ABD ve İran arasındaki ateşkes bozuluyor mu?
Haberin Eklenme Tarihi: 9.07.2026 15:51:00 - Güncelleme Tarihi: 9.07.2026 17:08:00Amerikan Merkez Komutanlığı (CENTCOM), ABD Başkanı Donald Trump’ın ateşkes anlaşmasının süresinin dolduğunu açıkladığı kısa bir süre sonra İran’a yönelik bir dizi saldırı düzenlendiğini duyurdu. Karşılıklı saldırılar Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde gerçekleşti. CENTCOM, Trump’ın talimatı üzerine İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki deniz seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etme kabiliyetini daha da zayıflatmak amacıyla İran’a yönelik ek saldırılar düzenlenmeye başlandığını açıkladı. 7 Temmuz’da Ankara’daki tarihî NATO zirvesi sırasında üç ticari gemi Hürmüz Boğazı’nda saldırıya uğradığını bildirdi. İran, saldırıların sorumluluğunu açıkça üstlenmedi, mamafih saldırıların arkasında olduğunu da açıkça inkâr etmedi. İran bazı gemilerin boğazdan geçiş için belirlenen prosedürleri ihlal ettiğine vurgu yaptı. Amerikalılar ticari gemilere yönelik saldırının arından, İran petrolünün satışını yeniden yasakladı. Aynı güç içerisinde ABD ve İran, karşılıklı saldırılar hakkında açıklamalar yaptılar. İran Devrim Muhafızları Körfez ülkelerindeki 85 hedefe yönelik saldırılar düzenlediğini duyururken, CENTCOM ise İran’ın hava savunma sistemlerine, radar istasyonlarına, gemi savar füze sistemlerine ve botlarına yönelik saldırılar düzenlediğini açıkladı. İki taraf da saldırıların düşmanın eylemlerine karşı bir yanıt olduğunu ısrarla vurguladılar. Mamafih hem ABD hem de İran müzakerelere devam edeceklerini belirttiler.
8 Temmuz’da Trump Ankara’da ateşkesin fiilen artık geçerli olmadığını söyledi. Trump; “artık İran’la iş yapmak istemediğini, müzakerelerin ise boşuna zaman kaybı olduğunu” belirtti. Trump’ın bu açıklamalarına rağmen ateşkesin net bir şekilde sona erdiğini söylemek zor. ABD saldırılarını yoğunlaştırırsa kuşkusuz ateşkesin sürdürülmesi ihtimali azalabilir. Trump bunu gerçekten istiyor mu? Aynı şey İran için de geçerlidir. Ateşkes başından beri kırılgan bir zeminde ilerliyordu. Uzun vadeli bir barışın olması zaten beklenmiyor. ABD-İran Savaşı’nda Washington’un stratejik bir zafer kazanamadığı ortada. Bu durumda geçici ateşkes yöntemiyle tarafların zaman kazanmayı öncelediğini görmekteyiz. Dünya kupası sürecinde ateşkes yapılacağı öngörülüyordu. Bu kırılgan zeminde olsa de kısmen gerçekleşti. Trump, Kongre seçimlerine kadar bu kırılgan ateşkesi sürdürmeyi esasında istiyor. Fakat bu noktada İsrail’in öncelikleriyle Amerikan çıkarları arasında bir uyumsuzluk yaşandığını gözlemlemek mümkündür.
MAGA ile Neo-Con çatışması
İsrail her zaman Amerikan çıkarlarının bölgedeki tamamlayıcısı rolündeydi. Netanyahu’nun jeopolitik hırsları bu tamamlayıcılığı aşındırıyor. Dolayısıyla Amerikan çıkarlarıyla İsrail’in öncelikleri arasında bir uyuşmazlık ortaya çıkıyor. Trump’ın bu süreci yönetmesi gerekiyor. Ancak Trump açısından bu zor bir denklem. Çünkü İsrail sorunu Amerikan iç siyasetinin de konusudur. ABD’deki klikler arası mücadelede dış politika tercihleri ve İsrail sorunu önemli bir yer tutuyor. Amerikan muhafazakârlığının iki farklı kanadını temsil eden MAGA hareketi ve Neo-Con’lar arasındaki kıyasıya rekabet Amerikan dış politikasına önemli ölçüde yansıyor. MAGA, denizaşırı askerî müdahalelerin keskin bir şekilde azaltılmasını ve demokrasi ihracından vazgeçilmesini savunuyor. Bu bağlamda çatışmalara ve savaşlara sağlanan finansmanı eleştiriyor. MAGA, Trump’ın izolasyonist politikalarını ve Batı yarımküresini önceleyen Monroe Doktrini 2.0 yaklaşımını benimsiyor.
