10 Eylül 2026

Popülizm siyasetin kurdudur

Trump’ın Dallas’ta 5.000 dolar vaadiyle başlattığı şov, 90’ların “iki anahtar” hayallerini ve döner-ekmek mitinglerini hatırlatıyor. Popülizm, halkın çaresizliğini mesiyanik lider mitosuna kurban eden siyasetin en sinsi kurdu.

Siyaset tarihinin değişmez, evrensel ve ne yazık ki en acımasız yasalarından biri varsa, o da kitlelerin rasyonel argümanlardan, karmaşık ekonomik analizlerden ve yapısal reformlardan ziyade doğrudan cüzdanlarına dokunan masallarla beslenmeye olan derin meylidir. İnsan psikolojisinin en zayıf halkası, karmaşık sorunların çözümü için çetin bir mücadele vermek yerine; her şeyi tek bir hamlede çözebileceğini iddia eden güçlü, kutsi ve mesihimsi bir "lider" figürünün arkasından gitme arzusudur. Dallas’taki Cumhuriyetçi ara seçim kongresinde kürsüye çıkan Donald Trump’ın, partisinin Kongre’yi kaybetmemesi hâlinde her yetişkin ABD vatandaşına 1 trilyon dolardan fazla bir maliyetle 5.000 dolar vadetmesi, tam olarak bu değişmez yasanın yirmi birinci yüzyıldaki en kusursuz laboratuvar örneklerinden biri.

Kendi ülkesinde yaklaşık %38'lik tarihî bir dip onay oranına mahkûm olan, halkın gözündeki popülaritesi erozyona uğramış bir başkanın; seçmenlerden rasyonel birer birey gibi değil, sanki kendisi yeniden oy pusulasındaymış gibi “lider odaklı” davranmalarını istemesi, sıradan bir siyasetçinin seçim stratejisi olmaktan fersah fersah uzak. Bu, modern demokrasinin devasa bir şov dünyasına, bir tarikat ayinine ve nihayetinde bir illüzyona dönüştüğünün en açık ilanı.

Lider kültünün doğasında, aklın ve rasyonalitenin bütünüyle iptal edilmesi yatar. Trump’ın salonun “tıklım tıklım dolu” olduğunu iddia ettiği ancak kameraların, bağımsız gözlemcilerin ve gazetecilerin salondaki yüzlerce boş koltuğu açıkça kaydettiği o gerçeklikten kopuş hâli, dünya siyaset tarihinin farklı köşelerinde defalarca sahnelenmiş trajikomik bir tiyatro oyunu. Bu manzaraya baktığımızda, Türkiye siyasi tarihinin tozlu raflarından bize göz kırpan çok tanıdık, ezber bozan bir melodi duyarız. 1990'lı yılların çalkantılı Türkiye’sinde meydanları sarsan, siyaset sahnesini bir anda değiştiren “Her aileye iki anahtar: Biri ev, biri araba” vaatleriyle halkın karşısına çıkan ezber bozguncularla, 2002 seçimlerinde Cem Uzan’ın liderliğindeki Genç Parti mitinglerinde statları dolduran, binlerce insana aynı anda marşlar eşliğinde döner-ekmek dağıtarak kurulan o neşeli, coşkulu, karnaval havasındaki popülist sefalet ortaklığı ruh ikizidir. Dallas’taki kongrede kürsüye gelen siyasetçilerin arkasında parti tabanından gelen politikacılar yerine UFC dövüşçülerinin çıkarılması, 12 saatlik ağır politik programların 5 dakikalık hızlı, pop kültürü esintili gösterilere kurban edilmesi, Türk siyasetindeki megafonla yapılan devasa miting şovlarının globalleşmiş, dijitalleşmiş versiyonundan başka bir şey değil. Burada amaç fikirleri tartıştırmak değil, kitleleri hipnotize etmek.

