Hürmüz krizi küresel ekonomiyi nereye sürüklüyor?

Haberin Eklenme Tarihi: 17.09.2026 15:16:00 - Güncelleme Tarihi: 17.09.2026 15:18:00

ABD/İsrail ile İran arasında devam eden savaşın Körfez’deki enerji ve ulaştırma altyapısına yayılması, başlangıçta bölgesel bir güvenlik krizi olarak ele alınan çatışmanın küresel ekonomik sonuçlarını giderek daha görünür hâle getiriyor. Savaş öncesinde günlük yaklaşık 125 büyük ticari geminin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda 16 Eylül itibariyle tespit edilen geçiş sayısının günde dörde kadar gerilemesi ve bunlar arasında ham petrol veya sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankerlerinin bulunmaması küresel enerji dolaşımındaki kesintinin boyutunu gösteriyor. Bununla beraber Hürmüz’deki kesintiyi ikame eden başlıca güzergâhlardan Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’nın saldırı sonrası devre dışı kalması, Yanbu’daki yüklemelerin aksaması ve Kızıldeniz-Babülmendep hattında artan güvensizlik alternatif altyapıyı baskı altına almaya başladı.

Bu tablo savaşın ilk yıllarından farklı bir resim ortaya koyuyor.  Hürmüz üzerinden gerçekleşen enerji akışının kesintiye uğramasına rağmen ilk altı ayda küresel enerji piyasalarında büyük bir çöküşün yaşanmamasının nedeni, sistemin kaybın önemli bir bölümünü farklı kanallardan telafi edebilmesiydi.  ABD başta olmak üzere Guyana ve Rusya gibi Körfez dışındaki üretimin artması piyasaya ilave petrol girişi sağladı. Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre Mart-Mayıs aylarında Körfez dışındaki üretim 2025 seviyelerinin günlük yaklaşık 2 milyon varil üzerine çıktı. Suudi Arabistan petrolü Kızıldeniz’deki Yanbu terminaline taşıyan Doğu-Batı Petrol Boru Hattı ile Birleşik Arap Emirlikleri ise Füceyre terminalini kullanarak Körfez arzının bir bölümü boğaz kullanılmadan dünya piyasalarına ulaştırılabildi. 

Buna rağmen ortaya çıkan açığın tamamı alternatif üretim ve güzergâhlarla sağlanamadı; Mart-Mayıs döneminde kalan günlük yaklaşık 4 milyon varillik açık büyük ölçüde stoklardan çekildi. Tüm bunlar erişilebilir arz oluştursa da yüksek fiyat nedeniyle özellikle Asya’da arz-talep dengesi tüketim baskılanarak sağlandı. Ancak tüketimin azalması enerji şokunun maliyetinin tüketiciye ve reel ekonomiye aktarılması anlamına geliyor. Dolayısıyla küresel ekonomi savaşın ilk altı ayında Hürmüz kaynaklı şoku başka bölgelerden sağlanan ilave üretim, alternatif güzergâh ve mevcut stok aracılığıyla önemli ölçüde absorbe etmiş; denge yüksek fiyatların talebi aşağı çekmesiyle sağlanmıştı. Bu da savaşın ilk aylarında küresel enerji sisteminin sahip olduğu telafi kapasitesinin devreye girdiğini gösteriyor.

Ancak stokların kullanılması eldeki rezervleri azaltırken, alternatif güzergâhların yoğun biçimde kullanılması ise enerji güvenliğini bu altyapının kapasitesi ve güvenliğine daha bağımlı hâle getiriyor. IMF’nin temmuz ayında küresel petrol piyasasının ilk şoku absorbe ettiğini ancak fiyatları dengeleyen stratejik rezervler ve atıl kapasite gibi tamponların kritik seviyelere gerilediğini vurgulaması bu açıdan önemlidir. Zira Hürmüz’deki kaybı telafi etmek için kullanılan Doğu-Batı Boru Petrol Hattı’nın saldırıya uğraması kırılganlığı gözler önüne seriyor. Dolayısıyla günümüzde esas mesele ikame mekanizmaların sürdürülebilir olup olmadığıdır.

Bu bağlamda Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı Petrol Hattı’ndaki kesintinin ardından Umman’ın Sohar Limanı açıklarında gemiden gemiye transfer yoluyla Asyalı müşterilere petrol ulaştırmaya yönelmesi, küresel enerji sisteminin uyum kapasitesinin henüz tükenmediğini gösteriyor. Ancak her yeni çözüm daha karmaşık bir lojistik organizasyon, daha uzun teslim süresi ve daha yüksek maliyet anlamına geliyor. Aynı miktardaki enerjinin daha uzun sürede ve daha yüksek lojistik maliyetle taşınması, fiziken arzı durdurmasa da küresel bir maliyet şoku oluşturabilir.

