Kremlin’de güç dengesi nasıl değişti?
Tania Rakhmanova’nın “Rus İktidarının Kalbinde: Putin İmparatorluğunu Sorgulama” kitabı, Putin’in iktidara yükselişini Yeltsin dönemi, oligarklar, güvenlik bürokrasisi, medya ve toplumsal dinamikler üzerinden inceliyor.
“Rusya'ya iyi bak, onu koru!”[1]
Tania Rakhmanova'nın ilk olarak 2012 yılında Fransızca olarak Au cœur du pouvoir russe: Enquête sur l'empire Poutine adıyla yayımlanan ve Türkçeye ise Rus İktidarının Kalbinde: Putin İmparatorluğunu Sorgulama olarak kazandırılan çalışması, modern Rus siyasetini anlamlandırmada referans alınan önemli bir metin niteliğindedir. Uluslararası festivallerde ilgi gören La Prise du pouvoir par Vladimir Poutine (2005) adlı belgeselin yönetmeni olan Rakhmanova, geniş yankı uyandıran bu saha araştırmasını kitaba çevirir ve konuya yeni bir pencere açar. Eserin Türkçe çevirisi ise 2016 yılında Bilge Kültür Sanat tarafından yayımlanır, kitap 376 sayfadan ve 12 ana bölümden oluşur. Türkçe çevirisi M. Reşat Uzmen’e aittir.
Eser, Putin'in iktidarının oluşumunu Yeltsin döneminin son yıllarından başlayarak ele alıyor. Kitabın merkezindeki soru ilk bakışta oldukça basit görünmekle birlikte, aslında Rusya'nın son çeyrek yüzyılını anlamaya yönelik geniş bir çerçeve sunuyor: 1999 yılında Rus kamuoyu tarafından fazla tanınmayan bir isim olan Putin nasıl oldu da kısa süre içinde Boris Yeltsin'in halefi hâline geldi ve ardından Rus devletinin ve kamuoyunun temel mekanizmalarını kendi etrafında toplamayı başardı? Bu yönüyle eser, bir rıza inşa sürecinin eleştirel analizi niteliği taşıyor. Yazar, Vladimir Putin’in zaman içerisinde inşa edilen bireysel kültünü, geleneksel anlatılarda olduğu gibi doğal ve kendiliğinden ortaya çıkmış bir başarı hikâyesi olarak ele almaz. Bunun yerine, Putin’in iktidarının oluşumunu Sovyet sonrası geçiş döneminin siyasal ve ekonomik dinamikleri bağlamında inceler.
Rakhmanova, Putin'in yükselişini yalnızca onun kişisel özellikleri, siyasi becerileri veya karizması üzerinden açıklamaz. Hatta yazarın eleştirel değerlendirmesine göre Putin, yolun başında bu konuların hepsinde zayıftır. Yazar, bunun yerine Putin'in ortaya çıktığı tarihsel ve siyasal ortamı merkeze alır. 1990'lı yılların sonunda Rusya'da devlet kurumlarının zayıflaması, oligarkların olağanüstü ekonomik ve siyasi güce ulaşması, Çeçenistan Savaşı, medya üzerindeki mücadele ve takiben güvenlik bürokrasisinin yükselişi, Putin'in iktidar yürüyüşündeki gelişmeler olarak birbirine sıkıca bağlanır. Bununla birlikte, bu unsurlar arasında belki de en belirleyici olanı, Kremlin çevresinde “Aile” olarak adlandırılan yapının etkisidir. Putin'in iktidara taşınmasında bu çevrenin tercihleri ve kendi nüfuzunu koruma arayışı, diğer gelişmelerle birlikte özel bir önem taşır. Peki bu kavram, Rus siyasetinde neyi ifade eder?
“Aile”: 2000’ler Rusyası’nı şekillendirenler!
