AB ve Güney Kore stratejik gücünü birleştiriyor
Haberin Eklenme Tarihi: 15.06.2026 16:43:00 - Güncelleme Tarihi: 15.06.2026 16:48:00Avrupa Birliği (AB) ve Kore Cumhuriyeti (Güney Kore) arasındaki kurumsal ve diplomatik ilişkilerin tarihsel evreni, İkinci Dünya Savaşı sonrası şekillenen iki kutuplu Soğuk Savaş jeopolitiğinin ve küresel kapitalist iş bölümünün dinamikleri içinde başladı. Kore Yarımadası’nın 1945 yılındaki bölünmesi ve ardından gelen Kore Savaşı (1950-1953), Güney Kore’yi Batı blokunun Asya-Pasifik’teki en kritik uç karakollarından biri hâline getirirken; o dönemde Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) olarak sahneye çıkan Avrupa entegrasyonu ise kıtanın batısını Sovyet yayılmacılığına karşı tahkim etti. Bu erken dönemde iki aktör arasındaki ilişkiler, doğrudan ve bağımsız nitelik taşımaktan ziyade her iki tarafın da Washington merkezli transatlantik güvenlik şemsiyesine (NATO ve ABD-Güney Kore Karşılıklı Savunma Antlaşması) olan asimetrik bağımlılıkları üzerinden dolaylı bir Batı ittifakı dayanışması çerçevesinde yürütüldü.[1]
1963 yılında resmi diplomatik ilişkilerin tesis edilmesiyle birlikte, iki aktör arasındaki etkileşim ilk etapta sınırlı bir ticaret hacmi ve kalkınma yardımları ekseninde ilerledi. Ancak 1960’ların sonlarından itibaren Güney Kore’nin “Han Nehri Mucizesi” olarak adlandırılan ihracata dayalı radikal sanayileşme hamlesi, AET ile Seul arasındaki ekonomik ilişkilerin doğasını yapısal olarak değiştirdi. Güney Kore, ucuz iş gücüne dayalı hafif sanayi üretiminden yüksek teknolojili ağır sanayi ve elektroniğe doğru dikey bir geçiş yaparken, Avrupa pazarı Seul için hayati bir destinasyon hâline geldi. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve küreselleşme dalgasının ivme kazanması, AB ve Güney Kore’yi yapısal olarak birbirine daha da yaklaştırdı. 2001 yılında yürürlüğe giren Ticaret ve İşbirliği Çerçeve Anlaşması ilişkileri salt ticari bir boyutun ötesine taşıyarak siyasi diyaloğun kurumsallaşması adına ilk ciddi adımı oluşturdu.[2]
Ticari ortaklıktan stratejik ittifaka
İlişkilerin evrimindeki en radikal kırılma noktası ise şüphesiz 2010 yılında taraflar arasında imzalanan Stratejik Ortaklık ve 2011 yılında tam anlamıyla yürürlüğe giren AB-Güney Kore Serbest Ticaret Anlaşması (STA) oldu. Bu STA, AB’nin bir Asya ülkesiyle imzaladığı ilk derin ve kapsamlı yeni nesil ticaret anlaşması olarak tarihe geçti, gümrük vergilerinin ötesinde standartların uyumlulaştırılması ve hizmet sektörünün serbestleştirilmesini hedeflemişti. Bu tarihsel süreç, Avrasya süper kıtasının batı ucundaki normatif güç AB ile doğu ucundaki teknolojik-endüstriyel güç Güney Kore’nin, küresel sistemin çeperlerinden merkezine doğru yürüyen yapısal entegrasyon hikâyesidir. Bugün gelinen noktada, 10 Haziran 2026 tarihli 11. AB-Güney Kore Zirvesi ve bu zirvenin ardından yayımlanan ortak bildiri, ilişkilerin ilk başladığı ticari ve dolaylı güvenlik evreninden, doğrudan doğruya ekonomik güvenlik, dijital egemenlik ve stratejik özerklik arayışlarının harmanlandığı çok boyutlu bir küresel aktörlüğe evrildiğini gözler önüne seriyor.[3]