Popülizmin temel akaryakıtı

Popülizmin temel akaryakıtı; vaatlerin rasyonelliği veya fizibilitesi değil, o vaatlerin sahibinin kudretine duyulan irrasyonel inanç. Trump, kürsüde İran’la yaşanan nükleer gerilimlerden, petrol fiyatlarındaki fırlamalardan ve ülkenin üzerindeki “hasta bulutlardan” bahsederken bile çözümü kurumlarda, diplomatik mekanizmalarda veya uluslararası anlaşmalarda aramaz; doğrudan kendi şahsiyetinde, kendi iradesinde toplar. “Bunu size yapmak istemiyorum ama…” diyerek ekonomiyi, savaşı ve barışı kendi iki dudağının arasında tutan kudretli bir baba figürü yaratır. Tıpkı geçmişte Türkiye’de milyarları havada uçuran, barajlar, fabrikalar ve sınırsız mazot vaatleriyle halkın kalbini kazanan liderlerin simgeleştiği gibi, burada da parti programları, ideolojiler, bütçe dengeleri ve anayasal sınırlar buharlaşır; geriye sadece “Kurtarıcı” kalır. Kurumlar kişiselleştirilir, kişiler ise dokunulmazlaştırılır.

Ancak popülizm siyasetin kurdudur; çünkü en büyük zararı yine kendi taşıyıcısına, yani bizzat siyasetin kendisine ve onu üreten sisteme verir. Tıpkı Dallas'taki kongrede biletlerin başta çekilişle verileceği duyurulup halktan beklenen çılgın ilgi görülmeyince anında sistemsel onaylara dönülmesi ve birçok savunmasız Cumhuriyetçi adayın bu ucuz şovdan kaçarak arka kapılardan kaçması gibi, popülist balonlar da gerçeklikle temas ettiklerinde sönme tehlikesiyle karşı kaşıya kalırlar. Nitekim UFC dövüşçüsü Justin Gaethje’nin ringdeki rehavet hikâyesini 80 yaşındaki Trump’a uyarlayarak “Oy vermeyi bırakırsak eleniriz” uyarısı yapması, aslında bu siyaset tarzının ne denli kırılgan ne denli paranoyak ve sürekli bir dış düşman ya da iç kriz pompalamaya muhtaç olduğunu gözler önüne serer. Kriz üretmeyen bir popülist lider yaşayamaz; çünkü varlığını yalnızca bir “varoluş savaşı” anlatısı üzerine kurabilir.

Demokratik kurumların içini boşaltan, devlet mekanizmalarını bir realite şovuna, bir televizyon stüdyosuna çeviren ve seçmeni bilinçli birer vatandaş değil, stadyumdaki taraftarlar gibi konumlandıran bu zihniyet, modern dünyanın gördüğü en tehlikeli siyasi hastalıktır. Dallas’taki 1 trilyonluk 5.000 dolarlık çek de Türkiye’deki 90'ların “iki anahtarı” da miting meydanlarında dağıtılan plastik tabldotlardaki döner ekmekler de aslında aynı evrensel gerçeğin farklı coğrafyalardaki tezahürleri. Halkın ekonomik çaresizliği, yoksulluğu ve gelecek kaygısı, liderlerin devasa egolarını besleyen, onların sınırsız iktidar hırsını finanse eden birer tiyatro biletine dönüştürülüyor.

Siyasetin kurdu olan bu zihniyet, kemirdiği ağacın devrileceğini gördüğü an bile şovuna devam eder. Trump kürsüden inerken seçmenlerine “Lütfen aday olduğum varsayımıyla oy verin” diye yalvarıyordu. Ve o şov bittiğinde, ışıklar söndüğünde, meydanlardaki kalabalıklar evlerine dağıldığında, geriye kalan tek şey vaatlerin o muazzam boşluğunda kaybolmuş bir enkaz yığınıdır. Popülizm, halka her şeyi vaat ederek aslında halkın geleceğini çalan en eski, en sinsi ve en yıkıcı siyaset sanatından başka bir şey değil...

Podcast

19 December 2023
Doç. Dr. Hasan T. Kerimoğlu
Darbeler, İhanetler ve İsyanlar
28:19
0:01

Url kopyalanmıştır...