Tania Rakhmanova'nın kitabında sık sık karşılaşılan “Aile” kavramı, yalnızca Yeltsin’in kızı ve damadı gibi yakın akrabalarından ibaret değildir. Kavram; Kremlin çevresinde siyasi, ekonomik ve bürokratik gücü paylaşan, birbirleriyle yakın ilişkiler içerisinde bulunan bir koalisyonu anlatmak için kullanılır. Yeltsin'in özellikle ikinci başkanlık döneminde bu çevrenin Kremlin üzerindeki etkisi oldukça belirgin hâle gelir. Yazar, oligarkların bu dönemde yalnızca devlet eliyle büyütülmüş servet sahipleri olarak görülemeyeceğinin altını çizer. Oligarklar, sahip oldukları bankalar, medya kuruluşları ve siyasi bağlantılar sayesinde seçim süreçlerinin finansmanı ve devlet yönetimi üzerinde de önemli bir nüfuz kazanırlar. Özellikle Yeltsin'in sağlık sorunları ve siyasi gücündeki zayıflama, Kremlin çevresindeki aktörlerde yeni döneme ilişkin bir arayış başlatır. Yeltsin döneminde oluşan siyasi ve ekonomik çıkarların yeni dönemde nasıl korunacağı endişesi, bu çevrelerin öncelikli gündemi hâline gelir.
Putin’in yükselişi tam da böyle bir ortamda gerçekleşir. Kitabın anlatısına göre Putin; Yeltsin çevresindeki güç odakları tarafından, diğer alternatif liderlere nazaran güvenilir ve kontrol edilebilir bir seçenek olarak görülüyor. Eski bir KGB görevlisi olması sadık imajını güçlendirirken, devlet bürokrasisini ve güvenlik aygıtını tanıması ama buna karşılık ülke çapında güçlü bir siyasi tabana sahip olmaması onu diğer olası adaylardan farklılaştırır. Bilhassa Yeltsin'in takip ettiği siyasal yoldan ilerleyeceği ve Türk siyasal hayatındaki karşılığı ile “devr-i sabık” yaratmayacağı inancı, Putin’i haleflik açısından uygun bir seçenek hâline getirir.
Putin, öncelikle 9 Ağustos 1999’da Boris Yeltsin tarafından başbakan olarak atanır ve 16 Ağustos’ta Duma’nın onayını alarak göreve başlar. Başbakanlık dönemi, Putin’in kısa süre içerisinde kamuoyunda daha görünür bir siyasi figür hâline gelmesini sağlar. Yeltsin’in 31 Aralık 1999’da istifa etmesini takiben, Putin’in başbakanlık sürecinin ardından vekaleten devlet başkanı olması bu süreci tamamlayan önemli bir adım olur. Ekim Devrimi sonrası dinî bayramların önemini görece yitirdiği Rusya’da, yılbaşı önemli bir tarih olarak belirir. Bu bağlamda bakıldığında 31 Aralık 1999 tarihi Rusya’nın siyasi tarihinde ayrıca sembolik bir anlam taşır. Böylece yalnızca beş ay önce Rus kamuoyunun büyük bölümü tarafından fazla tanınmayan bir siyasetçi, kısa sürede ülkenin en güçlü makamına ulaşır. Başlangıçta onu iktidara taşıyan “Aile” çevresinin Putin üzerinde belirleyici bir nüfuz kurabileceği düşünülmüş olsa da Putin, kısa süre içerisinde kendi güçlü iktidarını inşa etmeye başlar. Oligarkların siyasi etkisini sınırlandırması, medya üzerindeki kontrolü güçlendirmesi ve güvenlik bürokrasisinin ağırlığını artırması, Yeltsin dönemindeki güç ilişkilerinin önemli ölçüde değişmesine yol açar. Eserin, Putin sistemini anlamak açısından ortaya koyduğu önemli dönüşümlerden biri budur.
Putin, Aralık 2000’de eski Sovyet millî marşını yeniden kullanmak istediğinde, Yeltsin bu öneriye kamuoyu önünde karşı çıkar. Bu beklenmedik meydan okumanın hemen ardından, Yeltsin ailesini de ilgilendiren yolsuzluk soruşturmasının gündeme getirilmesi ve hızlıca sonlandırılması, Rakhmanova’nın anlatısında dikkat çekici bir siyasi mesaj olarak yorumlanır. Soruşturmanın kapatılması, bir yandan Yeltsin ailesine daha önce sağlanan hukuki güvenceyi hatırlatırken, diğer yandan Putin’in artık eski başkanın siyasi nüfuz alanının dışında hareket edebildiğini gösterir. Bu açıdan süreç, “Aile” olarak anılan çevrenin Putin üzerindeki vesayetinin sona erdiğine ve Kremlin’de güç dengesinin kalıcı biçimde değiştiğine işaret eden önemli bir dönüm noktası olarak belirir. Nitekim Yeltsin, vefat edene dek gündelik politikadan uzak durmayı yeğler.
