel çalışmalara atıf yapan Prof. Dr. Pehlivan, esas vurgunun tek bir yöntemin başarısından çok, eş zamanlı olarak birden fazla biyolojik yolun baskılanmasına dayanması gerektiğini söylüyor. “İleri evrede yalnızca tek bir yolu hedeflediğinizde kanser hücreleri başka mekanizmalarla çoğalmaya devam edebiliyor. Ancak bu yolları aynı anda bloke ettiğinizde çok daha uzun süreli ve etkili sonuçlar almak mümkün” ifadelerini kullanıyor.
Erken tanı ve yapay zekâ başlığında radyasyon onkolojisinin zaten uzun süredir teknolojiyle iç içe olduğunu belirten Prof. Dr. Berrin Pehlivan, bu alanda dönüşümün yeni başlamadığını söylüyor: “Biz radyasyon onkolojisinde 25 yılı aşkın süredir yapay zekâyı adım adım kullanıyorduk. Başlangıçta daha çok angarya diyebileceğimiz planlama ve hesaplama süreçlerinde destek alıyorduk. Ancak son 1-2 yılda yapay zekâ yalnızca iş yükümüzü azaltmakla kalmadı, yaptığımız işin doğruluğunu ve hassasiyetini de belirgin biçimde artırdı.” Pehlivan’a göre tıpta teknolojik gelişmelerden en fazla payı alan alanlardan biri radyasyon onkolojisi; bundan sonraki aşamada ise yapay zekâ destekli karar sistemlerinin erken tanıdan tedavi planlamasına kadar daha standart, erişilebilir ve güvenli uygulamalar sunabilmesi için etik çerçeve, veri güvenliği ve eşit erişim başlıklarının eş zamanlı olarak yönetilmesi gerekecek.
“Kanser tek bir hastalık değildir”
Prof. Dr. Berrin Pehlivan’ın kombine tedavi ve kişiselleştirilmiş yaklaşım vurgusunun ardından, İzmir Özel Tınaztepe Galen Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tülay Akman da kanser tedavisinde “tek bir mucize ilaç” söylemine bilimsel bir çerçeve çiziyor:
“Kanserin ilacı bulundu” söylemi sıkça duyduğumuz fakat bilimsel olarak tam doğru olmayan bir söylemdir. Kanser tek bir hastalık değildir, yüzlerce farklı biyolojik alt tipten oluşmaktadır, oluşum mekanizmasında her tümörde farklı genetik mutasyonların farklı yolakları etkilemesi rol oynamaktadır. Aynı patolojik tanısı olan hastalarda bile kanser hastalığının heterojen olması ve buna bağlı tedavi yanıtlarının değişken olması sebebiyle yeni onaylanan yeni hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapilerle kanser tedavisinde başarılı sonuçlar elde edilse de bunu tüm kanser tiplerinde genellemek bilimsel araştırmalar ile desteklenmeden çok doğru değildir. Her kanser türü farklı genetik değişiklikler ve davranış özellikleri gösterir. Tüm kanser tedavilerinde kullanılabilen tek bir ilaç bulunmamaktadır. Ancak birçok kanser türünde tedavi başarısı yeni nesil tedavilerle belirgin şekilde artmış, bazı kanser alt tiplerinde uzun süreli kontrol veya kalıcı yanıt mümkün hale gelmiştir. Onkolojik tedavilerde, ‘kanser tedavisinde tek ilaç’ yerine, kişiselleştirilmiş çoklu tedavi yaklaşımı ön plandadır.”
“Her hastaya aynı tedavi yerine bireyselleştirilmiş yaklaşım gerekmektedir”
Prof. Dr. Akman, kişiselleştirilmiş tedavinin merkezinde yeni nesil genetik sekanslama testlerinin bulunduğunu vurguluyor:
“Kanser tedavisinde son yıllarda artık her bireyin kanser tipi aynı olsa da kullanılan tedavilere yanıtlarının çok farklı olduğunu bilmekteyiz. Bu sebeple artık her hastaya aynı tedavi yerine bireyselleştirilmiş kanser tedavisi yapılması gerekmektedir. Bireyselleştirilmiş kanser tedavisinde öncelikle yeni nesil genetik sekanslama testleri (NGS) yapılarak tümörün genetik özellikleri belirlenir. Bu sonuçlara göre yapılan tedavi planlaması, hedefe yönelik ilaçlar, immünoterapi gibi ilaçların kullanılması ‘her hastaya aynı tedavi’ yaklaşımının yerine günümüzde geçen modern onkoloji yaklaşımıdır. NGS testleri, tümörde birden fazla genetik değişikliği aynı anda inceleyen moleküler testtir ve hedefe yönelik tedavi seçimi için kritik rol oynar. Özellikle ileri evre kanser hastalığında hedef mutasyonlar ve genetik değişiklikler saptanarak doğru zamanda doğru hedefe yönelik tedaviler verilir ve bu şekilde tedavi başarısı artar. Hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler ile doğru hedefe daha seçici etki, daha yüksek yanıt olasılığı sağlanmaktadır. Hedefe yönelik tedaviler direkt kişide saptanan genetik mutasyonları hedeflediği için yan etkiler kemoterapi tedavilerine göre çok daha az olmaktadır. Ayrıca standart tedaviler sonrasında direnç kazanmış kanser hastalarında genetik mutasyon analizleri yapılarak, direnç mekanizmalarına yönelik farklı alternatif tedavi seçenekleri hastalara sunulabilmektedir. Tümörün genetik oluşum mekanizmaları, mutasyonları genomik testlerle ortaya konulması ile metastatik hastalıkta tedavi planları genişletilebilir, direnç gelişiminde yeni hedef saptanabilir ve hastanın mevcut yürüyen klinik çalışmalara uygunluğu belirlenebilir.”