LNG piyasasında da benzer bir mekanizma işliyor. Küresel LNG arzının beşte birinin geçtiği Hürmüz’de yaşanan kesinti sonrasında Kuzey Amerika ve Afrika’dan sağlanan ilave LNG, kaybı telafi etmiş olsa da küresel LNG üretimi savaş öncesi beklentilerin altında kaldı. Asya Spot LNG piyasasında LNG fiyatlarının 10 dolar/MMBtu seviyelerinden 26 ile 30 dolar/MMBtu seviyelerine kadar yaklaşması Çin, Hindistan ve Pakistan gibi büyük ithalatçıların tüketimi kısmalarına ve alternatif enerji kaynaklarına yönelmelerine ya da tüketimi azaltmalarına neden oldu.

Enerji şoku ekonominin tüm damarlarına yayılıyor

Enerji şokunun etkisi petrol ve doğal gaz ile sınırlı değildir. Zira Hürmüz küresel gübre ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği güzergâhtır. Bununla beraber azotlu gübre üretiminin temel girdileri arasında yer alan doğal gaz fiyatlarında artış gübre maliyetlerine, gübre maliyetleri de tarımsal üretim ve gıda fiyatlarına yansıyor. Artan ithalat maliyetleri döviz ihtiyacını ve enflasyon baskısını arttırırken hane halkının alım gücünü ve şirketlerin yatırım kapasitesini zayıflatıyor. Böylece Hürmüz’de başlayan enerji şoku; ulaştırma, sanayi, tarım ve gıda üzerinden daha geniş bir ekonomik alana yayılıyor.

Esasen bu süreç bölgesel savaşın küresel ekonomiye yansıma şeklini ortaya koyuyor. Enerji ve güvenlik altyapısına ilişkin güvenlik riskleri petrol ve doğal gaz fiyatlarının yanı sıra navlun ve sigorta maliyetlerini yükseltiyor; artan maliyetler üretim ve tüketici fiyatlarına yansıyor. Enflasyon baskısının güçlenmesi ise merkez bankalarının faiz indirme alanını daraltırken yüksek faizlerin devam etmesi tüketim ve yatırımları sınırlandırıyor.

Bununla beraber ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları genişletmesi savaşın küresel ekonomiye yansımasının bir diğer boyutunu oluşturuyor. Zira yaptırımlar sadece İran ekonomisine zarar vermiyor; ABD’nin ikincil yaptırımları İran ile petrol ticareti yapan üçüncü ülkelerin şirketlerini, bankalarını ve diğer finans kuruluşlarını da yaptırım riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Dolayısıyla İran ile ticaret yapan aktörler hem ticari kazançlarını hem de ABD finans sistemine ve pazarına erişimlerini kaybetme ihtimalini dikkate almak zorunda kalıyor. Bu baskının uzun sürmesi yaptırım riskiyle karşı karşıya kalan ülkeleri ve şirketleri ticaretlerini sürdürebilmek amacıyla dolar dışındaki para birimlerine ve alternatif ödeme kanallarına yönlendirebilir. İran’ın petrol satışlarından elde ettiği gelirin bir bölümünü yuan üzerinden tahsil etmesi bu arayışın en somut örneklerinden biridir. Elbette doların küresel konumunu kısa vadede kaybetmesi beklenmemelidir. Ancak ülkelerin siyasi ve güvenlik kaygıları nedeniyle farklı para birimleri ve ödeme sistemlerine yönelmesi, küresel ticarette ortak finansal kanalların kullanımını azaltabilir. Bu da uluslararası işlemleri daha karmaşık ve maliyetli hâle getirerek küresel ekonomik bütünleşmeyi zayıflatabilir. Böyle bir gelişme, küresel ekonomide ortak finansal kanalların yerini siyasi bloklara göre şekillenen farklı sistemlerin almasına neden olabilir.

Bu bağlamda ABD-İran Savaşı’nın küresel ekonomi açısından oluşturduğu asıl tehdit petrol fiyatlarının yükselmesinden daha büyük olduğu anlaşılıyor. Asıl risk, küresel ekonominin enerji, ticaret ve finans akışlarını sürdürebilmek için giderek daha fazla maliyet üstlenmek zorunda kalmasıdır. Çatışmanın uzaması hâlinde daha fazla stok, daha fazla alternatif üretici, daha uzun ticaret yolları ve farklı ödeme sistemleri arayışı ekonomik dayanıklılığı arttırabilir. Ancak küresel ticareti daha pahalı ve parçalı hâle getirebilir. Dolayısıyla İran, Hürmüz’deki konumu nedeniyle küresel enerji akışını, ABD ise uluslararası finans sistemindeki ağırlığı ve yaptırımlar aracılığıyla İran ile ekonomik ilişki kuran aktörlerin hareket alanı sınırlandırırken; devam eden savaş, enerji ve gıda güvenliğinden uluslararası ticaret ve finansmana kadar uzanan daha maliyetli bir ekonomik düzen ortaya çıkarıyor. Bu durum küresel ekonomiyi ucuz ve verimli seçenekleri arayan yapıdan, daha güvenli seçenekleri tercih eden bir yapıya dönüştürebilir.