1999: Kriz, savaş ve iktidarın inşa yılı
Rusya’da meydana gelen bombalı saldırılar ve ardından başlayan İkinci Çeçenistan Savaşı, Putin’in kamuoyu tarafından tanınmasını ve güçlü bir devlet adamı olarak görülmesini hızlandırır. Öte yandan 1999 sonbaharında gerçekleşen ve kamuoyunu infiale uğratan bombalı saldırılar, Rusya’nın yakın tarihindeki en tartışmalı olaylardan biri olarak kalır. Bu saldırılarla ilgili olarak Rus güvenlik servislerinin ne bildiği, hangi tehditlerden haberdar olduğu, gizlenen istihbaratlar bulunup bulunmadığı ve olayların nasıl geliştiği konusunda farklı iddialar ortaya atılır. Rakhmanova'nın kitabı da Putin’in yükselişini anlatırken bu karanlık noktaları ve kriz ortamının Putin iktidarının oluşumundaki rolünü sorgular. Çeçenistan Savaşı, Putin’in kamuoyunda güçlü ve kararlı bir lider olarak öne çıkmasına katkıda bulunurken, güvenlik bürokrasisiyle kurduğu yakın ilişkiyi de görünür kılar.
İlk seçim: Karganın zor sorusu
2000 yılında Putin’in önündeki en önemli sorunlardan biri, Rus halkının büyük bölümünün kendisini henüz yeterince tanımıyor olmasıdır. Putin’in ilk başkanlık kampanyasının dikkat çekici tarafı da burada ortaya çıkar. Kampanya, geniş kitleleri etkileyen güçlü bir siyasi karizmadan ziyade düzen, devlet kapasitesi ve istikrar vurgusu üzerine kurulur. Bugün karşılaşılan yaygın kabulün aksine, Putin’in ilk dönem siyasi portresinde fiziksel görünüşü ve kendisini ifade etme biçimi zayıf bir sermaye olarak değerlendirilir. Kitabın çizdiği Putin portresi, geniş halk kitlelerini güçlü hitabetiyle kendisine bağlayabilecek karizmatik bir siyasetçi portresinden uzaktır. Bu nedenle Putin’in ilk başkanlık kampanyası, kişisel karizmadan ziyade hükûmet çalışmaları ve devletin yeniden işler hâle getirilmesi üzerine odaklanır.
26 Mart 2000'de yapılan başkanlık seçiminde Putin, devlet başkanı seçilir. Kitapta aktarılan Rusya’daki siyasi mizah örneklerinden biri, seçimlere ilişkin kuşkucu yaklaşımı ironik bir biçimde yansıtır. Ağaca tünemiş bir kargaya Putin’e oy verip vermeyeceği sorulur. Karga, “Pek tabii ona vereceğim!” diye bağırınca ağzındaki peynir düşer ve tilki peyniri kapıp kaçar. Karga daha sonra kendi kendine “Putin’e oy vermeyeceğimi söyleseydim bir şey değişecek miydi?” diye sorar. Türkçeye çevrildiğinde amacına uygun biçimde güldürmekten çok düşündüren bu küçük hikâye, kitabın Rusya'daki seçim sistemine ilişkin temel sorusunu sembolik biçimde ortaya koyar. Yazarın yaklaşımında önemli olan da yalnızca seçimlerin yapılıp yapılmadığı değil, siyasi iktidarın gerçekten seçim yoluyla değişip değişemeyeceğidir.
Masadaki kumanda!
Putin’in iktidarını sağlamlaştırırken gerçekleştirdiği en önemli hamlelerden biri medya alanında görülür. Rusya’da televizyon, uzun süre toplumun önemli bir bölümünün temel bilgi kaynaklarından biri olur. Bu nedenle televizyon kanalları üzerindeki kontrol, siyasi iktidarın toplumla kurduğu ilişki açısından da önem taşır. Önemli televizyon kanalları üzerindeki mülkiyet ve yönetim değişiklikleri, Putin döneminde bağımsız medya alanının daralmasının sembollerinden biri hâline gelir. Önceki yönetimin siyasal elitlerinden Boris Nemtsov’un mülakatta Putin için kullandığı “ilk televizyoncu başkan” ifadesi de bu bağlamda dikkat çekicidir. Bu ifade, Putin'in televizyonun siyasi gücünü ne kadar ciddiye aldığını anlatmak amacıyla kullanılır. Nemtsov’un değerlendirmesinde Yeltsin dönemini Putin döneminden ayıran sembolik bir başka ifade ise şudur: “Yeltsin'in masasında bir dolma kalem vardı, Putin onun yerine uzaktan kumanda kullanır” (s.192).