“Kanserde erken tanı, tedavi başarısını belirleyen en önemli faktörlerden biridir”
Prof. Dr. Akman erken tanı başlığında ise şunları söylüyor: “Kanserde erken tanı, tedavi başarısını belirleyen en önemli faktörlerden biridir. Son yıllarda likid biyopsi ve yapay zekâ bu alanda öne çıkan yenilikçi yaklaşımlardır. Likid biyopsi, kan gibi vücut sıvılarında örneğin kanda tümöre ait biyolojik materyalin DNA ve RNA’nın analiz edilmesidir. Erken tanıda likid biyopsi ile tarama çalışmaları (çoklu kanser erken tanı testleri) büyük bir hız kazanmıştır. Kanserin moleküler izleri kişilerden alınan kanda tümör DNA’sı ve RNA’sını yakalamayı sağlar; yapay zekâ ise görüntüleme ve biyolojik verileri analiz ederek erken kanser saptama şansını arttırmaktadır. Her iki teknolojinin birlikte kullanımı gelecekte kanser erken tanı stratejisinin temelini oluşturacaktır. Likid biyopsiler ile ayrıca minimal rezidüel hastalık (MRD) yani kanda mikroskobik tümör hücreleri (ctDNA) saptanabilir. Erken evrede tanı almış, cerrahi olmuş ve tedavilerini tamamlayıp takip sürecine geçmiş hastalarda nüksü görüntüleme yöntemlerinden önce yakalama şansı verebilir. Bazı çalışmalarda ctDNA pozitifliğinin klinik nüksten aylar önce ortaya çıkabildiği gösterilmiştir. Likid biyopsi ayrıca ileri evre hastalarda hızlı yanıt değerlendirme yapılabilmesini, tedavi yanıtının erken değerlendirilebilmesini sağlar. Likid biyopsilerin çok erken evrede duyarlılığı sınırlı olabilir. Likid biyopsi testinin standardizasyonunun zor olması ve yüksek maliyeti, uygulamanın yaygınlaşmasında temel sorunlardır. Bu sebeplerle tarama amaçlı rutin kullanım henüz yaygın değildir.”
“Kanser tedavisinde geldiğimiz nokta…”
Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan ise onkoloji tedavisinde bilimsel ilerlemelerin yanı sıra ekonomik ve sistemsel boyutların önemine dikkat çekiyor: “Onkoloji tedavisinde büyük ilerlemelere rağmen, ekonomik mekanizmaların şeffaflaştırılması ve moleküller arası kıyaslama kültürünün yerleşmesi, geleceğin daha adil ve erişilebilir kanser tedavileri için zorunludur. Kanser tedavisinde geldiğimiz nokta, bilim tarihinin en büyük başarılarından biridir. Ancak artık sorulması gereken soru, ‘Daha fazla ilaç geliştirebilir miyiz?’ değil, ‘Mevcut ilaçlardan daha fazla hayat kurtarabilir miyiz?’ sorusudur. Onkolojide geleceğin sırrı, yeni moleküllerde değil; doğru zaman, doğru hasta, doğru kombinasyon ve doğru erişimde saklıdır.”
Prof. Dr. Mustafa Özdoğan’ın dikkat çektiği “doğru zaman, doğru hasta, doğru kombinasyon ve doğru erişim” vurgusu; Prof. Dr. Berrin Pehlivan’ın kombine tedavi ve teknolojik hassasiyet yaklaşımıyla, Prof. Dr. Tülay Akman’ın kişiselleştirilmiş onkoloji perspektifini ortak bir noktada buluşturuyor: Kanser tedavisinde artık tek bir yöntem değil, çok katmanlı ve erişilebilir bir sistem belirleyici. Bu dönüşüm yalnızca yetişkin onkolojisiyle sınırlı değil. Tabloya çocukluk çağı kanserleri açısından bakıldığında ise bilimsel ilerlemelerin yanında erken tanı zinciri ve kamu güvencesinin ayrı bir ağırlık taşıdığı görülüyor. Dosyada küçük bir parantez açtığımız çocukluk çağı kanserlerinde sahadaki tabloyu ise Ankara’dan bir referans merkezi ortaya koyuyor.
