24 Eylül 2026

Afrika küçük değildi, sadece onu öyle görmeye alıştık

Birleşmiş Milletler’in Afrika’nın haritalardaki temsiline ilişkin tartışması, kıtanın gerçekten büyümesiyle değil, dünyayı nasıl gördüğümüzle ilgili. Haritaların ötesinde, Afrika’ya dair zihinsel haritalarımızı da sorgulamak gerekiyor.

Son günlerde sosyal medyada “Robert Dussey Afrika’nın haritadaki boyutunu büyüttüğüne göre, belki de sıra şimdi de Togo’nun haritasını büyütme zamanı gelmiştir. Hem de dünya haritasında Afrika’nın daha büyük ya da daha küçük görünmesi neyi değiştirir ki?” tarzında bir espri dolaşıyor.  

Bu espri, Togo Dışişleri Bakanı Prof. Robert Dussey’nin, dünya haritalarında daha adil bir coğrafi temsil çağrısında bulunan bir Birleşmiş Milletler girişimine verdiği destekten doğdu. Oysa Afrika aniden toprak kazanmadı. Sınırları değişmedi. Yeryüzünde hiçbir şey yerinden oynamadı. Değişen tek şey, harita üzerinde kapladığı alanın nasıl gösterilmesinin istendiğiydi. Peki öyleyse neden mekânsal bir temsile siyasi sermaye, kurumsal prestij ve uluslararası tartışmalar yaratıyor. Yani Birleşmiş Milletler neden böyle bir mesele ile uğraşıyor?

4 Eylül 2026'da BM Genel Kurulu, Togo ve Afrika Birliği öncülüğünde, dünya coğrafyasının haritalarda temsil edilme biçimini ele alan bir karar tasarısını kabul etti. Karar, özellikle kara kütlelerinin gerçek boyutlarıyla kıyaslandığında, belirli harita projeksiyonlarının yol açtığı çarpıtmalarına dikkat çekiyor.

Yani hayır, Afrika büyümedi.

Afrika zaten büyüktü. Biz sadece onu daha küçük görmeye alışmıştık. İşte asıl soru da burada başlıyor: Bir temsil biçimi öylesine kanıksandığında ve gerçeklikle karıştırılmaya başlandığında ne olur?

Çünkü haritalar bize sadece coğrafya öğretmez. Bazen farkında bile olmadan, dünyada neyin büyük, neyin küçük olduğunu, neyin merkezi, neyin çevresi olduğunu da öğretirler. Aynı temsili yeterince sık gördüğümüzde, zamanla aşina olduğumuzla gerçeklik arasında ayrım yapamayabiliriz.

Afrika gerçekten küçük mü?

Standart bir dünya haritası alın. Afrika kıtasına bakın. Sonra Avrupa’ya, Kuzey Amerika’ya veya Rusya’ya bakın.  İlk bakışta, gözlerimizin algıladığı görüntü, bazı şeylerin gerçekte olduğundan farklı görünmesine neden olabilir. Özellikle Mercator projeksiyonu gibi bazı harita projeksiyonlarında, ekvatordan uzaklaştıkça bölgelerin görsel boyutu önemli ölçüde değişir. Spesifik olarak, elinizdeki o haritada Grönland ile Afrika'nın neredeyse birbirine yakın büyüklükte olduğunu gördüğünüz oldu mu? Hâlbuki gerçekte Afrika, Grönland’ın yaklaşık 14 katı büyüklüğünde. Yani bunun nedeni, haritanın “yalan söylemesi” değildir. Bunun nedeni, düz bir haritanın üç boyutlu bir kürenin her yönünü aynı anda koruyamamasıdır. Demem o ki, komplo gerektirmez. Farklı izdüşümler, farklı unsurları ön planda tutar. Harita bir araçtır. Sorun, o aracın ne iş için tasarlandığını unuttuğumuzda ortaya çıkar.

Mercator projeksiyonu, özellikle denizcilik navigasyonu için teknik olarak kullanışlı bir sistem olarak 16. yüzyılda geliştirildi. Bir geminin belirli bir rota boyunca sabit bir pusula yönünü takip etmesini kolaylaştırdı.  Yani sorun, “Birisi Afrika’yı kasten daha küçük çiziyor” demek kadar basit değil. Asıl sorun başka yerde yatıyor.  