Kremlin’in oligarkları
Yeltsin döneminde oligarklar, Kremlin’in karar alma süreçleri üzerinde önemli ölçüde nüfuz sahibi olan aktörlerken, Putin döneminde bu güç ilişkisi giderek tersine döner. Mihail Hodorkovski’nin tutuklanması, bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri olarak öne çıkarken, Hodorkovski’nin yaşadığı süreç diğer büyük sermaye sahipleri açısından da Kremlin ile ilişkilerinde aşılmaması gereken sınırları gösteren önemli bir vaka niteliği kazanır.
Roman Abramoviç’in 2003 yılında Chelsea futbol kulübünü satın alması da kitapta bu dönüşüm bağlamında ele alınan örneklerden biridir. Rakhmanova’nın anlatısında bu yatırım, Abramoviç’in uluslararası görünürlüğünü ve ekonomik varlıklarını çeşitlendirme stratejisiyle ilişkilendirilir. Bununla birlikte, söz konusu yatırımın doğrudan ileride karşılaşılabilecek olası iade veya hukuki süreçlere karşı bir güvence oluşturma amacı taşıdığını kesin biçimde söylemek mümkün değildir. Daha genel bir çerçevede ise Putin döneminde büyük sermaye sahiplerinin ekonomik varlıklarını farklı ülkelerdeki yatırımlar ve uluslararası finansal yapılar üzerinden çeşitlendirme eğilimi, oligarklar ile Kremlin arasındaki değişen güç ilişkisinin önemli unsurlarından biri olarak değerlendirilebilir.
Yeni elit portresi
Putin’in kurduğu yeni iktidar yapısının kadroları da dikkat çekicidir. Yönetimde çoğunluğu KGB ve daha sonra FSB kökenli isimler oluşturur. Bunların yanında Petersburg Belediyesi’nde Putin ile çalışmış az sayıda isim de önemli görevlere getirilir. Benzer biçimde Putin, Yeltsin döneminden gelen bütün kritik isimleri bir anda sistemin dışına itmemiş ve az sayıda da olsa Yeltsin döneminde önemli görevler üstlenmiş bazı isimleri yönetimde tutar. Kitapta, Olga Kryshtanovskaya’nın çalışmasına dayanılarak, 2003 yılında Putin döneminde Kremlin’de gerçekleştirilen 1016 önemli atamanın incelendiği ve bu isimlerin %78'inin KGB veya FSB kökenli olduğu belirtilir (s.214). Bu oran, Putin sisteminin güvenlik bürokrasisine verdiği ağırlığı göstermesi bakımından çarpıcı bir örnek niteliğinde.
Putin’in zihin dünyasını tahayyül etmek
Yazara göre 26 Nisan 2005 tarihli parlamento konuşması Putin’in tarih ve Rusya’nın dünyadaki konumuna ilişkin düşüncesini anlamak açısından oldukça önemlidir. Putin burada Sovyetler Birliği’nin ortadan kalkışından duyduğu üzüntüyü açık biçimde dile getirir:
“Bu, yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi olmuştur. Rus halkına gelince bu onlar için gerçek bir trajedidir. Yurttaşlarımızdan on milyonlarcası birdenbire kendilerini Rus topraklarının dışında bulmuştur. Bu çöküş Rusya’nın kendisine de bulaşmıştır” (s.223).
Kitap, bu teşhisi Putin’in sonraki politikalarıyla birlikte değerlendirmeyi öneriyor. Gürcistan, Kırım ve Ukrayna bağlamında bakıldığında, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla kaybedildiği düşünülen Rus nüfuz alanının yeniden kurulması düşüncesinin Putin’in politikalarında giderek daha görünür hâle geldiği görülüyor.