“Türkiye’de bu sayı yaklaşık 5 bin civarında”
Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Bölümü Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Namık Yaşar Özbek, çocukluk çağı kanserlerinde son yıllarda hem tanı hem de tedavi başarısında önemli ilerlemeler kaydedildiğini belirtiyor: “Çocukluk çağı kanserleri artık daha kolay teşhis edilebilen ve tedavi sonuçları geçmişe göre çok daha iyi olan hastalıklardır. Dünyada her yıl yaklaşık 400 bin çocuk kansere yakalanıyor. Türkiye’de ise bu sayı yaklaşık 5 bin civarında.”
Özbek’e göre çocukluk çağı kanserleri ilk aşamada kendini belirgin şekilde göstermeyebiliyor. Ateş, karında şişlik, kemik ağrıları, görme bozukluğu, bulantı ve kusma gibi belirtiler başka hastalıklarla karıştırılabiliyor. Bu nedenle erken tanıda en kritik zincir, aileden başlayıp birinci basamağa uzanıyor: “İlk basamak ailelerin bilinçli olması. İkinci basamak ise aile hekimleri ve çocuk doktorlarının bu belirtileri doğru değerlendirmesi ve zamanında yönlendirmesi. Erken yönlendirme tedavi başarısını doğrudan etkiliyor.”
Çocukluk çağı kanserlerinin büyük bölümünü lösemi oluştururken, lenf bezlerinden kaynaklanan lenfomalar ve merkezî sinir sistemi tümörleri de sık görülen diğer kanser türleri arasında yer alıyor. Özbek, tedavide standart protokollerin uygulandığını, hastanın tedaviye verdiği yanıta göre kişiselleştirilmiş yaklaşımların devreye girdiğini vurguluyor.
“Çocukluk çağı kanserlerinin tamamı Genel Sağlık Sigortası kapsamında ücretsiz olarak tedavi ediliyor”
Bir diğer kritik başlık ise erişim. Özbek, 18 yaş altındaki tüm çocukluk çağı kanser tedavilerinin devlet tarafından ücretsiz karşılandığını hatırlatıyor: “Çocukluk çağı kanserlerinin tamamı Genel Sağlık Sigortası kapsamında ücretsiz olarak tedavi ediliyor. Gerekli olduğunda kişiselleştirilmiş tedaviler için yurt dışı seçenekleri de devlet tarafından sağlanabiliyor. Tedaviler ülkemizde dünya standartlarında ve yetkin merkezlerde yürütülüyor.”
2026’ya geldiğimizde kanser tedavisinde artık “tek bir mucize ilaç” hayali değil, çok katmanlı ve kişiselleştirilmiş bir yaklaşım öne çıkıyor. Prof. Dr. Berrin Pehlivan’ın kombine tedavi ve teknoloji vurgusu, Prof. Dr. Tülay Akman’ın genetik temelli kişiselleştirilmiş onkoloji perspektifi ve Prof. Dr. Mustafa Özdoğan’ın “doğru zaman, doğru hasta, doğru kombinasyon ve doğru erişim” sözü, tedavinin sadece bilimle değil, doğru uygulama ve erişilebilirlik ile de şekillendiğini gösteriyor.
Bu bütüncül bakış açısı, çocukluk çağı kanserlerinde çok daha kritik. Prof. Dr. Namık Yaşar Özbek’in anlattığı gibi, küçük hastalarda erken tanı zincirinin her halkası ailenin farkındalığından aile hekimi ve çocuk doktorlarının yönlendirmesine kadar hayat kurtarıyor. Üstelik Türkiye’de 18 yaş altındaki tüm çocukluk çağı kanser tedavilerinin ücretsiz yürütülmesi, bilimsel ilerlemenin sahadaki karşılığını somut biçimde sağlıyor.
Yani 2026 eşiği sadece yeni ilaçlar veya teknolojilerle değil; farkındalık, erken tanı zinciri ve eşit erişimle anlam kazanıyor. Prof. Dr. Pehlivan’ın kombine tedavi vurgusu, Prof. Dr. Akman’ın genetik temelli kişiselleştirilmiş yaklaşımı, Prof. Dr. Özdoğan’ın doğru zaman ve doğru erişim hatırlatması ve Prof. Dr. Özbek’in sahadaki çocukluk çağı kanseri deneyimi, bu bütüncül mücadelenin temel taşlarını oluşturuyor. Önümüzdeki yıllarda başarı, yalnızca moleküler ve yapay zekâ destekli yeniliklerle değil; ailelerin bilinçlenmesi, hekimlerin tetikte olması ve sistemin eşit erişim sunmasıyla ölçülecek; kanserle mücadele artık bilim, teknoloji ve toplumun birlikte hareket ettiği bir stratejiye dönüşüyor.