ABD’nin Latin Amerika’daki hedefleri: Meksika Körfezi’nden Karayip Denizi’ne
ABD’nin Venezuela ve Küba’yı hedef alan politikaları, Karayipler’de artan jeopolitik rekabetin ve Çin etkisini sınırlama çabasının parçasıdır. Trump yönetimi, askeri, ekonomik ve ideolojik araçlarla bölgesel kontrolünü pekiştirmeyi amaçlamaktadır.
Latin Amerika ve Karayipler’de ABD müdahaleciliğinin 21. versiyonu olan Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun eşiyle beraber kaçırılarak ABD’ye götürülmesi ve Donald Trump yönetimi tarafından kıskaca alınan Küba’nın, İran’dan sonra ilgilenilecek ülke olarak ilan edilmesi, ABD’nin Karayip Denizi’nde siyasi ve ekonomik etkisini artırma çabalarının tezahürüdür. Ancak Trump yönetiminin Venezuela ve Küba’yı hedef seçmesi, çok boyutlu bir arka plana sahiptir. Öncelikle, her iki ülke de ABD’nin savaş içinde olduğu ve 2002’den itibaren “şer ekseni” içinde kategorize edilen İran ile ilişkilendirilen ülkelerdir. Geçtiğimiz çeyrek asır boyunca Venezuela ve Küba, İran ile bağlarının yanı sıra haydut yahut otoriter devletler olarak da ABD’li yetkililerin eleştirilerine maruz kalmışlar, çeşitli yazarlar tarafından da sözde “şer ekseni”nin parçası olarak değerlendirilmişlerdir. Hatta Hamas ve Lübnan Hizbullah’ının da ABD tarafından bu eksen ile ilişkilendirilen yapılar olduğu göz önünde tutulmalıdır. Nitekim, ABD’nin İsrail’in Gazze’yi işgaline ve Lübnan’a yönelik saldırılarına sağladığı destekten Venezuela ve İran’a yönelik müdahaleleri ve Küba’yı sıradaki hedef olarak görmesine dek yaşanan gelişmeler, George W. Bush döneminde başlayan Afganistan ve Irak işgallerini devam ettiren bir çizginin varlığını ortaya koymaktadır.
ABD’nin Latin Amerika politikası bağlamında, Trump’ın ilk döneminde uyguladığı sert göçmen politikaları, ABD-Meksika-Kanada arasındaki serbest ticaret anlaşması olan NAFTA’nın koşullarının ABD’nin isteğiyle değiştirilerek farklı bir sisteme dönüştürülmesi ve Meksika’ya yönelik tehditleri, ikinci başkanlık döneminde daha baskın bir bölgesel politikaya dönüşmüştür. Trump’ın 2025 yılı ocak ayında göreve gelmesinin ardından ilk eylemlerinden biri, yayınladığı kararname ile ABD kurumlarının Meksika Körfezi’nin adını artık Amerika Körfezi olarak kullanmalarını kararlaştırmasıdır. Meksika Körfezi, ABD’nin güneydoğusundaki Meksika’nın Atlantik kıyıları ile ABD’nin güneydoğu eyaletlerine kıyısı olan ve Küba’nın çevrelediği deniz alanını ifade etmektedir. Güneyindeki Karayip Denizi ise Küba, Orta Amerika ve Karayiplerin ada ülkeleriyle Kolombiya ve Venezuela tarafından çevrelenmektedir.