Ekonomik toparlanma ve değişen toplum
Putin’in ilk döneminde Rusya ekonomisinde önemli bir toparlanma yaşanması, yönetimin toplumsal desteğinin temel unsurlarından biri olur. Devlet gelirlerinin enerji ihracatı ile paralel biçimde artması, maaşların daha düzenli ödenmesi ve ekonomik istikrarın güçlenmesi, 1990’lı yılların ekonomik belirsizlikleriyle karşılaştırıldığında toplumun önemli bir kesiminde olumlu bir değişim duygusu oluşturur. Yazar, bu süreci toplumda Rus kimliği ile iftihar edilen bir dönem olarak tartışır.
Medya baskısı ve Anna Politkovskaya cinayeti
Putin döneminin en tartışmalı alanlarından biri gazetecilerin karşılaştığı baskıdır. 2000’li yıllarda çok sayıda gazetecilerin öldürülmesi, tehdit edilmesi ve bağımsız medya kuruluşlarının karşı karşıya kaldığı baskılar, medya üzerindeki kontrolün yalnızca televizyon kanallarının mülkiyetinden ibaret olmadığını gösterir. Anna Politkovskaya, bu dönemin en bilinen örneklerinden biridir. Çeçenistan’daki savaş ve insan hakları ihlalleri üzerine çalışan Politkovskaya, 7 Ekim 2006'da Moskova'daki evinin bulunduğu binada öldürülür. Yazara göre cinayetin Putin'in doğum gününde gerçekleşmiş olması da ayrıca dikkat çekicidir. Politkovskaya’nın Çeçenistan hakkında yürüttüğü gazetecilik faaliyetleri nedeniyle cinayetin arka planına ilişkin çok sayıda soru ortaya atılır. Politkovskaya cinayetinde soru işaretleri tam anlamıyla giderilemez.
Medvedev dönemi: Şekil değiştiren ama el değiştirmeyen iktidar
2008 yılında anayasal süre sınırı nedeniyle Putin üçüncü kez art arda devlet başkanlığına aday olamaz. Dmitri Medvedev devlet başkanlığına seçilirken Putin başbakanlık görevini üstlenir. Bu tercihin arka planında, Yeltsin döneminin sonundaki iktidar devri deneyiminin Putin açısından taşıdığı önem de görülebilir. “Aile” olarak anılan çevrenin Kremlin üzerindeki nüfuzunu koruyabilme çabası, Putin açısından iktidar devrinin güç ilişkileri çerçevesinde nasıl gerçekleşmemesi gerektiğine dair önemli bir deneyim oluşturur. Bu nedenle Medvedev’in devlet başkanlığına getirilmesi, anayasal sınırı aşmadan Putin’in siyasi ve kurumsal ağırlığını koruyabileceği bir düzenleme olarak değerlendirilebilir. Öyle ki Putin’in kendisinden sonra gelecek isim konusunda oldukça dikkatli davrandığı görülüyor. Medvedev, Putin’den yaklaşık 13 yaş küçük, kendisi gibi Petersburglu ve onun uzun süredir tanıdığı bir isimdir. Yazarın anlatısında fiziksel özellikler de ayrıca dikkat çekiyor. Medvedev’in Putin’i fiziksel olarak gölgelemeyen bir yapıda ve ondan yaklaşık 10 santimetre daha kısa olması (yaklaşık 1,62 metre), Putin’in boy konusunda özel bir hassasiyeti olabileceği imasını doğuruyor. Böylece 2008’de başkanlık makamı Medvedev’e geçer ancak Putin sistemin merkezinde kalmaya devam eder. Yazar, iktidar katında meydana gelen bu göstermelik değişimi, sınıf geçişkenliğinin sönümlenmesini ve rejim elitlerinin gücünü şu sözlerle ifade eder:
“Toplumsal asansör neredeyse hiç çalışmıyordu… Daha açık söylemek gerekirse, millî, ekonomik veya siyasi bir kariyer yapmak için ya Putin’in klanına (ve tercihen siloviki’lere) ait olunacak ya da onunla aynı bölgeden (St. Petersburg) olunacaktı” (s. 263-264).