10 Haziran 2026 tarihli AB-Güney Kore Ortak Bildirisi’nin satır aralarında yer alan stratejik yönelimleri, ittifakı ve iş birliği mekanizmalarını anlamlandırmak için uluslararası ilişkiler teorilerinin sunduğu analitik araçlara başvurmak kaçınılmazdır. Bu metin, doğası gereği tek bir teorik ekolün sınırlarına sığmayacak kadar karmaşık bir küresel konjonktürü yansıtıyor. Güncel narsistik uluslararası siyaset tablosunda AB ve Güney Kore arasındaki ortak bildiri önem arz ediyor. Robert Keohane ve Joseph Nye tarafından kavramsallaştırılan "neoliberal kurumsallık" ve uluslararası sistemdeki anarşik yapı ile devletlerin içsel algı-kapasite mekanizmalarını birleştiren "neoklasik realizm" sentezi üzerine inşa ediliyor.[4]
Neoliberal kurumsallık, devletlerin anarşik bir dünyada bile ortak çıkarlar doğrultusunda kalıcı iş birlikleri kurabileceğini ve uluslararası rejimlerin işlem maliyetlerini azaltarak hile yapma dürtüsünü dizginlediğini savunuyor. Ortak bildiride sıkça vurgulanan hukuka dayalı uluslararası düzen, etkin çok taraflılık, Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki UN80 reform girişimleri ve Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) merkezî konumunun güçlendirilmesi taahhütleri, tamamen neoliberal kurumsalcı mantığın tezahürleridir. İki aktör de küresel yönetişim mekanizmalarındaki aşınmayı, kurumsal angajmanları derinleştirerek aşmaya çalışıyor.[5]
Ancak metnin bütününe hâkim olan tehdit algıları, askerî mobilizasyonlar ve jeopolitik bloklaşmalar, sistemik baskıların ve güç dengesi arayışlarının ön planda olduğu realist bir okumaya zorluyor. Neoklasik realizm, sistemik teşviklerin devletlerin dış politikalarına doğrudan yansımadığını; bunun yerine liderlerin algıları, iç siyasi yapılar ve stratejik kültür süzgecinden geçerek şekillendiğini ileri sürüyor. Bu hususta, AB’nin ABD dışı müttefik arayışı ve Güney Kore’nin geleneksel Washington bağımlılığını Brüksel ile dengeleme çabası, neoklasik realist bir yumuşak dengeleme stratejisidir. Rusya’nın Ukrayna’daki saldırganlığı, Kuzey Kore (DPRK) ile Rusya arasındaki yasa dışı askerî iş birliği ve Tayvan Boğazı ile Güney Çin Denizi’ndeki statükoyu tek taraflı değiştirme teşebbüsleri, her iki aktörün de sistemik tehdit değerlendirmelerini dönüştürdü. AB ve Güney Kore, yapısal sistemik tehditlere yanıt verirken, kendi içsel endüstriyel ve teknolojik kapasitelerini birleştirerek stratejik kırılganlıklarını azaltmayı amaçlıyor.[6]
Stratejik özerklik arayışında AB
21. yüzyılın son on yılında uluslararası sistem, ABD hegemonyasının görece gerilediği, Çin’in revizyonist ama değer inşa eden, sistem dönüştürücü bir süper güç olarak yükseldiği ve Rusya’nın revizyonizmini askerî tırmanışla somutlaştırdığı çok kutuplu, oldukça istikrarsız bir fetret devrinden geçiyor. Bu yeni sistemik mimaride AB, kendisini ciddi bir jeopolitik sıkışmışlığın içinde buldu. Geleneksel olarak güvenliğini transatlantik ittifak üzerinden sağlayan, ekonomik refahını ise Çin pazarına ve küreselleşmiş açık tedarik zincirlerine bağlayan AB; Washington’ın korumacı ve içe dönük eğilimleri ile Pekin’in agresif jeo-ekonomik hamleleri arasında ezilme riskiyle karşı karşıya. Bu durum, Brüksel elitlerini stratejik özerklik kavramını askerî boyuttan çıkararak endüstriyel, teknolojik ve ekonomik güvenlik alanlarına yaymaya itti. AB’nin 2026 yılındaki temel dış politika motivasyonu, ABD’ye olan mutlak stratejik bağımlılığını azaltırken, otoriter rejimlerin ekonomik şantajlarına karşı da bağışıklık kazanmaktır. Bu perspektifte, Asya-Pasifik’in en dinamik, teknolojik açıdan en gelişmiş demokrasilerinden biri olan Güney Kore, AB için ikame edilemez bir benzer kimlikte bir ortak olarak beliriyor.[7]