Neo-Con’lar ise tam tersine demokrasiyi araçsallaştırarak küresel alanda Amerikan çıkarlarını korumak için askerî ve ekonomik gücünü aktif olarak kullanması gerektiğini düşünüyorlar. Bu bağlamda Neo-Con’lar müdahaleci ve şahin kanadı temsil ediyorlar. Neo-Conlar ve İsrail arasında teolojik, ideolojik ve jeopolitik bir birliktelik söz konusudur. Neo-Con’lar, ABD’deki İsrail lobisinin en önemli parçasıdır. XX. yüzyıl boyunca uzun bir evrim süreci geçiren ve oğul Bush döneminde etkisinin zirvesine ulaşan Neo-Con hareketi, mesihçi bir zihniyete ve özel bir savaşçılık ruhuna sahiptir. Onların inancına göre, ABD’nin İsrail’i korumak için her türlü yöntemi kullanması gerekiyor. Neo-Con hareketin neredeyse tümü İsrail’in kararlı destekçileridir. Bunu açıkça ve hiçbir çekince olmaksızın vurgularlar. Neo-Con’lara yakın düşünce kuruluşlarının, komitelerin ve vakıfların öncelikli amacı ABD ile İsrail arasındaki özel ilişkilerin geliştirilmesidir.
Netanyahu'nun stratejisi ateşkesin kırılganlığını hedef alıyor
Netanyahu yönetimi, ABD ve İran arasındaki ateşkesin zayıf ve hassas noktalarına oynuyor. Trump için Hürmüz Boğazı’ndaki süreç oldukça önemlidir. İsrail bunu görüyor ve özellikle de Hürmüz üzerinden ateşkesin bozulmasını teşvik ediyor. Netanyahu yönetimi; İran’ın şimdilik savaşı yeniden başlatmayı değil, ABD ile müzakereleri olabildiğince uzatmayı hedeflediğini düşünüyor. Benzer bir değerlendirmenin ABD yönetimi için de geçerli olduğun seziyor. Ateşkesin ardından Amerikan güçlerinin bölgedeki varlıklarını azaltmaması, İsrail’i büyük ölçüde umutlandırıyor. İsrail’in ABD ile ateşkes sürecini yürüten kilit isimler olan İran Dışişleri Bakanı Arakçi ve Ghalibaf’a yönelik suikast girişimi ve Lübnan’daki işgal süreci, Tel-Aviv’in meseleye bakışını ortaya koyuyor. Netanyahu, Hürmüz’ün ateşkes sürecinin yumuşak karnı olduğunu biliyor.
Devrim Muhafızları’nın Körfez’deki Amerikan üslerini hedef almasının da Tel-Aviv’in işini kolaylaştırdığını söylemek mümkündür. Böylece Körfez’i de Washington’u ikna etmek için bir araç olarak kullanma ihtimali doğuyor. Mamafih Trump’la Netanyahu arasında jeopolitik yaklaşımlarda farklılıklar olduğunu söylemek mümkündür. Bu jeopolitik yaklaşımlar Amerikan iç siyasetindeki MAGA ve Neo-Con rekabetini de içinde barındırıyor. ABD Başkan Yardımcısı Vance’in açıklamaları mevzu bahis rekabeti de gözler önüne seriyor. Vance, İsrail’in ABD dışında neredeyse hiç etkili müttefiki kalmadığını vurgulayarak, Netanyahu yönetimine çok boyutlu stratejik bir mesaj veriyor. Bu mesaj ABD’nin İsrail’e değil, İsrail’in ABD’ye muhtaç olduğunu ihtiva ediyor.
İsrail’in NATO’nun Ankara Zirvesi’ne gölge düşürmek için büyük çaba harcadığını gözlemiyoruz. Netanyahu’nun Amerikan televizyonlarında Türkiye karşıtı söylemlerde bulunması, F-35’ler konusundaki tutumu ve son olarak da Hürmüz’deki gerilim sabotaj ihtimalini gündeme getiriyor. Netanyahu’nun telaşlı bir biçimde Amerikan televizyonlarını dolaşması ciddi bir çaresizlik içinde olduğunu gösteriyor. Mevzu bahis çaresizlik, korkuya da beraberinde getiriyor. Netanyahu’nun Türkiye’nin yükselen bölgesel ve küresel rolünü, oyun kurucu gücünü ve uluslararası arenada yükselen prestijini kabullenmekte zorladığını görüyoruz. Jeopolitik gerçeklikler ve Türk-Amerikan ilişkilerindeki yeni momentum, İsrail’in bölgesel emellerini sekteye uğratıyor.