04 Mart 2026

Aşil’in Tuzağı’ndan Tahran’ın kapısına

Steve Coll’un “The Achilles Trap” kitabından yola çıkarak; Irak işgalindeki istihbarat hataları, nükleer güç illüzyonu ve stratejik körlükleri analiz ediyoruz. Tarih İran’da tekerrür mü edecek? 2003’ün hayaletleri günümüz Orta Doğu siyasetine nasıl ışık tutuyor?

Tarih, devasa bir ayna vazifesi görür ancak bu ayna her zaman gerçeği göstermez, kimi zaman sadece korkularımızı yansıtır. Steve Coll, titizlikle kaleme aldığı The Achilles Trap kitabında, ABD ile Saddam Hüseyin arasındaki yirmi yılı aşkın süren o trajik “iletişimsizlik” sarmalını anlatırken, aslında bugünün Orta Doğu’suna dair en büyük uyarıyı yapıyor. Bugün dünya kamuoyu, “Acaba Irak’ta yapılan hatalar İran’da tekrarlanacak mı?” sorusunu sorarken, Coll’un kitabında sunduğu veriler bu sorunun cevabının bir “olasılık” değil, bir “süreç yönetimi hatası” olduğunu kanıtlıyor.

Coll’un kitabındaki en sarsıcı tema, Saddam Hüseyin’in kitle imha silahlarına (KİS) sahip olmadığı hâlde, neden dünyaya (ve özellikle İran’a) varmış gibi bir imaj çizdiğidir. Saddam, 1980-1988 İran-Irak Savaşı’nın travmasıyla, bölgesel rakiplerini caydırmak için “stratejik belirsizlik” yolunu seçmişti. Ona göre, zayıf görünmek ölmek demekti. Bugün İran’ın nükleer programı tam olarak bu “Aşil Tuzağı”na oturuyor. Tahran, nükleer silaha sahip olduğunu hiçbir zaman kabul etmese de uranyum zenginleştirme kapasitesini bir “caydırıcılık sopası” olarak masada tutuyor. 2003 öncesinde CIA’in Saddam’ın sessizliğini “suçluluk göstergesi” olarak okuması gibi bugün de Batı dünyası İran’ın her teknik hamlesini bir “saldırı hazırlığı” olarak kodluyor. Coll’un kitabında vurguladığı gibi: Bir liderin hayatta kalma stratejisi, karşı tarafın savaş gerekçesi haline gelirse, orada trajedi kaçınılmazdır.

The Achilles Trap, istihbarat servislerinin (CIA ve MI6 gibi) siyasi iradeye duymak istediği şeyi verme konusundaki tehlikeli eğilimini ifşa ediyor. Bush yönetimi “Saddam’ın kitle imha silahı var” ön kabulüyle yola çıkmıştı ve sahadan gelen aksi yöndeki tüm kanıtlar “Saddam’ın aldatmacası” olarak yaftalanıp çöpe atılmıştı. İran bağlamında da benzer bir “istihbarat kirliliği” riskini görüyoruz. İsrail istihbaratının sunduğu veriler, İranlı muhalif grupların iddiaları ve Washington’daki şahin kanatların analizleri, bazen nesnel gerçekliğin önüne geçiyor. Eğer karar vericiler, İran’ın iç dinamiklerini ve rasyonel çekincelerini görmezden gelip sadece “rejim mutlaka nükleer silah yapacak” ön yargısıyla hareket ederlerse, 2003’teki o meşhur “yanlış dosya” vakalarının bir benzeriyle karşı karşıya kalmamız işten bile değil.

