22 Temmuz 2026

NATO’nun Balkan hattı güçleniyor

Ankara’da çizilen "NATO 3.0" rotası, Sazan Adası'ndaki lüks yatırımlardan Dedeağaç'ın lojistik tahkimatına kadar tüm bölge jeopolitiğini hareketlendirirken; Balkan başkentleri yeni askerî dengeleri kendi ulusal öncelikleriyle masaya yatırıyor.

Temmuz 2026’da Ankara’da gerçekleştirilen tarihî NATO Zirvesi, Transatlantik güvenlik mimarisinin merkezini Karadeniz ve Balkanlar hattına kaydırdı. Rusya'nın Avrupa sınırlarındaki askerî hareketliliği ve ittifakın "NATO 3.0" doktrini kapsamındaki yeni savunma yapılanması, Balkan coğrafyasında dengeleri yeniden belirliyor.

Peki, bu kritik kararların ardından Balkan başkentleri Ankara Zirvesi'ni nasıl okuyor? Bölge ülkeleri, belirlenen yeni askerî haritayı kendi ulusal çıkarları çerçevesinde tartışıyor.

Adriyatik’te güç kayması: Arnavutluk’un yükselişi ve Sazan Adası paradoksu

Zirvede müttefik ülkeler, 2027 yılındaki liderler buluşmasının Tiran'da yapılması yönünde bir niyet beyanında bulundu. Ancak nihai kararın ilerleyen süreçte kesinleşmesi bekleniyor. Başbakan Edi Rama, ülkesinin geçen yıl ev sahipliği yaptığı Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesini hatırlatarak bu kararı büyük bir gelişme olarak niteledi. Rama süreci şu sözlerle değerlendirdi: "Daha da inanılmaz olanı ise 2027'de Tiran'da NATO zirvesine ev sahipliği yapacak olmamız. Bununla ilgili ittifakla ortak çalışmalara şimdiden başladık."

Arnavutluk, bu süreçle birlikte Kuçova Hava Üssü'nün ardından Sazan Adası’nı da NATO radar ve deniz savunma sistemine dâhil etmeyi planlıyor. Ancak Sazan Adası sadece askerî planlarla değil, dev bir turizm projesiyle de gündemde. Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın şirketi Affinity Partners, adayı lüks tatil bölgesine dönüştürmek için Arnavutluk ile resmî bir anlaşma imzaladı. Bu durum, savunma uzmanları arasında "turizm-güvenlik çelişkisi" tartışmalarını başlattı. Bir yanda NATO’nun Rus denizaltılarını izlemek için adaya askerî üs kurma planı dururken, diğer yanda müstakbel ABD Başkanı’nın aile yatırımlarının yükselmesi, Tiran’ın Washington ile kurduğu finans diplomasisinin bir sonucu olarak görülüyor.

Ege'de Atina’ya net ihtar: Akıllı ol Miçotakis!

Ankara’daki zirvenin diplomatik açıdan en çok konuşulan olaylarından biri, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki resmî karşılama töreninde yaşandı. Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis Külliye'ye adım atarken Mehter Takımı'nın "Ceddin Deden" marşını çalması, Yunan medyasında adeta şok etkisi yarattı. Yunan basını, bu köklü kültürel karşılamayı Ankara’nın Atina’ya yönelik planlı bir "psikolojik gövde gösterisi" olarak manşetlerine taşıdı.

Bu atmosferde zirvenin ikinci gününde kameralar karşısına geçen Miçotakis, ikili ilişkilerde gerilimi tırmandıracak açıklamalarda bulunarak konuyu askerî düzleme çekti: "Ülkem hâlâ Türkiye'nin açık savaş tehdidiyle karşı karşıyayken, kara sularımızı genişletme yönündeki yasal hakkımızı kullanmalı mıyız? Bence tüm NATO müttefiklerinin hassasiyetlerinin dikkate alınması gerektiğini unutmamalıyız."

Miçotakis, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında gerçekleşen F-35 savaş uçaklarına ilişkin görüşmeye yönelik soruları ise yanıtsız bırakarak geçiştirdi. Atina’dan gelen bu tanıdık suçlamalara Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı (MSB) net ve kararlı bir yanıt verdi: "Türk Silahlı Kuvvetleri, kendisine tehdit oluşturmayan hiç kimse için bir tehdit değildir."

Miçotakis, bu sert iddialarının ardından ikili gerilimi daha fazla tırmandırmamak için konuşmasında diplomatik bir denge kurmaya çalıştı. Türkiye'nin ev sahipliğindeki organizasyonu takdir eden Yunan Başbakan, Ankara'nın ittifak içindeki kolaylaştırıcı rolünü övdü.