Bildiri metninde ilan edilen “AB-Güney Kore Rekabetçilik Ortaklığı ve Üst Düzey Ekonomik Diyalog” mekanizmaları, salt iki ülkenin zenginleşmesini hedefleyen klasik serbest ticaret araçları değildir. Bunlar, küresel tedarik zincirlerinin silah olarak kullanıldığı bir çağda, kritik ham maddelerin, yarı iletkenlerin ve nadir toprak elementlerinin arz güvenliğini garanti altına almayı amaçlayan jeo-ekonomik savunma kalkanlarıdır. AB, Washington’ın tek taraflı korumacı yaptırımlarına ve Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA) gibi transatlantik ortakları dışlayan endüstriyel hamlelerine karşı, Güney Kore gibi küresel teknoloji devleriyle doğrudan yapısal köprüler kurarak küresel ekonomik mimaride kendi kutbunu tahkim ediyor.[8]
Asya-Pasifik ya da modern jeopolitik terminolojideki adıyla Hint-Pasifik bölgesi, küresel güç mücadelesinin merkez üssü hâline geldi. Bölgenin geleceği; deniz ticaret yollarının kontrolü, mikro çip üretim kapasitesinin hâkimiyeti ve bölgesel hegemonya arayışları üzerinden şekilleniyor. 10 Haziran 2026 tarihli belge, AB’nin artık Hint-Pasifik jeopolitiğinde sadece dışarıdan bir gözlemci veya ticari ortak olmadığını, bölgenin güvenlik mimarisinde aktif bir normatif ve operasyonel aktör olma niyetini açıkça ortaya koyuyor.
Ortak bildir’nin 15. maddesinde yer alan "Güney Çin Denizi de dâhil olmak üzere seyrüsefer ve uçuş özgürlüğüne destek" ve "Tayvan Boğazı’nda barış ve istikrarın korunmasının önemi, Hint-Pasifik’te statükoyu değiştirmeye yönelik tek taraflı girişimlere karşı duruş" ifadeleri, doğrudan Çin'in bölgesel yayılmacılık stratejisine karşı çekilmiş kurumsal bir resttir. AB ve Güney Kore, uluslararası deniz hukukunun (UNCLOS) üstünlüğünü savunarak, küresel ticaretin ayrılmaz parçası olan bu su yollarının tek bir gücün iç gölü hâline gelmesini engellemek istiyor.
Güney Kore açısından bakıldığında durum daha da kritiktir. Seul, jeopolitik olarak Çin'e yakın ve ekonomik olarak Pekin’e ciddi ölçüde bağımlı bulunuyor. Güney Kore’nin AB ile askerî ve stratejik yakınlaşması, ona Çin’e karşı stratejik manevra alanı kazandırıyor. Belgede yer alan Güvenlik ve Savunma Ortaklığı kapsamında Güney Kore’nin Eunavfor Atalanta gibi Avrupa deniz misyonlarına katılımının takdir edilmesi, iki aktörün deniz güvenliği, küresel gölge filolarla mücadele ve korsanlıkla mücadele gibi operasyonel alanlarda askerî entegrasyonu derinleştirdiğini gösteriyor.[9]
Tekno-milliyetçilik ve yeşil jeopolitik
Modern uluslararası ilişkilerde güç, artık sadece konuşlandırılan tank sayısı veya nükleer başlık kapasitesiyle ölçülmüyor. Yapay zekâ algoritmaları, yarı iletken kuantum bilgisayarlar, siber uzay egemenliği ve biyoteknoloji, 21. yüzyılın yeni güç parametreleridir. Küresel sistem, teknolojinin ulusal güvenlik ve jeopolitik rekabetin ana unsuru hâline geldiği bir tekno-milliyetçilik çağını tecrübe ediyor. Bu bağlamda, AB-Güney Kore 2026 Zirvesi, teknolojik iş birliğini stratejik müttefikliğin merkezine yerleştiriyor.