Rejim değişikliği romantizmi ve sosyolojik körlük

Kitapta Coll, Saddam sonrası Irak için Washington’ın ne kadar naif bir plana sahip olduğunu anlatır. Onlara göre Saddam bir “tapa” gibiydi; o çekildiğinde demokrasi fışkıracaktı. Ancak o tapa çekildiğinde fışkıran şey demokrasi değil, bin yıllık mezhep çatışmaları, El-Kaide ve sonrasında DEAŞ oldu. İran için de benzer bir senaryo sıklıkla masaya sürülüyor. “Mollalar giderse İran özgürleşir” tezi; İran’ın karmaşık devlet yapısını, Devrim Muhafızları’nın (DMO) ekonomik ve askeri derinliğini ve milliyetçi refleksleri hesaba katmıyor. Irak tecrübesi bize şunu gösterdi: Bir ülkenin kurumsal hafızasını ve ordusunu (Irak’ta Baas ordusunun dağıtılması gibi) tek bir kararla yok etmek, sadece devletsizlik ve terör üretir. İran, Irak’tan çok daha büyük bir nüfusa ve daha köklü bir devlet geleneğine sahip; burada yapılacak bir operasyonun yaratacağı kaos, Irak’ın on katı büyüklüğünde bir sığınmacı dalgası ve küresel enerji krizi demek.

Steve Coll, Saddam Hüseyin’i sadece bir diktatör olarak değil, dünyayı kendi dar penceresinden gören, Arap milliyetçiliği ve Salahaddin Eyyubi hayalleriyle yanıp tutuşan bir figür olarak betimler. Saddam, Amerikalıların Irak’a gireceğine son dakikaya kadar inanmamıştı; çünkü bunun “mantıksız” olacağını düşünüyordu. İran liderliği için de benzer bir durum söz konusu. Yıllardır süren yaptırımlar, suikastlar ve kuşatılmışlık hissi, Tahran’ı daha defansif ama aynı zamanda daha öngörülemez bir aktör haline getiriyor. Saddam’ın yaptığı hata, ABD’nin “iradesini” küçümsemekti; Batı’nın yapabileceği hata ise İran’ın “çaresizliğini” hafife almak. The Achilles Trap’te gördüğümüz gibi; köşeye sıkışan ve onuru kırılan liderler, rasyonel maliyet-fayda analizinden uzaklaşırlar.

Vekalet savaşları ve yanlış hesaplama riski

Coll, Irak’ın Kuveyt’i işgalinin aslında bir dizi yanlış anlamanın sonucu olduğunu belgeleriyle anlatır. Saddam, ABD’nin bu işgale yeşil ışık yaktığını sanmıştı. Bugün İran’ın Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’deki vekil güçleri, her an büyük bir savaşı tetikleyebilecek “kısa devre” noktalarıdır. Tıpkı 1914’te Saraybosna’da patlayan bir kurşunun dünyayı ateşe vermesi gibi, bugün de Kızıldeniz’de veya Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak bir eylem, Aşil’in Tuzağı’nı kapatabilir.

"Orta Doğu’da savaş çıkacak mı?", "İran nükleer silah yapacak mı?", "Irak Savaşı neden çıktı?" gibi soruların cevabı, Google algoritmalarından ziyade Steve Coll’un bu derinlikli analizinde gizli. Steve Coll, tarihsel bir perspektif sunmakla kalmıyor, modern dış politika hatalarının bir haritasını çıkarıyor. Steve Coll’un The Achilles Trap eseri, bize bir felaketin gelmekte olduğunu görmenin ama onu durduramamanın acı hikayesini sunuyor. Irak, “bilinmeyen bilinmeyenler” yüzünden yıkıldı. Bugün İran ile ilgili “bilinen bilinmeyenler” üzerine bir strateji inşa etmek zorundayız.

Irak’ta yaşananların İran’da tekrar etmemesi için tek bir yol var: Dürüst istihbarat, açık iletişim kanalları ve tarihin kibrinden arınmış bir diplomasi. Eğer liderler, Saddam’ın düştüğü “kendini olduğundan büyük gösterme” ve Bush’un düştüğü “karşıdakini canavarlaştırma” tuzaklarından kaçınmazlarsa, Orta Doğu bir kez daha Coll’un kitabında anlattığı o karanlık dehlizlere sürüklenecek.

Tarih tekerrür etmek zorunda değil; ancak ders alınmadığında, en trajik bölümleriyle kendini hatırlatmayı sever. The Achilles Trap, bu hatırlatmanın en sarsıcı hali olarak masamızda duruyor.

Not: Bu analiz, Steve Coll'un kitabındaki ana fikirler ile güncel uluslararası ilişkiler teorilerini birleştirerek oluşturulmuştur. 2003 Irak müdahalesinin ardındaki mekanizmaları anlamak, bugünkü İran krizini çözmenin anahtarı olabilir.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...