Panama Kanalı üzerinden yükselen rekabet ve Karayipler’de güç mücadelesi
Trump göreve gelmesinin ardından yalnızca Meksika değil, Panama üzerinde de baskı kurmaya yönelmiştir. ABD yönetiminin Panama Kanalı’nın idaresini ele alma konusundaki talepleri ve hatta tehditleriyse Çin’in iki okyanusu birbirine bağlayan bu kanalı ABD ile en fazla kullanan iki ülkeden biri olmasıyla yakından ilgilidir. Çin, ABD tarafından Panama’daki liman yatırımları aracılığıyla kanalı kontrol etmekle suçlanmış ve Trump, kanalın yönetimini ele almayı düşündüğünü açıklayınca hem Çin’in hem de Panamalı yetkililerin tepkisine maruz kalmıştır. Gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde, ABD’nin Meksika Körfezi ve Karayip Denizi üzerindeki askeri, ekonomik ve siyasi kontrolünü artırmak istediği görülmektedir. Çin’in Latin Amerika üzerindeki ekonomik etkisi 1990’lardan itibaren artan bir seyir izlemiş ve geçtiğimiz yıllarda Çin, hem çoğu bölge ülkesinin ilk sıralardaki ekonomik ortakları arasına girmiştir. Çin’e tarım ürünü, gıda, hammadde ve maden ihracatını kolaylaştıracak demiryolu ve limanlar başta olmak üzere altyapı projelerine sağladığı mali desteklerle, Latin Amerika’daki önemli dış yatırımcılar arasındadır. Ayrıca Çin-Tayvan çekişmesi bağlamında Çin, bölge ülkelerinin Tayvan ile ilişkilerini kesmesini teşvik etmek amacıyla da ekonomik destek sağlamaktadır.
Çin’in Latin Amerika üzerindeki ekonomik etkisinin büyüklüğünün Çin tarafındaki karşılığı zayıfken Latin Amerika tarafındaki karşılığı yüksektir. Bu eşitsizliğin ortaya çıkardığı dengesiz ilişkinin Latin Amerika üzerindeki kısa ve uzun vadeli ekonomik etkileri bölgede de tartışılmaktadır. Ancak yalnızca Küba ve Venezuela gibi ideolojik yakınlık içindeki ülkeler değil, bölgedeki liberal ekonomi politikasına sahip ve sağ yahut merkez partiler tarafından yönetilen ülkeler de Pasifik İşbirliği örneğinden görüleceği üzere ekonomik gelecekleri için öncelikle Çin ve genel olarak Asya ile ticareti artırmayı elzem görmektedirler. Bu noktada Küba’nın ABD tarafından hedef seçilmesi, Çin ile yakın ilişkileri bir gerekçe olmakla beraber hem ABD’ye muhalif ideolojik duruşu hem de Meksika Körfezi ve Karayip Denizi’ni çevreleyen jeopolitik konumu nedeniyle kaçınılmaz görünmektedir.
Trump yönetimi, Venezuela’da Maduro’ya yönelik operasyonla hızlı ve en azından şimdilik ülkeyi kaosa sürüklemeyen bir yönetim değişikliğini sağlamış, Venezuela’nın mevcut iktidarını da baskı yoluyla ABD’ye bağımlı kılmış durumdadır. ABD’nin İran’a saldırıları ise ne Trump’ın beklendiği gibi halk ayaklanmasına ne de lider kadrosuna yönelik suikastlara rağmen İran’ın teslim olmasına yol açmıştır. Savaşın yönelik küresel tepki ve çatışmanın ABD’nin beklentilerinin aksine uzamasının Trump yönetimi üzerinde oluşturduğu baskının gözlerin yeniden Karayiplere çevrilmesine ve Trump’ın İran’dan sonra ilgileneceklerini ifade ettiği Küba’ya yönelmesine yol açması ihtimal dahilindedir.