Bir harita belirli bir amaç için tasarlanır. Sonra aynı harita sınıflarda, ders kitaplarında, televizyonda, haberlerde, web sitelerinde ve hatta çocukların zihinlerinde tekrar tekrar görünür ve sonunda dünyanın kendisiymiş gibi ele alınmaya başlanır.  Bu noktada, teknik bir seçim kültürel bir algıya dönüşebilir.

Afrika değişmez. Ancak Afrika’yı zihnimizde nasıl konumlandırdığımız değişebilir. Harita değişirse, Afrika’daki yaşam değişir mi? Hayır. Bu karar Afrika’da yeni yollar inşa etmeyecek. İşsizliği azaltmayacak. Pasaportları güçlendirmeyecek. Savaşları sona erdirmeyecek. Lomé ile Nairobi arasındaki mesafeyi kısaltmayacak. Kısacası, haritayı değiştirmek Afrika’nın gerçekliğini değiştirmez.

Neden bu kadar çok konuşuluyor?

Çünkü bazen sorun gerekliliğin kendisi değil, o gerçekliği nasıl gördüğümüzdür.  Ve insanların dünyayı nasıl gördüğü, düşündüklerinden daha fazla şeyi etkiler. Harita, Afrika'ya dair anlayışımızı tek başına oluşturmaz ancak daha çok geniş bir temsil sisteminin parçası hâline gelir.

Bir çocuğun yıllarca sınıfta Afrika’yı gerçekte olduğundan daha küçük gösteren bir haritaya bakması, tek başına Afrika hakkındaki tüm görüşünü belirlemez. Ancak buna başka şeyler eklendiğinde durum değişebilir: Afrika’yı haberlerde çoğunlukla savaş, açlık, yoksulluk, darbeler veya insani yardım görüntüleri üzerinden görmek, …

Bazen Afrikayı küçültmek için haritaya bile ihtiyacımız yok. Bir kelime yetiyor: “Afrika.”

Afrika’yı tek bir ülke gibi tanımlayan cümleler duymak… Hangi Afrika’dan bahsedildiğini hiç sormadan “Afrika’da neler oluyor” diye sormak… Bunların her biri kendi başına gerçeğin bir parçasıdır. Sorun, bu hikâyelerin yanlış olması değil. Sorun bir parçanın bütün resim hâline gelmesiyle başlar. Sorun, bir parçanın yavaş yavaş bütünün yerini almasıyla ortaya çıkar. Haritada küçültmek ile zihinde küçülmek aynı şey değildir. Ama ortak noktaları var: Karmaşık bir gerçekliği, tüketim daha kolay bir görüntüye dönüştürüyor.

Afrika'nın başka bir tür “harita” sorunu var

Afrika’nın dünyadaki temsili sadece fiziksel harita ile ilgili değildir.  Ayrıca zihinsel haritalar da vardır. Fiziksel bir harita, bir ülkeyi veya kıtayı olduğundan daha küçük gösterebilir. Zihinsel bir harita ise koca bir kıtayı olduğundan daha basit gösterebilir.  Birçok insan için Afrika hâlâ tek bir hikâyedir. Oysa kıtanın 54 ülkesi var. Farklı siyasi sistemler, farklı ekonomiler, farklı tarihsel deneyimler, farklı toplumlar, farklı diller, farklı şehirler ve oldukça farklı güncel yaşamlar.

Dakar, Nairobi değil.

Kahire, Kotonou değil.

Lagos, Kigali ile aynı değil.

Oysa bazen hepsini tek bir kelimeye sığdırıyoruz: “Afrika.”

Bu kelime coğrafi olarak doğru olsa da entelektüel açıdan tehlikeli bir biçimde işe yarar hâle gelebilir.  Bu, 54 ülke, binlerce topluluk ve birbirinden kökten farklı siyasi ve toplumsal gerçeklikler hakkında, sanki tek bir konuymuşçasına konuşmamıza olanak tanıyor.  

