11 Eylül ve Batı’da İslamofobi’nin yükselişi
11 Eylül saldırılarının 25. yılında İslamofobi yeniden gündemde. Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası değişen küresel dengeler, Batı’ya Müslüman göçü ve tarihsel önyargılar, İslam ve Müslümanlara yönelik ayrımcılığın şekillenmesinde önemli rol oynadı.
Bugün, Batı’da özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde Müslümanlara yönelik ayrımcılığın ötekileştirmenin -moda tabirle İslamofobi’nin- zirveye ulaştırıldığı tarih 11 Eylül 2001 New York saldırılarının 25. yıl dönümüdür. Bilindiği gibi İslamofobi, kelime anlamı olarak "İslam korkusu" demektir. Müslümanlara ve İslam dinine karşı sürdürülegelen önyargı ve ayrımcılıktan kaynaklanır. İslam ve Müslümanlara karşı duyulan irrasyonel nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve kin besleme anlamına gelir. İslamofobi kelimesi ilk kez 1991 yılında kullanılmış olsa da 11 Eylül 2001 New York’taki İkiz Kule saldırılarıyla yeniden dünya insanlığının gündemine getirildi. Günümüzde İslamofobi kavramından İslam dinini tanımaktan ve öğrenmekten kaynaklanan bir korku anlaşıldığı gibi bu korkuya dayanarak Müslüman bireylere karşı ayrımcılık ve düşmanlık yapılmasının meşru görülmesi de anlaşılır.
Batılı stratejistler, İslamofobi’yi dünya halklarına özellikle Amerika ve Avrupa’da Hristiyan kültür çevresinde yetişmiş insanlara niçin dayatmak istediler. Bunun güncel nedenleri arasında iki husus öne çıkıyor: İlki, Sovyetlerin dağılmasıyla komünizmin tehdit olmaktan çıkması. İkincisi, İslam dininin ve Müslümanların sayısının Batı’da ve Avrupa ülkelerinde hatırı sayılır biçimde artış göstermesi ve İslam’ın yayılışının önüne geçme düşüncesi.
İslam neden yeni tehdit ilan edildi?
1991’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Marksizm ve Leninizm’e dayanan komünizm ideolojisi Batılılar için tehdit olmaktan çıktığından yerine yeni tehdit olarak İslam’ı ve Müslümanları koydular. Çünkü İslam, Allah’ın insanlığa gönderdiği son ilahi mesajdı ve kilise tahakkümüne dönüşen Hristiyanlıktan uzaklaşan Batılı aydınlar arasında da hızlıca yayılıyordu. Yine İslâm, insanlar ve devletlerarasındaki ilişkilerde hakkı, hukuku öne çıkarıyor; ekonomik ve askerî güç sahiplerinin diğer insanlara baskı ve tahakkümünü kabul etmiyor, güçlünün yani dünyevi imkânlara sahip olanların bu imkânlardan mahrum olan insanlara yardım etmesini ve onlarla dayanışma içerisinde bulunmasını salık veriyordu. İslam’ın insan hak ve hukukunu üstün tutan, insanların insan olmaları hususunda eşit olduklarını ve yeraltı ve yerüstü kaynakların, doğal imkânların paylaşımında dayanışma ve yardımlaşmayı insanı bir değer olarak sunan bu tutumu, sömürüye dayanan kapitalist bir dünya düzeni benimsemiş kimi Batılı yöneticilerin stratejilerine aykırılık teşkil ediyordu. O yüzden İslam Batılı aydın insanlar arasında yayılmamalıydı.
İş gücü açığını karşılamak ve buna benzer nedenlerle Batı’ya giden Müslümanların zamanla sayılarının artması, Hristiyan din ve kültür çevresinde doğup büyüyen, tek tip insan yapısına sahip olan Batılıların kültür ve kimlerine müdahale olarak sunulmaya başlandı ve Müslümanlar ve onların yaşam tarzları ve inançları ayrımcılığa maruz bırakıldı. Böyle yapmakla, yani Müslümanları ötekileştirmekle kendi kültür ve medeniyetlerine sahip çıkmış olacaklardı.
İslamofobi’nin ideolojik kökleri
Bugün Batı’da Amerika ve Avrupa ülkelerinde 11 Eylül 2001 New York saldırılarıyla tekrar gündeme geçmiş olan İslam korkusunun yukarıda işaret ettiğimiz güncel nedenleri olduğu gibi tarihî nedenleri de bulunuyor. İslam korkusu ya da düşmanlığının tarihî ve ideolojik kökenleri Hristiyanların bilinçaltındaki İslam ve Hz. Muhammed imajının olumsuz yönde kodlanması; yani İslam’ı batıl bir din, Peygamberi Hz. Muhammed’i de sahte bir peygamber olarak kabul etmelerine dayanıyor. Bu olumsuz kodlama, Batı düşünce sistemini menfi yönde etkileyerek kendilerini hakiki din müntesipleri ve Tanrı’nın seçkin kulları, Müslümanları sahte dindarlar olarak görmelerine yol açtı. Bu algıyla Müslüman kimliği ötekileştirildi, kendileriyle mücadele edilmesi gereken varlıklar sınıfına konularak düşmanlaştırıldı, siyasi ve dinî rakip olarak görüldü.
Dolayısıyla İslamofobi’nin güncel nedenleri, bu tarihî ve ideolojik nedenlerden bağımsız olarak değerlendirilemez. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında Müslümanların Batı’ya göçü, kimi ırkçı Batılı çevrelerde İslamofobi’nin ilk fitilini yaktı. Akabinde bazı sosyal ve ekonomik gelecek kaygısıyla farklı inanç, yaşam ve kültüre sahip olan Müslümanlar ve göçmenler Batılılar tarafından yabancı bulunarak ötekileştirildi, 11 Eylül 2001 New York İkiz Kule saldırılarıyla bu ötekileştirilme zirve noktaya ulaştırılarak İslam ve Müslüman nefretine ve düşmanlığına dönüştürüldü. İnsanlığın sulh ve selameti açısından bu anlamsız İslam ve Müslüman imajını aklı selim sahibi Batılılar terk etmelidirler.

Olmak ya da Olmamak - Tiyatro, Hayat ve İnsan
Sanatın 6. dalı tiyatro, sahnede sadece bir oyun sunmuyor aynı zamanda hayatı ve insanı da anlatıyor. Dünyaca ünlü yazar William Sheakspeare’nin “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” sözünden ilham aldığımız podcast serimizde; tiyatroyu, alanının uzman isimleriyle konuşuyoruz..

Spor Sohbetleri
"Spor Sohbetleri" ile spor dünyasının nabzını tutmaya hazır mısınız? Her bölümde farklı bir konuyu ele alarak, sporun tarihini, kültürünü ve güncel olaylarını mercek altına alıyoruz. Taktik teknikten ziyade sporun toplumsal etkilerini masaya yatıyoruz. Eğer siz de sporun sadece spor olmadığına inananlardansanız "Spor Sohbetleri" tam size göre.