Ege'deki hukuki gerçekler: Atina’nın tezleri hukuk duvarına tosluyor

Güvenlik uzmanları, Yunanistan’ın Ege üzerindeki iddialarının uluslararası hukukta hiçbir karşılığı olmadığını ve tamamen iç politikaya yönelik tutarsızlıklar barındırdığını vurguluyor. Bu çelişkilerin başında Atina'nın 10 millik hava sahası iddiası geliyor. Dünyada kara suları 6 milken, hava sahasını 10 mil olarak ilan eden tek ülke Yunanistan'dır. Oysa havacılık tarihinin temelini oluşturan Chicago Sözleşmesi'ne göre; bir ülkenin ulusal hava sahası, kara sularının bittiği dikey sınırdan ibarettir. Dolayısıyla Atina’nın bu tezi hukuken tamamen geçersiz ve dayanaksızdır.

Öte yandan, Yunanistan'ın kara sularını 12 mile çıkarma hayali, Ege Denizi'ni adeta bir "Yunan gölüne" çevirmeyi hedefliyor. Bu durum, İstanbul veya İzmir'den kalkan bir Türk gemisinin kendi limanlarımıza ulaşmak için bile Yunan sularından geçmek zorunda kalması demektir. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), bu tek taraflı dayatmayı yıllar önce net bir şekilde "Casus Belli" (Savaş Sebebi) sayarak Türkiye’nin bu konudaki kırmızı çizgisini dünyaya ilan etmişti.

Güvenlik uzmanları, Yunanistan'ın dünyada kara suları 6 milken hava sahasını 10 mil olarak ilan eden tek ülke olduğuna dikkat çekerek Atina’nın tezlerinin uluslararası hukukta hiçbir karşılığı olmadığını vurguluyor. Ege'de kara sularının 12 mile çıkarılması, Ege Denizi'nin tamamen bir "Yunan gölüne" dönüştürülmesi anlamına geliyor ki bu Türkiye için en net kırmızı çizgidir.

Bulgaristan ve Romanya kıskacında Doğu cephesi

Zirvede dikkat çeken bir diğer lider, ittifakın derin bir dönüşüm geçirdiğini belirten Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev oldu. Radev, ülkesinin yeni savunma stratejisini şu sacayakları üzerine kurduklarını açıkladı:

  • Savunma bütçesinde artış: NATO’nun savunma harcamalarını GSYİH’nin yüzde 5'ine çıkarma hedefini destekleyen Sofya; bu bütçeyi altyapı, ulaşım, dijital dayanıklılık ve siber güvenliğe aktaracak.
  • Ukrayna desteğinde sosyal denge: Ukrayna’ya yardımların süreceğini belirten Radev, ancak bu desteğin Bulgaristan'ın kendi sosyal bütçesini sarsmaması gerektiğinin altını çizdi.
  • Kalıcı askerî üsler: Ankara Zirvesi kararları doğrultusunda, Bulgaristan’daki çok uluslu NATO taburları kalıcı askerî üslere dönüştürülüyor. Dedeağaç'tan başlayıp Bulgaristan üzerinden Romanya'ya uzanan lojistik hatlar, adeta bir askerî kalkan görevi görecek.

Sırbistan'ın "kuşatılmışlık" kâbusu ve Kosova çıkmazı

Ankara Zirvesi’nden çıkan en kritik askerî kararlardan biri olan Kosova’daki KFOR misyonunun bütçe ve askerî kapasitesinin artırılması, bölgedeki tarihsel fay hatlarını yeniden tetikledi.

  • Kosova cephesi: Priştine yönetimi, KFOR'un tahkim edilmesini Sırbistan'dan gelebilecek sınır ihlallerine karşı varoluşsal bir güvence olarak görüyor.
  • Tanımayan üyeler: Yunanistan, İspanya, Slovakya ve Romanya, kendi içlerindeki etnik hassasiyetler nedeniyle Kosova’nın bağımsızlığını hâlâ tanımıyor. Ancak Atina, Sırbistan’ı gücendirmeden Priştine ile ticari bağları koruma çabasında.
  • Sırbistan'ın sıkışan siyaseti: Sırbistan, NATO’nun "Barış İçin Ortaklık" programı çerçevesinde Mayıs 2026'da ortak askerî tatbikat (NSE26) icra etmiş olmasına rağmen "askerî tarafsızlık" politikasını vurguluyor. Ancak Sırp askerî uzmanlar, etraftaki tüm komşuların NATO üyesi olması ve son Sazan Adası hamleleriyle birlikte Belgrad'ın bir "mavi ittifak çemberiyle" kuşatıldığını yazıyor.

Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić ordunun yerli imkânlarla güçlendirileceğini belirtse de Belgrad’ın iki sandalyeli denge siyaseti artık ciddi bir baskı altında.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...