Türkiye'de yaşayan biri olarak, aslında hangi Afrika ülkesinden, şehrinden veya toplumdan bahsettiğimiz sorulmadan, “Afrika” cevabının ne kadar çabuk verilebildiğini sıkça fark etmişimdir. Bir ülkenin siyasi krizini tüm kıtasının sorunuymuş gibi ele almak, bir ülkenin ekonomik gelişimini tüm Afrika’ya genellemek veya kıtadaki milyonlarca insanı tek bir sosyal kategoriye dahil etmek oldukça kolaydır.

Bu yüzden mesele Afrika’yı büyütmek değil. Mesele, Afrika'nın zaten sahip olduğu büyüklüğü daha doğru bir şekilde göstermek. Fark küçük görünebilir. Ama aslında önemli. Çünkü bazen bir şeyin algılanış biçimini değiştirmek için gerçekliğini değiştirmeye gerek yoktur. Harita, Afrika'nın topraklarına tek bir metrekare bile eklemiyor. Sadece gözümüzün önündeki görüntüyü değiştiriyor. Ve belki de burada durup kendimize de başka bir soru sormamız gerekiyor.  Dünyayı gerçekten olduğu gibi mi görüyoruz? Yoksa bize gösterildiği gibi mi?

Haritanın ötesinde

Benim için bu tartışmanın en ilginç kısmı tam burada başlıyor. Çünkü mesele sadece Afrika ile ilgili değildir. Haritalar dünyayı sınıflandırır. Haberler dünyayı çerçeveler. İstatistikler dünyayı sayılara dönüştürür. Fotoğraflar dünyayı belirli anlara sıkıştırır. Bunların hiçbiri gerçekliğin kendisi değil. Bunlar gerçekliğe açılan pencereler. Ve hangi pencerenin sürekli önümüzde tutulduğu önemli. Sadece Afrika'nın sorunlarını göstermek, Afrika hakkında yalan söylemek anlamına gelmez. Sorunlar var, savaşlar var. Yoksulluk var. Yolsuzluk var. İşsizlik var. Siyasi krizler var. Bunları romantize etmeye veya inkâr etmeye gerek yok. Ancak Afrika bunlardan ibaret değildir.

Aynı kıtada teknoloji şirketleri kuruluyor, şehirler büyüyor, üniversiteler araştırma yapıyor, sanatçılar küresel kitlere ulaşıyor, gençler yeni işletmeler kuruyor ve girişimciler sınırları aşan şirketler kuruyor. Bunların hepsi aynı anda doğru olabilir. Gerçeklik tek bir fotoğrafa sığmayacak kadar büyük. Belki de haritaların bize öğretebileceği en basit derslerden biri şudur: Bir görüntü olabilir ama gerçeğin tamamı olabilir.

Bu tartışma, Türk okuyucular ve küresel kamuoyu için başka bir nedenden dolayı da anlamlıdır.  Türkiye, uluslararası sistemin yapısını kimin tanımlayacağını sıklıkla sorguladı. “Dünya beşten büyüktür” argümanı, bu tartışmanın bir yansımasıdır. Harita meselesi ise farklı ama bununla ilişkili bir soruyu gündeme getiriyor: Dünya görsel olarak nasıl temsil edileceğini kim belirler?

Afrika hiçbir zaman küçük değildi

Afrika haritası Birleşmiş Milletler'in kararıyla büyümedi. Dünyanın ikinci büyük kıtası olan Afrika her zaman muazzam olmuştur. Değişen tek şey, dünyayı başkaları tarafından çizilmiş çarpık gözlüklerle görmeyi bırakma isteğimizdir. Dünyanın Afrika ve Küresel Güney hakkındaki görüşünü değiştirmesini talep etmeden önce, kendi duvarımızda aslı olan haritayı inceleyerek başlamalıyız.  

Afrika’nın daha büyük görünmesine gerek yok. Doğru ölçekte görülmesi gerekiyor. Zaten büyük. Belki de şimdi ihtiyacımız olan şey, onu olduğu o doğru ölçekte görmeye başlamaktır. Zira bazen dünya küçülmez ya da büyümez. Biz sadece ona yanlış bir haritayla bakmaya devam ederiz.

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...