Küba üzerinde jeopolitik baskı ve tarihsel süreklilik
Küba’da Venezuela’nın aksine ülke topraklarında yaşayanalar bağlamında muhalefetin talepleri ve gücü belirsizdir. Her ne kadar ağırlıkla ABD’de yaşayan Küba diasporası ülkede rejim değişikliğini talep etse de Küba yönetimi kendilerini savunacaklarını ifade etmiştir. Küba, yüzölçümü 104.500 kilometrekarelik bir büyük ada ve toplam yüzölçümleri 4000 kilometrekare civarındaki küçük adalardan oluşmaktadır. 10 milyonun üzerinde nüfusa sahip olan Küba, ABD’nin sıkı ablukası ve Venezuela’dan petrol akışının kesilmesi nedeniyle yakıt ve enerji sıkıntısı çekmektedir. Ülkenin ikinci önemli petrol tedarikçisi olan Meksika ise dayanışmasını sürdürmek istemekle beraber ABD’nin Meksika üzerindeki baskısı nedeniyle sevkiyatta kesintiler yaşanmıştır. 1898 İspanyol-Amerikan Savaşı’ndan ABD’nin İspanya’nın sömürgeleri adalar olan Küba ve Porto Riko’dan İspanya’yı çıkarması, bölgede kalan en önemli Avrupalı gücün ayrılmasına, Küba’nın ABD’nin yoğun siyasi müdahaleleri devam etse de bağımsız olmasına ve Porto Riko’nun ABD’ye bağlanmasına yol açmıştı. Günümüzde ABD, bu kez hem Karayip Denizi’ndeki kontrolü eline almak hem de kendine muhalefetin ideolojik sembolü olan Küba’daki rejimi bertaraf etmek istemektedir. Şüphesiz ABD-Çin rekabeti açısından da Küba’nın ABD tarafından kontrolü önem taşımaktadır.
Ancak Küba, yalnızca Latin Amerika değil küresel sol için tarihsel bir simgedir. Pembe Dalga döneminde, siyasette merkeze daha yakın duran ve Venezuela’nın bölgedeki liderlik iddiasını desteklemeyen sol hükûmetler dahi Küba ile ilişkilerini yakın tutmuşlardı. Dolayısıyla çoğu bölge ülkesi ile anlaşmazlıkları olan ve yol açtığı göçmen krizi nedeniyle bölgede sorunlar yaşayan Venezuela’daki koşulların aksine, Küba ile daha yüksek bir dayanışma gösterilmesi olasıdır. Bununla beraber Meksika’daki sol görüşlü Başkan Claudia Sheinbaum hükûmeti dahi istekliliğine rağmen ancak kısıtlı destek sağlayabilmektedir.
Latin Amerika’daki çoğu ülke ABD’nin artan tarife baskısı nedeniyle ekonomik sorunlar yaşamaktadır. 2000’lerin başlarında bölgeyi saran Pembe Dalga hükûmetlerinin yerini 2010’larda ABD ve Trump’a yakın duran sağ hükûmetler almıştı. Her ne kadar 2020’lerin başlarındaki seçimler Brezilya’da Lula gibi liderlerin başarısıyla Pembe Dalga’nın kısmen yeniden yükselişini simgelese de geçtiğimiz birkaç yıl içinde sağ yeniden güçlenmiştir. Venezuela ve Küba’nın kadim müttefiki Bolivya da dahil olmak üzere çok sayıda bölge ülkesinde Trump yönetimi ile iyi ilişkiler sürdürmek isteyen liderler iktidardadır. Dolayısıyla, önümüzdeki günlerde ABD içinde gerçekleşecek politika değişikleri veya Küba’ya yönelik yumuşama sinyallerinin verilmesi ihtimal dahilinde olmakla beraber ABD, çeşitli araçlarla Meksika Körfezi ve Karayip Denizi’ndeki etki alanını sağlamlaştırma ve bölgeyi siyasi ve ekonomik açıdan kontrol altında tutma hedeflerini sürdürecektir.

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.

Sesler ve Ezgiler
“Sesler ve Ezgiler” adlı podcast serimizde hayatımıza eşlik eden melodiler üzerine sohbet ediyor; müziğin yapısına, türlerine, tarihine, kültürel dinamiklerine değiniyoruz. Müzikologlar, sosyologlar, müzisyenler ile her bölümü şenlendiriyor; müziğin farklı veçhelerine birlikte bakıyoruz. Melodilerin akışında notaların derinliğine iniyoruz.