Sokağa taşan muhalefet
4 Aralık 2011 Duma seçimlerinde iktidar partisinin oy oranı önceki seçime göre gerilemesine rağmen çoğunluğunu korur, seçim sürecinde çok sayıda hile ve usulsüzlük iddiası ortaya atılır. Bunun ardından Moskova başta olmak üzere çeşitli kentlerde kitlesel protestolar başlar. Esasen 2010 yılı Kasım ayında halkın %72’sinin dış ülkelere göç etme arzusuna sahip olması, toplumsal rahatsızlığın önemli göstergelerindendir (s.308). Aralık 2011’den 2012’nin ilk aylarına uzanan gösteriler; adil seçim, medya özgürlüğü, siyasi temsil ve iktidarın seçim yoluyla değişebilmesi gibi daha geniş sorunları gündeme taşır. Protestolara verilen sert tepki ise devletin hukuk ve güvenlik mekanizmalarının muhalefet karşısında daha yoğun kullanılmasına ilişkin eleştirileri artırır. Protestolar Putin sistemini değiştirmez ancak kontrol altındaki siyasi alanın dışında sokak, internet ve büyük kentlerdeki toplumsal ağların birleştiği yeni bir muhalefet alanının ortaya çıkabildiğini gösterir.
Kayıp coğrafyanın peşinde
Putin’in 2012 yılında yeniden devlet başkanı olmasıyla birlikte Rusya’nın güvenlik merkezli siyasi çizgisi dış politikada da daha belirgin biçimde görülmeye başlar. 2008 Gürcistan Savaşı bu sürecin önemli örneklerinden biri olurken, 2014 yılında Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesi çok daha büyük bir kırılma yaratır. Kırım meselesi, Putin’in 2005 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasını “yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi” olarak tanımlamasıyla birlikte değerlendirildiğinde, Rusya’nın kaybettiği jeopolitik ağırlığı yeniden kazanma isteği açısından önem taşır. Bununla birlikte Putin’in dış politikasını yalnızca Sovyet geçmişine duyulan özlemle açıklamak yeterli değildir. Rusya’nın güvenlik algısı, NATO ile ilişkiler, eski Sovyet coğrafyasındaki gelişmeler de bu politikanın değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken unsurlardır.
Klişelerin ardından okunan oligark hegemonya
Tania Rakhmanova, Rus İktidarının Kalbinde: Putin İmparatorluğunu Sorgulama adlı bu çalışmasında, Vladimir Putin’in hegemonik iktidarını alışılagelmiş “karizmatik lider” veya “mutlak diktatör” klişelerinin ötesine geçerek rasyonel bir çerçevede değerlendirir. Yazarın sunduğu panorama bu iktidarın, güvenlik bürokrasisi ile sermaye eliti oligarkların inşa ettiği ve Yeltsin tarafından da desteklenen pragmatik ortaklığın bir sonucu olarak filizlendiğini gösterir. Bu yönüyle kitap; Putin’i sistemin yegâne yaratıcısı olarak değil, düzeni korumak isteyen bir koalisyonun çıktısı ve kısa sürede güçlenen lideri olarak konumlandırır.
Rakhmanova’nın mülakatlar ve arşiv belgelerine dayandırdığı bu eser; medyanın tek tipleştirilmesi, kriz anlarının toplumsal rıza inşası için araçsallaştırılması ve örnek olaylarda oligarkların mülksüzleştirilmesi gibi gelişmeleri net bir sebep-sonuç ilişkisiyle sunar. Kitap, Rusya özelinde bir güç anlatısı sunmakla birlikte hegemonik ve rekabetçi otoriter rejimlerin diğer örnekleri açısından da önemli bir bağlam oluşturuyor.
Bu doğrultuda eser, yazıldığı tarih itibarıyla günümüzdeki gelişmeleri doğrudan ele almasa da Rusya’nın siyasal ve dış politika yönelimlerini anlamak için önemli bir arka plan sunmaya devam ediyor. Putin iktidarının hangi güç ilişkileri ve kurumlar üzerinden şekillendiğini ortaya koyması, kitapta yer almayan sonraki gelişmeleri takip etmek ve anlamlandırmak açısından da eseri değerli bir referans hâline getiriyor.
Not
[1] Boris Yeltsin’in, 31 Aralık 1999 tarihli Rusya Devlet Başkanlığı görevinden istifa ederek yetkilerini Vladimir Putin'e devrettiği tarihî konuşmasından.

Olmak ya da Olmamak - Tiyatro, Hayat ve İnsan
Sanatın 6. dalı tiyatro, sahnede sadece bir oyun sunmuyor aynı zamanda hayatı ve insanı da anlatıyor. Dünyaca ünlü yazar William Sheakspeare’nin “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” sözünden ilham aldığımız podcast serimizde; tiyatroyu, alanının uzman isimleriyle konuşuyoruz..

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.