Yeşil dönüşüm ve iklim diplomasisi, uzun süre boyunca dış politikanın yumuşak ve ikincil konuları olarak görüldü. Ancak 2026 yılı dünyasında yeşil enerji, karbon sınır düzenlemeleri ve nadir toprak elementlerine erişim mücadelesi, jeopolitiğin rekabetçi alanlarından birine dönüştü. AB’nin Karbon Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) gibi normatif dayatmaları, sanayi ülkeleri için hem bir meydan okuma hem de yeni bir uyum sürecidir.[10]
Bunun yanı sıra, küresel altyapı projeleri üzerinden yürüyen etki alanı mücadeleleri de metinde kendine yer buldu. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi'ne karşı Batı’nın geliştirdiği alternatifler olan AB’nin Global Gateway stratejisi ile Kore’nin yeni Resmî Kalkınma Yardımı stratejisi arasında kurulan sinerji, bu durumun en somut kanıtıdır. İki aktör, gelişmekte olan üçüncü ülkelerde dijital, iklim, enerji, sağlık ve ulaşım sektörlerinde tamamlayıcı projeler yürüterek, bu ülkelerin borç diplomasisi yoluyla otoriter blokların eksenine kaymasını engellemeye çalışıyor.
Sonuç olarak önümüzdeki on yıla ilişkin şu stratejik öngörülerde bulunmak mümkün: AB’nin ABD dışı müttefik arayışı, Washington ile ilişkileri koparmak anlamına gelmiyor. Aksine, ABD’nin iç siyasi dalgalanmalarına ve olası içe dönme eğilimlerine karşı bir B planı, bir riskten korunma mekanizmasıdır. Gelecekte geleneksel tek merkezli ittifaklar yerine; AB, Güney Kore, Japonya, Avustralya ve Birleşik Krallık gibi aktörlerin kendi aralarında kurdukları yatay, tematik ve ağsal güvenlik tabanlı istihbarat paktlarının küresel sistemi domine edeceği öngörülebilir. 2026 Bildirisi, bu iki aktörün tarihin akışına edilgen bir şekilde boyun eğmek yerine, kendi kaderlerini ortak bir stratejik vizyonla çizme iradesidir.
Notlar
[1] Chung, S. W., & Lee, J. S. (2019). Building the pillars of the EU-South Korea strategic partnership. Asia Europe Journal, 17(3), 327-340
[2] Bridges, B. (2008). The European Union and the Korean Conundrum. In Europe—Asia Relations: Building Multilateralisms (pp. 213-232). London: Palgrave Macmillan UK.
[3] Reiterer, M. (2014). The EU’s comprehensive approach to security in Asia. European foreign affairs review, 19(1).
[4] Keohane, R. O., & Nye Jr, J. S. (1973). Power and interdependence. Survival, 15(4), 158-165.
[5] Lobell, S. E., Ripsman, N. M., & Taliaferro, J. W. (Eds.). (2009). Neoclassical realism, the state, and foreign policy. Cambridge University Press.
[6] Council of the European Union. (2026, June 10). EU-Republic of Korea Summit (Brussels, 10 June 2026) – Joint Statement (Document ST-10316-2026-INIT). https://data.consilium.europa.eu/doc/document/ST-10316-2026-INIT/en/pdf
[7] Yoon, S. W., & Zamorano, M. M. (2023). EU-South Korea international cultural relations in the twenty-first century: an overview. Asia Europe Journal, 21(4), 565-585.
[8] Council of the European Union. (2026, June 10). EU-Republic of Korea Summit (Brussels, 10 June 2026) – Joint Statement (Document ST-10316-2026-INIT). https://data.consilium.europa.eu/doc/document/ST-10316-2026-INIT/en/pdf
[9] Aynı yer.
[10] "EU and South Korea deepen strategic partnership on trade, security and technology", Insight EU Monitoring, https://ieu-monitoring.com/editorial/eu-and-south-korea-deepen-strategic-partnership-on-trade-security-and-technology/1243101?utm_source=ieu-portal, (Erişim Tarihi: 11.06.2026).